Baykuşlar göründükleri gibi değildir*

Yazı: Vecihe Utkan

“Benim için, bir ruh halini belirleyen, ifade eden en büyük etken David’di.”

Angelo Badalamenti

90’ların başında, 2 sezonu toplam 29 bölüm olarak yayınlanan David Lynch ve Mark Frost’un yarattığı kült dizi Twin Peaks hakkında söylenebilecek en açıklayıcı cümleyi dizinin müziklerini yapan Angelo Badalamenti söylemiş.

Twin Peaks diziden çok bir ruh hali; çünkü Seattle yakınlarında bulunan, neredeyse hep kara bulutlar ve sisle kaplı, sık bir ormanın çevrelediği “hem harika hem de tuhaf” Twin Peaks kasabasının popüler kızı Laura Palmer’ın çok üzücü hikayesini anlatan alternatif bir evren aslında. Bu alternatif gerçeklik  David Lynch tarafından 90’lar modu , film noir, thriller, komedi, rüya sekansları, absürtlük, baykuşlar, çok iyi kahve ve vişneli turtalar ile yaratıldığı için olsa gerek; dizi garip bir şekilde ev gibi sıcak bir his uyandırıyor izleyende.

tw2

twb

Bu harika hissi uyandıran, birbirinden manyak karakterleri, dahiyane fikirleri ve sahneleri olan televizyon tarihinin en esrarengiz, korkunç, anlaşılmaz, rüya benzeri yapım, 1991 senesinde yayınlanmış olan son bölümünde Laura Palmer’ın da söylediği gibi, 25 sene sonra geri döndü.

Carel Struyckenin a still from Twin Peaks. Photo: Suzanne Tenner/SHOWTIME

Tüm senaryosu yine David Lynch ve Mark Frost tarafından yazılan Twin Peaks 2017’nin 18 bölümü de David Lynch tarafından çekildi. Yeni bölümlerinden ilk dördü yayınlandı. Bir Twin Peaks fanı olarak söyleyebilirim ki, David Lynch dizinin severlerine de yeni başlayacak olanlara da eşit davranıyor. Çok sayıda yeni karakter ve zaten anlaşılamamış asıl konu ve olaylar, 90’lı yılların bölümlerinden devam eden diziye yeni bir hikaye örgüsü ile kademe atlatıyor. Bu yüzden mantık yürütmekle tahmin ettiğim birkaç ufak şey dışında dizinin gerçekten nereye gittiğini kestirmek çok zor. Sürreal mekanlar, karanlık  müzikler ve gergin sahnelerin varlığı ve ustalığı; eski oyuncuların 25 sene sonraki hallerini görünce ve kulağa çok hoş gelen Angelo Badalamenti müziklerini duyunca hissettiğim nostalji, hikayeyi adeta kurgudan çıkarıyor, gerçek kılıyor.

tw3

tw5.jpg

Twin Peaks’i bu kadar övmüş, hikayenin derinliğinden bu derece abartıyla bahsetmişken şu ana kadar verilen 4 bölümün de en sonunda bulunan bar sahnelerine bir anlam veremediğimi belirtmek istiyorum. Her bölüm sonunda bir müzik grubu Twin Peaks’de bir bar olan Roadhouse’da konser veriyor. Sanki, zaten müzisyen de olan, David Lynch’in sevdiği şarkı ve grupları göstermek için diziye yapıştırıverdiği veya ticari kaygı yüzünden kanalın diretip diziye zorla dahil ettirdiği bu konser sahneleri yüzünden sığ bitiyor bölümler. Halbuki 90’lı yılların bölümlerinde ve seriye önsöz olan ama diziden sonra çekilen Twin Peaks Fire Walk With Me filminde de bu tarz sahneler var. Ama gerçekten de ne gereği vardı sanki Amerikan lise dizisiymiş gibi her bölümde bu sahneleri koymanın?

Burada yeni izleyeceklere veya zaten Twin Peaks manyağı olan fanlara ahkam kesecek, bölüm eleştirisi yapacak veya soruları yanıtlamaya çalışacak değilim. Çünkü bu herhangi bir David Lynch filmini anlatmaya çalışmak kadar saçma ve gereksiz. Twin Peaks bir kasaba veya bir dizi değil, o bizi şaşırtan,  kendi ruh haline ve hayal dünyasına davet eden, yaratıcılığın, kaliteli yapımların, 90’lardan gelen o sıcak nostaljik hislerin, dizilerin ve David Lynch’in daha neler anlatabileceğini gösterecek olan “harika ve tuhaf bir yer”.

* The owls are not what they seem

Twin Peaks playlisti için tık tık!

Görseller imdb‘den alınmıştır.

Save

One thought

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s