Tırabzanlara tutunmak

Bu yazıyı 5 yıl önce, Londra’ya yeni taşındığım zamanlarda kendi bloguma yazmıştım. Azıcık güncelleme ile buraya da taşımak istedim; çünkü hatıralar ancak anlatıldıkça yaşıyor, birinci elden olmasa bile.

Evin yakınlarında pek sevdiğim bir yer var: Victoria Park. 1850lerde Kraliçe Victoria tarafından, koleradan ve akciğer sorunlarından bıkmış Doğu Londra halkının sağlığı düzelsin diye yaptırılmış. Genelde parklar kraliyete ait; ama Victoria bu parkı halka bağışlanmış. O yüzden bir diğer adı da People’s Park. Yakınımızdaki metro durağı da Bethnal Green. Kabaca 3-4 otobüs durağı mesafesi var parkla arasında. Bethnal Green durağı, Londra’nın en hip semtlerinden Shoreditch’in de Doğu sınırı. Tüm o eğlenceli gece hayatının sıradan mahalle hayatıyla kaynaştığı yer. Şehrin diğer bölgelerinde yaşayanlar için, East End’in başladığı nokta.

Duraktan çıkarken gözüme çarpan minicik tabeladan öğrendiğim kadarıyla, 2. Dünya Savaşı’nda gerçekleşen meşhur bir Bethnal Green Vakası var. Ben durak civarı bombalanmıştır, metroya bomba düşmüştür diye düşünüyordum; oysa öyle değilmiş. Efendim internet sağolsun, kısa bir çalışma sonrası hikayeyi öğrendim, anlatayım isterim:

Sevgili parkımız sivillere kapanıp uçaksavar alanı ilan ediliyor savaş sırasında. Uçaksavar roketlerin cinsi cibiliyeti de gizli tabii. Park dediğin de ufak değil, 86 hektar alan, döne döne uçak savıyolar. Churchill’in radyodan o efsanevi vatanseverlik çağrısını yaptığı, gönüllülerin St Paul Katedrali’nin tepesinden Alman savaş uçağı gözetlediği yıllar. Bunun dışında hayat devam ediyor. Okullar olabildiğince açık, sokaklar olabildiğince canlı. Bethnal Green’deki sinema çok popüler, örneğin.

Neyse, yıllardan 1943, günlerden 3 Mart, gece vakti delice bir siren sesi duyuluyor: bombalama uyarısı. Bir önceki gece İngilizler Berlin’i ağır bir şekilde bombalamış, Londra halkı karşı saldırı huzursuzluğunda. 1940-1941’deki Blitz sırasında 57 gece boyunca bomba yiyen bir şehirden bahsediyoruz; yani siren sesi sevimsiz olsa da fazlasıyla tanıdık.

tube-blitz
Blitz sırasında Aldwych durağına sığınanlar (Bethnal Green için temsili fotoğraf, evet).

Bethnal Green metro istasyonuysa, inşaatına henüz başlanmışken savaş çıktığı için rayları bile döşenmemiş halde. Savaşın ilk yıllarından beri, 5.000 ranzası olan, toplamda 12.000 kişiyi koruyabilen, geniş bir sığınak görevi görümüş; hatta içinde kütüphane bile kurulmuş. O zamanlar birçok metro durağı için geçerli bu uygulama.

Siren sesinden sonra, yakındaki insanlar başta sakince; ama hızlı adımlarla istasyona gidiyor sığınmak için; sinemadan çıkanlar, otobüs durağına yanaşan üç otobüsten az önce inmiş olan herkes. Yağmurdan ıslanmış merdivenleri sakince iniyorlar, ne de olsa bu haftada 2-3 kere olan bir rutin ve tüm dünyanın bildiği üzere İngilizliğin özü “keep calm and carry on”dur. 2.000 kişi istasyona rahatça girmeyi başarıyor.

