Etik Gardırop 101: Nasıl Başlamalı?

organiccotton

Bir süredir yavaş moda, etik gardırop gibi konuları yazıyoruz (special thanks to @bernavin) çünkü madem yemeğe, kozmetiğe dikkat etmeye çalışan bunca insan var, belki giyim kuşam konusunda fikir arayanlar da vardır, dedik. Bu konuların çoğunda olduğu gibi, iyiye doğru değişmeye niyetlenmekle başlayacak her şey.  Dolayısıyla bu yazının amacı da o niyete saygı, biraz da cesaretlendirme. Çiçek çocuklar, kendileriyle “kafası dumanlı bitliler” diye dalga geçenlere inat, bu tür kaygıları ilk dile getirenler oldu. Ne kadarını gerçekten başardılar, tartışabiliriz tabii; ama niyetlerinden pek şüphe duymuyoruz.

Minimalizm, kapsül dolap, yavaş moda, adil giyim vs derken internetlerce kaynak var bu konularda. Sadece yurtdışı değil, Türkiye’den de bulabilirsiniz. Dolayısıyla, tekerleği yeniden icat etmeyen, bazı kaynaklara yönlendiren, ufak ipuçları olacak bu yazı. Kendini sorumlu hissetme halinin birkaç adım ilerisi; göklerden bildirmiyoruz. Bir de bu işe girişince, “ee hiç de öyle anlattığı gibi olmadı” dediğimiz şeylerden alınan dersleri yazdık.  Bunun için @bernavin’in önceki yazısındaki maddeleri takip edeceğim çünkü tutarlılık göbek adımız. Okumadıysanız, hemen bi tık tık.

Başlayalım.

1. Adım: Halihazırda Neler Var?

Halihazırda dolapta olanları tepe tepe kullanmak, kaynak kullanımı için en iyi adım. Dolabınız kaotik bir yığına dönüştüyse bu biraz zorlaşıyor. Elinizdekileri ayıklamadan önce, ayıklama kriteriniz olmalı. Ben bu işi 1,5-2 yıl erteledim çünkü üşendim. Videolar izledim, yazılar okudum, gözümü korkuttum. Yaptığımda 2 tam gün sürdü, tüm evi yakmak istedim ve hem zihnen, hem fiziken bitap düştüm; ama değdi.

İlk önerim, yazlık-kışlık ayrımını bırakmak. Gerçekçi olalım, böyle yaşamıyoruz. Aşırı sıcak ve soğukları takvimden çıkarınca geriye 8-9 ay filan kalıyor. Havalandırma, kalorifer derken, daimi bir mevsim geçişinde yaşıyoruz. İlkokuldaki mevsimler tablosu gibi birbirinden bağımsız 4 dilim değil, hepsi bir diğeriyle çakışan, kesişim kümeleri olan baloncuklar aslında. Elbette, olduğunuz şehrin iklimine göre bazı kesişim kümeleri daha büyük veya küçük olabilir. Benim için Londra “soğuk bahar” ve “sıcak bahar” mesela. Yaz ve kışla pek işim olmuyor.

Mevsimlerinizi siz belirleyin; çünkü yazlık bluz + kışlık hırka gibi kombinasyonları sırf yaz veya sırf kış diye bakınca görmek zor oluyor. Maksat o kesişim kümelerini saptamak; çünkü aslında en çok giydiğimiz parçalar, o kesişimlerin birden fazlasına uyanlar: beyaz gömlek, siyah hırka, kısa kollu elbise, kot pantolon… Sandaletleri, paltonuzu, kayak ekipmanınızı %10-15lik istisnalar içine sokuyorum; kapladıkları alan da bunla orantılı olmalı.

clueless-fashion
90larda Konmari yöntemi vardı da Cher mi uygulamadı?

Ayıklama kısmı sancılı. Bu işin gurusu Marie Kondo, kendi adıyla anılan Konmari  Yöntemi de var hatta. Hanfendi 5 yaşından beri bulduğu her şeyi ayıklıyor ve topluyormuş. Yani alanında uzman ve tabii kitaplar yazmış. “Size mutluluk vermeyen şeylerden kurtulun” diyor, kısacası. Meraklısı okusun diye belirttim ama bende o sabır da merak da yok; okumak yerine okuyup uygulayanların videolarını izledim, işime gelen kısımlarını kullandım. Daha önceki girişimlere göre çok daha iyi sonuç aldım ve bunun bence üç sebebi var:

