Londra Rehberi: Ağustos – Eylül

Aylar ayları kovalıyor, şehr-i Londra durmak bilmiyordu sevgili Mahmutterlar. Londra ayrıca benim hava durumu tahmin ve umutlarımı boşa çıkarmaya ant içtiği için son 15 gündür soğuk ve yağmurlu. Derken güneş bir an için açıveriyor ve sanki hepimiz Oh So Quiet klibindeki Björk’üz, öyle bir neşe, 32 diş bir gülümseme. N’apalım, bu şehir de böyle güzel. Hem bu sayede, 3. kat balkonundaki petunyanın tohumu kaldırıma düşünce düştüğü yerde filizlenebiliyor. Sonra yerde bitiveren çiçeklerden komşu saksıların çiçeğini tahmin oyunu oynayabiliyorsunuz. Taş duvarların kırıklarından mine çiçekleri fışkırıyor. Yağmurluyuz; ama yeşil de bizde.

Ağustos’un son haftasının pazartesi günü İngiltere’de resmi tatil (kısaca 28 Ağustos da diyebilirdim, evet). Bu da son bir yaz tatili için akın akın sıcak denizlere giden İngilizler demek. Türkiye’de Kurban Bayramı tatiline yakın olduğu için, olur da yolunuz buraya düşerse şehri her zamanki kuru kalabalığından azade, pek keyifli bir halde bulabilirsiniz.

Başlayalım.

Into the Unknown – Barbican Centre

1-into-the-unknown-a-journey-through-science-fiction-barbican-centre-3-june-e28093-1-september-crsite

Biricik sevgilim Barbican Centre’da 1 Eylül’e kadar süren Into the Unknown sergisi, bilim kurgu üzerine. Kitaplar, filmler, maketler, maskeler, çizimler, storyboardlar derken tatlı tatlı geziliyor. Bir ara Cüneyt Arkın’ın “Dikkat et arkandalar!” haykırışıyla irkilince Dünyayı Kurtaran Adam’dan bir bölümü ekranda gördük, bayrakları astık. Çocuklar için yapılan “Marslılar Dünya’yı İşgal Ediyor” oyun kartları, “2025’te Moskova” çizimleri, Alien, Ex Machina gibi filmlerin maske ve dekorları sayesinde insanlığın hayalgücüne hayranlık beslemek için güzel vesile.

Notting Hill Karnavalı

notting hill
foto: Evening Standard

Baştan uyarayım: gitmedim, gitmeye cesaret edemedim; ama Avrupa’nın en renkli, en kalabalık, en deli sokak karnavalı. 1964’ten beri Ağustos’taki tatil zamanı düzenleniyor; bu yıl 27-28 Ağustos’ta olacak. En deli gün tabii ki pazartesi: zaten tatil olan pazar gününde coşmanın pek bir anlamı yok.

Geçen yıl yaklaşık 2 milyon kişi, Notting Hill sokaklarını ipini koparmış bir partiye çevirdi. Dolayısıyla, Ain’t No Sunshine dinleyerek kitapçı gezeceğiniz o romantik Notting Hill bu değil. Aranızda gözü yiyenler varsa, denemesi bedava. Websitesinden hem tarihi, hem programı hakkında bilgi edinip makul bir güzergah belirleyebilirsiniz.

Birkaç tavsiye: 1) arkadaşlarınızı illa ki kaybedeceksiniz, telefon çekmeyecek ve bir de bakmışsınız yeni arkadaşlarınız oluvermiş. Aklınız başınızdayken bir buluşma yöntemi / yeri belirleyip kolunuza yazın, sonra o kolu çok seveceksiniz. 2) Mümkünse çanta, pasaport vs taşımayın; ama üstünüzde bi kimlik olsun. 3) Herhangi bir şey içmeye mümkün olduğunca geç başlayın; çünkü çişiniz en olmadık anda gelecek. Mahallelinin tuvaletlerini 10 pound’a işlettiği, sarhoşların bahçelerden süpürgeyle kovalandığı maceralara ne kadar geç karışsanız, o kadar iyi. Unutmayın: Londra nüfusu 9 milyon. Karnavala 2 milyon insan katılıyor. O kadar tuvalet = yok. 4) Çıplaklığa, dansa, sataşmalara, sarhoşlara tahammülünüz yoksa veya durmadan yorgunluk ve kalabalıktan şikayet edecekseniz hiç bulaşmayın. Bu bir karnaval; sırf siz instagrama fotoğraf koyun diye düzenlenen kostümlü geçit değil.