Genelde bu sirenlerin ardından patlama gelmiyor; ama o gün istisna: dev bir patlama sesi duyuluyor. Hiç duymadıkları bir patlama sesi ve çok yakından. Fazla yakın. “Alman bombası” diye bildikleri şey değil. Hiçbir şey gibi değil. Olağan “e hadi sığınaklara inelim” refleksi yerini kontrollü bir telaşa bırakıyor. Metro girişindeki  merdivenleri inen çocuklu bir kadının ayağı kayıyor, düşüyor. Hemen ardından da yaşlı bir adam. Karartma gecesinin zifir karanlığında,  aydınlatması da tırabzanı da olmayan metro girişinde koşanlar merdivende düşenleri görmüyor. 15 saniye içinde 300 kişi düşüyor peşi sıra. Toplamda 62’si çocuk, 173 kişi ölüyor ve 90 kişi yaralanıyor.  Ölenlerin çoğu çocuk ve kadın; sığınağa girişinde öncelik verilenler. 173 kişi, üst üste ezilerek ölüyor. Bu, İngiltere’nin 2. Dünya Savaşı sırasında ülke içinde yaşadığı, bir seferde en yüksek sayıdaki sivil kayba neden olan facia.

bethnal-green-tube-disaster-plaque

Peki o patlama neymiş? Olayın ertesinde (ve on yıllar boyunca) düşman bombası dense de, bomba değilmiş. Victoria Park’ta, bizzat İngiltere tarafından atılan yeni tür bir uçaksavar roketinin sesiymiş; gizli bir deneme atışı yapılmış (kaynak, yıllar sonra yapılan bir BBC programı). Yani 173 kişi, sahiden pisi pisine ölüyor: ortada bir Alman bombası bile yokken. “Ezilerek ölmek nedir?” derseniz, teni maviye, mora, siyaha dönecek kadar oksijensiz kalmış çocuklar derim. Kurtulanların ve kurtarma ekibinde çalışanların anıları şurada.

bethnal2

Olay fazla soruşturulmuyor başta, üstü kapanıyor. Ölümler kaydediliyor, o kadar. Sağ kurtulanlar sessiz kalmaları için uyarılıyor. Savaşta moral bozmanın, düşmana koz vermenin anlamı yok. Keep calm and maalesef carry on. Daha sonra, ölenlerin yakınları soruşturma istiyor; çünkü halk metro istasyonuna koşarken etrafta tek bir polis bile yokmuş. Soruşturma açılmıyor. Uçaksavar denemesi sırasında sivil halk için alınabilecek ama alınmamış önlemler tartışılmadan, ölen öldüğüyle kalıyor. Sadece bir rapor tutuluyor: “Evet, hiçbir kolluk kuvveti yoktu ama olsaydı dahi toplu histeri halindeki sivil kalabalık içinde ölümler kaçınılmazdı. Polis bir şey yapamazdı“. İngilizlerin her derdi sakince defetmesine yardımcı olan “keep calm and carry on” sözü, burada kurban suçlamaya dönüşüyor: sakin olsalarmış. Oysa olaydan sağ kurtulanlar, “panik olmamıştık, sadece çok fazla çocuk vardı” diyor; “tek bir görevli olsaydı, bu yaşanmazdı“. İtinayla üstü kapanan bu olay için bugün “zamanının Hillsborough faciası” deniyor.

bg-tube-handrail-installation

Kazanın dolaylı sebeplerinden biri de metronun tamamlanmamış olması. Durak henüz açılmadığından, metro girişi ahşap panellerle çevrili merdivenden ibaret, tırabzan filan yok. Aslında bu yönde bi talep hükümete iletilmiş; ama faaliyette bile olmayan bir durak için savaş zamanı böyle bir harcama yapılması, hele ki metal tırabzan filan, tabii ki onaylanmamış. Olaydan sonra aceleyle tırabzanlar konuyor, bir de her basamağın kenarı beyaza boyanıyor ki karanlıkta görülsün.

