Gelişimin kişiselliği

Yazı: Ferhat Can

IMG_5443
Merhaba ben geldim. Bu da benim kişisel gelişim.

Yazı da kişisel gelişim hakkında olacak ve ana fikri şu: Kişisel gelişim için yazılmış hiçbir şeyi okumayın. İşe yaramaz.

Kişisel gelişim kitapları harika kararlar almanızı sağlayabilir. Fakat bu kararlara göre davranışlarınızı şekillendirmeniz için hiçbir şey yapamazlar. Hayatınız üzerinde kalıcı bir etki yaratamazlar.

İnsan beyni henüz bilimin de nasıl olduğuna tam karar veremediği bir yol ile duyguları yaratıyor. (Örneğin: Nefret) Daha sonra bu duygular, bazı düşünceler ve ön kabuller ile ilişkilendiriliyor. (Bkz. Beklemekten nefret ederim.) En sonunda ise tüm bu sistem birleşerek davranışlarımızı şekillendiriyor. (Bkz. Beklemekten nefret ettiğim için, beni bekleten insanlara -onları sevmeme rağmen- sert cümleler kuruyorum.)

Burada kişisel gelişim kitaplarının önerisi şu şekilde oluyor;

Size değer veren insanların kalbini kırmayın.

Hayat kısa. Kimseyi ufak şeyler için üzmeyin.

Karşı tarafta sert cümleler kurduğunuz insana tavsiyesi ise şu şekilde;

Kimsenin sizi üzmesine izin vermeyin.

Harika kararlar… Kimsenin bizi üzmesine izin vermez ve kendimiz de kimseyi üzmez isek dünya gerçekten harika bir yer olabilir.

Peki olur mu öyle şey? Hayır, olmaz öyle saçma şey.*

Eğer bir Pokemon değilseniz, kararlar alıp değişime uğrayamazsınız.

Ama bu kitapları okuyarak kendiniz haricinde birçok şeyi değiştirebilirsiniz. Eskileri atabilir, yenilikler tadabilirsiniz. Spora başlayabilir, sigarayı bırakabilirsiniz. Hatta dönem dönem olumlu anlamda motive bile olabilirsiniz.

Ama “kişisel gelişim için yazılmış” kitapları okuyarak kendiniz için “yeni bir ben” yaratamazsınız.

Çünkü kişisel gelişim kitaplarının ne yazık ki sadece adları kişisel.

Kitaplar, babanız ile kurduğunuz ilişki kadar kişisel olmadan sizi değiştiremezler. Yani Kafka, babanızla aranızda olan, o kadar kişisel bir sorununuza değinmiştir ki, okuduğunuzda sizde soru işaretleri yaratabilir. Yıllardır yaptığınız ve size çok mantıklı gelen açıklamalara şüpheyle bakmanızı sağlayabilir. Değişim ise ancak bu kuvvetli şüphenin yarattığı kasvetli, kaygı dolu ve adeta iç tırmalayan bir sürecin sonunda ulaşılabilen büyük ödüldür.

Yani tek yol Kafka, kişisel gelişim asla.

Peki mutsuzluğumuz için ne yapalım? Çektiğimiz acıların bizi yormaya devam etmesine izin mi verelim? Esasında fena fikir değil. Eğer aldığınız bir karardan dolayı mutsuzsanız, o kararın sizi neden mutsuz ettiğini anladığınızdan emin olana kadar o kararı değiştirmemek (mutsuzluğunuzun işlevsellik kazanmasını beklemek) size çok şey katabilir.

Yani kişisel gelişim kitaplarında dendiği gibi sizi mutsuz eden herkesi yarın hayatınızdan çıkarmayın. (Kimsenin seni üzmesine izin verme diyenler hariç.) Ha tabii insanların sizi üzmelerine de izin verin.

Çünkü aslında kimse kötü değil. (Kötüler hapiste!) Unutmayın ki en kötülerin bile kötülük etmedikleri arkadaşları var. Bizim gibi iyi insanların da kötülük ettikleri bir başkaları var.

O yüzden, “Ah bu kötüler yok mu bu kötüler… Hep onlar mutsuz ediyor beni” demek yerine, mutsuzluğunuzu anlamaya çalışın.

Peki nasıl? Aslında bunun nasıl yapılacağını size kimse öğretemez. Çünkü öğretilebilen bir şey değildir ancak öğrenilebilir.

Tabii ki bu süreçte yardım alabilirsiniz. Mutsuzluğunuzu değil ama “sizi mutsuz eden olayları” bir terapist ile daha rahat çalışabilirsiniz. Doğru sorular doğru yanıtları vermenizi hızlandırabilir. Kaçtığınız, çekindiğiniz, dokunmayı değil yaklaşmayı dahi istemediğiniz türden mutsuzluklarınıza yanınızda birisi varken daha kolay yaklaşabilirsiniz. Ama sizin mutsuzluğunuzu hiçbir terapist size anlatamaz. Onu sadece siz görebilir, ona sadece siz dokunabilirsiniz.

Ayrıca her mutsuzluğu sonlandırmak gibi bir gayeniz de olmamalı… Mutlu olmak da, mutsuz olmak da işlevi olan duygulardır. Sıkça yanlış bilinenin aksine birbirlerine karşıt ya da alternatif değillerdir. Aynı anda var olabilir ya da beraber kaybolabilirler.

Her ikisini de ortaya çıktığı sahne ile birlikte değerlendirmeniz gerekir. Örneğin sevdiğiniz birisinin canının yandığını öğrendiğinizde yaşadığınız mutsuzluk, o kişiye destek olur. Çektiği acının bir başkası tarafından da hissediliyor olması, o kişinin iyileşmesini hızlandırır. Size de o kişiye destek olmanın tatminini yaşatır. Mutsuzluklar beyinde ömür boyu hatırlanacak derecede kuvvetli anılar ürettiği için bundan sonraki dönemde o kişi ile aranızdaki bağı kuvvetlendirir. Dost kazanırsınız.

Yani aslında mutsuzluğunuz ile de birçok şey başarabilirsiniz; yeter ki işlev kazansın.

Mutsuzluğun kitabını yazmış bi abimiz olan Kafka ile bitiriyorum sevgili Mahmutlar:

“I have the true feeling of myself only when I am unbearably unhappy.”

Yani diyor ki, “Sadece dayanılmaz şekilde mutsuz olduğum zamanlar gerçek ben’i hissediyorum.” 


*
Youtube’da takip ettiğim bir görüntü yönetmeni vlog’u.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s