  • Giysi, ayakkabı, dış giyim, iç çamaşırı, çorap, aksesuar, çanta, şapka, atkı, mayo NE VARSA tek bi noktaya yığmak. Kirliler dahil. Yığınlarca yığınız.
  •   Bu yığındaki her şeye BİR SEFERDE tek tek bakıp 5-6 alt yığına ayırmak (atılacak, tutulacak, tadilat / temizleme, bağışlanacak, hediye edilebilir, manevi değeri var vb). Bu yığınlarda yasak olan tek şey, “aslında giyilebilir yani düzgün bi şi ama pff dursun bakarız” yığını. Her yığının devamında bi aksiyon olacak.
  • Bitene kadar durmamak. yani “ay bugün çorapları yapiym, yarın bluzları yaparım” değil. Bunu çok denedim, hiçbir zaman şu işkence kadar etkili olmadı. O sizin sevgili korkunç yığınınız – deal with it.

Bence kulağa manyakça geliyor ve zaten öyle. Marie Hanım kusura bakmasın, kenarından teğet geçerken bile deli işi. Kendinizden az biraz nefret ediyorsunuz. O 5-6 yığın sadece başlangıç. Ayırırken oradan oraya taşıdıklarınız oluyor, 5 başlayıp 8 alt yığına çıkıyorsunuz; ama sonrası ferah.

Sonraki adım derhal her biriyle ilgilenmek: tutacaklarınızı güzelce yerleştirin. Konmari katlama yöntemi filan, yine kitaplarca kaynak var, keyfinize göre; bence önemli olan her şeyi görebilmek (dükkan rafı gibi üst üste dizilmiş tişörtler =  en alttakini göremiyorsunuz). Kuru temizleme, tadilat vs için kendinize max 1 ay süre verin: hepsi tamamlanacak, tamamlanmıyosa demek ki umrunuzda değil, gitsinler. Bağışlanacak eşyaları da bi elden geçirin; bağış kutusu çöp değil. Çöpe gidecekleri varsa tekstil geri dönüşüm kutusuna atabilirsiniz, belediyenize bi sorun. H&M gibi firmalar geridönüşüme getirilen giysiler için indirim kuponu veriyor, kullandığınız bir firmaya düşünebilirsiniz. Kıymetli ama hiç el sürmediğiniz şeyler varsa, arkadaşlarınıza sorun. Belki birinin o kahverengi bota ihtiyacı vardır.

Tabii ki bu yazdığım, durduğu yerde eşyası üreyen, biriktiren, atamayan kişiler için. Zaten böyle bir derdiniz yoksa tebrikler, 1-0 öndesiniz.

Elinizdekileri yıl içinde gözden geçirmeyi unutmayın ki ömürleri uzasın. Sizin mevsimleriniz, sizin giysileriniz: ekimde bot giymeye başlıyorsanız, eylülde bakımlarını yapın. Marta kadar palto giyiyorsanız, nisanda kuru temizlemeciye göndermeyi unutmayın. Falan filan. Giysi temizleme talimatlarının dışında yapabileceğiniz şeyler de var; pantolonların içini dışa çevirip yıkamak, hassas kumaşlar için yıkama filesi kullanmak, santrfüjü sıfırlamak veya devir hızını düşürmek gibi. Ben genelde tadilat veya kuru temizlemeye gitmişken çalışanlara fikir soruyorum.

2.Adım: Çok Seçin, Az Alın

Elinizdekiler ayıklandı, beş kazak atarken aslında ihtiyacınızın hırka olduğunu fark ettiniz ve o acı gerçek: tüm bu işkenceye rağmen, almanız gereken şeyler varmış meğer. Geçmiş olsun.

İhtiyaçları saptamak saptamak zaman alabilir; ama zihninizin bi köşesinde dursun. Veya dolabınızın içine bi post-it yapıştırın. Mağaza gezmeyin; çünkü onların ne satabildiğini değil, sizin ne almanız gerektiğini anlamaya çalışıyoruz. Bolca liste yapmak, Polyvore, Pinterest yardımı almak işe yarıyor. Az öz, etkili alışveriş = doğru kaynak kullanımı.

giphy
Listelemede William gibi ol

İlerde YouTube arşivlerine bakınca 2015-17 yıllarındaki kapsül gardırop saplantısına şaşacağız bence. 33 parça, 44 parça, olmazsa olmazları neler, neleri kesin alın, ay bunları kesin atın vb… Yüzlerce tavsiye, çoğu da birbirine benziyor. Benim gayet temel bi sorunum, bu minimal gardropların renksiz olması. Evet, siyah-gri-beyaz gayet işlevsel; ama benim gönül bordolara, ördekbaşı yeşillerine, lacilere kayıyor. Bunun da çaresi, az biraz renklere kafa yormak. Kapsül değil de hadi azaltılmış dolap diyelim; elinizdeki parçalar birbirlerine uyuyor mu? Örneğin üst parçalar kendi aralarında uyumsuz olabilir; ama üst-alt uyumu ne durumda? Bir yandan neon, bir yandan pastel renklere kayıyorsanız bu uyum zor olabilir. Şu an gözünüze hoş görünen şeyler (mesela colour blocking) tek sezonluk olabilir.  Bu ve benzeri, düz mantık kontroller.