***

Böylesine büyük ve (bence İngiltere’deki sayılı) pisi pisine ölme vakalarından biri olan olay, konuşulmuyor ve unutuluyor yavaş yavaş. Cephede tek asker ölse dahi uygun bir yere anıt dikiveren İngilizler için bence sıradışı bir durum. Nihayet 2005’te mi ne, Victoria Park içine ufak bir dikilitaş yapılıyor. Tabelası ufak, önünden geçenlerin merakını cezbetmeyecek kadar silik.

hollow_long
Planlanan anıt, cennete uzanan, içinde 173 kurbana ithafen ufak kubbeler olan, ters bir merdiven şeklinde.

Olayın hayatta kalan kurbanları, 2007 yılında bir araya gelip bir “anıt fonu” oluşturuyorlar. Ölenlerin anısına öyle basit bir plaket değil, ihtişamlı bir anıt yaptırmak için. Seçilen proje, iç kısmındaki 173 konik çukurdan ışık yansıyan, ters duran bir merdiven heykeli, “Stairway to Heaven”. Ben bu yazıyı ilk yazdığımda, proje tamamlanmamıştı; ancak bir ilerleme var. Anıtın büyük kısmı yerleştirildi, şimdi amaç en üstteki, ters duran merdiveni yerleştirmek. Anladığım kadarıyla onun da üretimi bitmiş; ancak üstlenici firma iflas ettiği için gecikmiş. Bu yaza anıt nihayet tamamlanırsa yazıyı sevinçle güncelleyeceğim.

bethnal1
Anıtın bugünkü hali. Metro girişinin hemen yanında, tamamlanmayı bekliyor.

Bu anıt fonundan daha önemlisi, olayı yaşayanların, kurban yakınlarının anılarının derlenmesi. Aralarında, bugün 101 yaşında olan, olay gecesi yakındaki çocuk hastanesinde görevli olan doktor da var. Her yıl anma törenine katılıyormuş, aksatmadan. Görev aldığı o harika, yüzyıllık hastane birkaç yıl önce yıkıldı, şimdi yerinde lüks daireler var. “Doğu Londra’da hipsterlara komşu yaşayın!” sloganıyla satıldı hepsi. O hastaneden geriye hiçbir şey kalmadı; o doktorun, o geceye ait anıları hariç.

all20the20kids20collage20charles20jenkinsstairway20to20heaven20memorial20trust
Olayda ölen çocuklardan bazıları. Fotoğrafları olanlar, diyelim.

Zamanında bu küçük mahalle için çok sarsıcı, derin bir acı olmuş, yas tutamadan susturulmuş çoğu. Bazen otobüsteki yaşlılar Bethnal Green durağına gelince büyük bi heyecanla “savaşta çocuktum ben, burada saklanırdık” deyiveriyor yanındakine, sonra yüzleri bulutlanıyor. Bunu sırf Dünya Savaşı acılarına yormak yerine, belki bir ihtimal, bu trajediyi yaşamış olabileceklerini biliyorum. Biliyorum; çünkü toplumsal hafıza unutulmasını kabul etmedi. Üzerine sözlü tarih çalışmaları, video kayıtları yapıldı. Bugün istasyonun dibinde QR kodları var, telefonunuzla tarayıp hikayesini öğrenebiliyorsunuz; çünkü unutulmasını istemeyenler var ve onların sonsuz inadıyla damlaya damlaya tarih oluyor.

Ben her gün, işte bu duraktan metroya biniyorum. Girişinde geniş, tırabzanlı, kenarı beyaza boyalı 20 basamak var. Yağmurda ayağım kayınca tırabzana tutunduğum her an, o 173 kişiyi anıyorum. Tırabzanlar hâlâ önemli.

 

Fotoğraflar ve kaynakça: bgmemorial.org.uk, BBC

One thought

  1. İçim sızladı ya, feciymiş. Kopyala-yapıştır olmayan bilgilendirici ve iyi araştırılıp yazılmış yazılara hasretim dindi, elinize sağlık. Umarım Londra’ya dair böyle bir sürü hikâye biliyorsunuzdur ve hepsini yazarsınız. Teşekkürler Mahmut.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s