Southbank Centre – Festival of Love

Her sene yenilenen programıyla, Festival of Love yine yeniden bizlerle. İki ay boyunca sevginin her hali kutlanıyor: temelinde Antik Yunan’daki 30 farklı sevgi tanımı arasından seçilmiş “Sevginin Yedi Hali” var. Böylece salt aşk veya sevdanın ötesine geçiliyor; örneğin geçen sene evlatlık edinen ve edinmeyi düşünen aileleri buluşturan bir aile workshopı düzenlenmişti. Konser, enstalasyon, pop-up etkinlikler, sanat merkezi civarındaki kum havuzu, yaz döneminde kurulan sirk çadırı, pop-up gösteri alanı ve her hafta sonu kurulan sokak yemeği standlarını da düşününce, yazın Londra’ya gelip de Southbank Centre’a uğramamak biraz şey… ayıp olur.

Brixton Beach

beach20parties

Kumsalımız yoksa hiç heveslenmiyoruz da demedik. Londra’da Karayipli nüfusun en yoğun yaşadığı bölge olan Brixton, yaz hasretini biraz daha fazla hissediyor. Brixton Rooftop bu yıl konserler, güzel yemek ve kokteyller eşliğinde bir beach party teması yakalamış. İyi de yapmış.  Etkinlikler 1 Ekim’e kadar devam ediyor, biletleri websitesinden alabilirsiniz. Pina colada mı mojito mu içsek derken saatler geçiverecek.

Tate Britain – Queer British Art

henry_scott_tuke_-_the_critics

Tate galerilerini anmadığım bir Londra rehberi tabii ki düşünülemezdi. Bu seferki adres Tate Britain. Eşcinselliğin suç kapsamından çıkarılmasının 50. yılı şerefine düzenlenen bir sergiyi ağırlıyor. LGBQ sanatçıların baskı dönemlerinde seçtikleri örtülü ifade şekillerini ve politik-kişisel-erotik anlatımların birbirine geçişini anlatan, kapsamlı bir derleme diyebiliriz; ama aslında bu bir kutlama. Sanatın her baskıya karşı bir nefeslik yer açışı, insanlık için ortak ve tanıdık olanı görünür kılması, tam da bu gibi yıldönümleriyle kutlanmalı. Sergi yoğun talep sebebiyle 1 Ekim’e kadar uzatıldı.

Royal Academy of Arts – Matisse in the Studio

d23ba9f4e1efb77f04860ed45b75a1d4
foto: pinterest

Diğer Matisse sergilerinden farklı olarak ressamın stüdyosuna odaklanan bu sergi, ilham aldığı obje, mobilya ve seyahatlerin izini eserleri üzerinden sürüyor. Matisse, Afrika maskelerinden Buda heykellerine ve Çin kaligrafisine uzanan bir dünyayı, Nice’deki küçük atölyesine sığdırıvermiş. Yetmemiş, tüm bu nesnelerden yepyeni, rengarenk bir dünya yaratmayı başarmış. Sergi kasım ayına kadar devam ediyor.

Natural History Museum – Wildlife Photography of The Year

image

52 yıldır düzenlenen fotoğraf yarışmasının kazanan ve finalistleri, şehrin en eğlenceli müzelerinden birinde 10 Eylül’e kadar gezilebilir. Doğa fotoğrafları sergisi için bu şehirde daha iyi bir mekan yok.

Parklar ve Bahçeler

Büyük parkları döne döne gezeceğinizi düşünerek, ben yine şehirde veya yakınlarında küçük vahalar önereceğim.

Geffrye Museum ve bahçesi: ev müzesi bizde pek yaygın değil; ama bir dönemin sıradan ev hayatını anlamaya çalışmak İngilizlerin sevdiği bir şey. Bath’daki Georgian evleri gezmek gibi, Londra’da da bu müzede bir zaman kapsülü içinde, o ev hayatını deneyimleyebiliyorsunuz. Müze ufak, çok vakit almıyor. Sonrasında bahçelerinde dolaşıp kafesinde soluklanmak için vaktiniz olacak. Müze Hoxton’da olduğu için çıkışta güzel bir tapasçı veya kokteyl bara gitmek çok kolay.

petersham
Petersham = vaha.

Petersham Nurseries: Brunchıyla meşhur, pek harika bir sera. Asıl yeri olan Richmond turistlere biraz uzak kalabilir; ama üzülmeyin, Covent Garden’a bu ay yeni bir şube açtılar. Özellikle brunch için rezervasyon iyi bir fikir; yoksa kafesiyle yetinmek de gayet tatmin edici.