Ne alacağınızı saptadıktan sonra ne zaman alacağınızı belirlemek kolay. İhtiyacınızın aciliyetine göre değişebilir; ama sezon sonunu bekleyebilecek şeyleri aceleye getirmektense, o arada bütçe oluşturmak daha anlamlı. Bunun için de harika kaynak: Anuschka Rees.

3.Adım: Nitelik Değil Nicelik

İhtiyacınızı saptadınız, giysilerinizin adil, sürdürülebilir olması gibi bir derdiniz var, en doğrusunu seçmeye çalışıyorsunuz. Buradan sonrası sabır ve ödev yapma işi.

Öncelikli mesele kumaş kalitesi; çünkü ne %100 pamuklu tişörtler gördük, tek yıkamada yan dikişleri dönüveren. Ömrü uzun olsun ki dayansın, atılmasın. Eğer giyim kuşam konusunda tek bir şeye vakit ayırıp bilgi edinecekseniz, bence bunu seçin. Başlangıç için de sevdiğim bir video Justine Leconte hanfendiden gelsin, “düz beyaz tişörte niye 10 yerine 100 lira vereyim ki”nin cevabını tane tane anlatıyor. Kumaşın ağırlığı, tokluğu, dökümlü durması bence basit bir kıstas. Nasıl temizleneceği de ayrı mesele tabii, başımıza dert aramıyoruz.

indiana-jones
İlham perimiz: hazineyi buldu diye galeyana gelmeyen, akıllıca hareket eden Indiana Jones

Bunu demişken bir not: giysi alışverişinin dev bir yatırıma dönüşmesinin, minimalizm tavsiyelerinin yeni bir lükse evrilmesinin kendi içinde devasa çelişkileri bariz ve artık giderek göze batmaya başladı. Lüks tüketim, Dev Logolu, Bilinen Markalı Ürün‘den uzaklaşıp Sıradanmış Gibi Duran Sınırlı Üretim, Butik Markalı Ürün‘e kayıyor. O üründen tükenmeden alabilecek kadar Elites Club üyesi olmak yeni bir zafer tanımı haline geldi. Minimalizm iddiasına halel gelmesin diye dolapta 33 ürün tutmak; ama bu arada her ay pek bir kıymetli 10 ürün alıp 10 tane atmak da gayet  yaygın, hele ki blogger aleminde. Aynı şekilde, etiketinde “en adil yöntemlerle ve organik pamukla işledi, geliriyle 10 çocuk okutulacak” yazıyor diye, kıtalar aştırarak sınırlı üretim çanta almak da karbon ayakizini pek takmayan tercihler. Özetle, etik / adil / sorumlu gardıropla minimalizmin yolu kesişiyor; ancak aynı şey olmak zorunda değiller. Etik olmadan da minimalizm gayet mümkün.

E biz de bu akımlara kanmak zorunda değiliz, elbette. Ortayolculuk for the win. “Az öz alın dedik, hadi bakalım doğru Vakko’ya!” demiyorum, yani. Hatta bu vesileyle, kaliteli kumaşın illa pahalı olmadığı (veya tersi) gibi gayet basit bir şeyi hatırlatayım ki yanlış anlaşılma olmasın.  Hele ki sertifikasyonun neredeyse sıfır olduğu tekstil pazarında “işte normalin on katı fiyatta bir ürün çünkü neden, gerçek ederi bu!” açıklamalarına da şüpheyle yaklaşmakta sakınca yok. Malum, ürünler (el yapımı olmadıkça) birer birer değil, belli bir ölçek ekonomisiyle üretiliyor. SGK primleri belli bir kat sayıyla yatıyor. Makine amortismanı toplu hesaplanıyor. Yani “etiket fiyatı = toplam maliyet” olduğu an, az biraz kazıklanıyoruz. Şeffaflık tam bu noktada gerekli: hangi maliyetler ürün başına, hangisi ölçeklendirilmiş ve tabii ne kadar, öngörebilmemiz için. Özetle, 3-5 liralık tişörtlerden kalite beklemenin anlamı yok; ama bi bluz veya palto için böbreğinizi satmak da bence mantıklı değil. Belki belki elmas kolye için olabilir.