Highgate Mezarlığı: Pek normal bir öneri olmayabilir; ama sebeplerim var. Öncelikle, Karl Marx’ın mezarı burada. Yerini söylemeyip harita almanızı istiyorlar; ama azmedip kendiniz bulabilirsiniz. Highgate sadece bir mezarlık değil, ağaçların 19. yüzyıldan beri mezar taşlarına yosunlarla sarıldığı bir bahçe. Batı kanadını ziyaret için önceden rezervasyon gerekiyor. Meraklısı için: hayaletli olduğu da söyleniyor ama bence onlar etrafta tıkır tıkır dolaşan tilkilerin sesi. George Michael’ın mezarı da burada, her daim taze çiçeklerinden tanıyabilirsiniz.

mayfield

Mayfield Lavanta Tarlaları: Şehirden (birkaç aktarmayla) yarım saat içinde Surrey’deki bu muazzam çiftliğe gidiyorsunuz; özellikle Ağustos ayında ziyaret için ideal. Mor ve romantik, mis kokulu bir tarla – daha ne diyebilirim ki? Lavantalı organik ürünler, amatör fotoğraf çekimleri için de harika.

Yemeler içmeler

Sokak yemeklerini, tezgahları daha önce yazdığım için birkaç kafe-bar-restoran önerisi yapayım dedim.

redemption-shoreditch_inter

Redemption Bar: Notting Hill’in içkisiz, vegan, sağlık kuyusu restoran-barı. Shoreditch’te de bir şubesi var. Fazlasıyla popüler olduğu için ya rezervasyon ya da ara saatlerde gitmek lazım.

Andina: Peru’ya gitmeden pisco sour içip ceviche yemek için tek adres. “Londra’da neden Peru yemeği yiyeyim ki?” diyenler için tek cevap: çünkü yiyebilirsiniz.

rok-loti-4
Rök’ün temsili sofra fotosu: snippet

Rök Smokehouse & Bar: İskandinav mutfağının en güzel hali, tam bir “sonsuza kadar mutlu yediler” mekanı. Shoreditch’te. ufak olduğu için rezervasyon gerekir. Baştan uyarı: değişik lezzetlere, denemelere açık değilseniz üzebilir.

Japanese Canteen: Şehirde birkaç şubesi var ve hepsi birbirinden farklı. Bethnal Green’deki tam restoran havasındayken, Holborn’daki daha küçük ve ayaküstü yemelik. Ramen, bento box çeşitleri ve devasa porsiyonlarıyla mutlu ediyor. Sushi yalnızca büyük şubelerde mevcut.

Giovanni’s: British Museum yakınlarında bir ufak büfe. Kibar servis, harika sandviç ve salatalar, bir de uygun fiyat dışında pek bir özelliği yok – e zaten daha ne olsun? Müzede canı çıkmış, açlıktan boş bakmaya başlayan turistleri yönlendirdiğim bir cankurtaran, diyelim. Esnafı ve bütçenizi destekliyoruz. Museum Street üzerinde.

Alışveriş

Bu aylarda birkaç yeni açılış olacak, meraklısına ekleyeyim dedim:

The Japan Centre: China Town yakınlarındaki bu “Japon her şey” mağazanın yeni bir yemek bölümü açılıyor. Yani malzeme taşıyamayacak turistler için bir şeyler atıştırma fırsatı. Mağaza bu büyüme için yakındaki Panton Street’e taşınacak.

landscape-1487162786-deciem-store

The Ordinary: Kendine “The abnormal beauty company” diyen Deciem Group’un pek sevilen cilt ürünleri markası The Ordinary, Covent Garden’a mağaza açtı. Deciem’in NIOD, Hylamide, The Chemistry Brand gibi diğer markalarını da bulabileceğiniz Spitalfields mağazası, bağımsız-etik marka arayışındaki birçok tüketicinin mabedi olmuştu. Az ve öz içeriği, etkin maddelere önem vermesi ile sevindiren; ancak yakın zamanda Estée Lauder grubuna azınlık hisse satmasıyla yürek burkan bir firma.

Arket: Bir eylül müjdesi daha! H&M grubunun 11. ve en yeni markası, İsveç dışındaki ilk mağazasını tabii ki Londra’da ve tabii ki Regent Street’te açıyor. Tarz olarak Cos ile &Other Stories arasında bir yerde duracakmış. Yani yine minimal; ama trendlerden de çok kopuk değil. Covent Garden’a da bir şube açılacak; ama bu üç markayı yan yana bulacağınız yer Regent Street.

***

Bir sonraki rehberde görüşmek üzere Mahmutterlar. Ekim-Kasım aylarına dair hava tahminim değil, ancak ufak bir pastırma yazı umudum olabilir. Sırada Diwali ve Halloween gibi, Noel öncesi ısınma turu niyetine tüm şehrin bir şekilde ucundan bulaştığı festival ve etkinlikler var. . Günler kısalıp hava soğurken Londra en iyi bildiği şeyi yapmaya devam edecek: sakince işine ve keyfine bakmak.

 

Görseller, kaynak belirtilmediği sürece ilgili etkinlik veya mekan sayfasından alınmıştır. Kapak fotoğrafı benden.

One thought

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s