4. Adım: İkinci El – Neden Olmasın?

Sadece vintage / ikinci el mağazalardan bahsetmiyoruz. Türkiye’de garaj satışları pek yaygın değil; ama bağış toplama, barınaklara yardım vb sebeplerle irili ufaklı girişimler var, Facebook grupları bulabilirsiniz. Sivil toplum örgütlerinin yardım kermesleri de bir seçenek. Ankara’daki şanslılar elçiliklerin etkinliklerini kovalayabilir.

tumblr_nh9kvuu8311u1qld9o1_500
İkinci el aldığı elbiseden tenis eteği dikmeye hazırlanan Sabrina

Çok uzağa gitmeden, tanıdıklarla takas yapmak da güzel bir hafta sonu aktivitesi. Çocuklu aileler için nerdeyse otomatikleşmiş bir durum, bekarlar neden faydalanmasın? Ayrıca dolap.com, ortakdolap, gardrops, modacruz gibi birçok site ikinci el alışveriş / satış veriyor.

Annenizin o ipek gömleği pek güzel ama çok demode veya babaannenizin eteğinin işlemesi çok zarif ama hayatta o eteği giymezsiniz… doğruca terziye. Sizin aklınıza gelemeyen çözümler terzide (veya becerikli bir tanıdığınızda) muhtemelen vardır. Aynı şekilde, ikinci el mağazadan aldığınız elbise, pantolon, ceket de daha kullanılabilir hale getirilebilir. İkinci el alışveriş, ürünün mevcut halinin ötesine bakabilmeyi, bir anlamda potansiyelini görebilmeyi gerektiriyor genellikle. Ufkunuzu kısıtlamayın, tadilatla dönüşüme inanın.

Etik gardırop tanımı herkese göre değişebilir, hatta etik olma iddiası olmayan bir markanın ürününü ikinci el de olsa almamak gerektiğini söyleyen de çok. Ben basit bir şekilde, çöpe gitmemesini kazanç sayıyorum. Çevresel kaynak kullanımı, adil üretim ve çöp miktarı daha öncelikli kriterlerim, diyebiliriz. Daha yüksek standartları olanlar için mesele sertifikasyona gelip dayanıyor. O da ülkemizde maalesef pek gelişmiş değil. İkinci el üründe eğer etiket duruyorsa marka, malzeme ve üretim yeri bilgileriyle bir tercih yapabilirsiniz.

5. Adım: Etik Markaları Destekleyin

Maalesef ki Şile bezi, Bürümcük kumaşı gibi yerli, nefes alan, tiril tiril kumaşların nerdeyse sonu geldi. Tülbent bulmak bile giderek zorlaşıyor. Ya bulunmuyorlar ya da aşırı pahalılar, bazen de son kuşak üreticilerden sonra devamını getirecek kimse yok. Bodrum sandaleti almak hâlâ mümkün; tabii bu isimle satılan Çin malı şeyleri demiyorum.  Yerel malzeme, yerel üretici her zaman içe sinen bir tercih. Harika bir direnişin sonucu olan Kazova kazakları önümüzdeki kış mevsimi için güzel bir fikir olabilir, örneğin.

Etik sertifikasyon özellikle tekstilde oyuncaklı mesele; hem çevreci olacak, hem adil; üstelik tüm süreçlerinde. Haliyle, sadece bir tek kutucuğu işaretleyebilen seçenekleri daha kolay buluyoruz. Sürdürülebilir koleksiyon hazırlayan hazır giyim firmaları giderek artıyor. Organik pamuk ve bambu en yaygın seçenekler. Tabii ki etik gardırop deyip sonra üretim ve satışının %99u tam aksi yönde olan firmalara yönelmek çelişkili gelebilir. Bana geliyor. Tamamen yeşil pazarlama tekniği olarak görüyorum; ama “e canım bir yerden başlıyorum işte aaaa” diyecekseniz sizi kıramam. Yine de not: gerçekten etik ve sürdürülebilir şeyler anaakım ve ucuz hale gelseydi zaten bu yazıya gerek olmazdı.

nvdxva
Joker referansıyla garip bir kapanış, n’apalım artık.

Deri giysi veya aksesuar kullanıyorsanız, bu derinin kaynağını araştırabilirsiniz. Genellikle deri, giyim sektörü için özel yetiştirilen hayvanlardan elde ediliyor; oysa gıda sektörü zaten birçok büyükbaş hayvanı öldürürken bu derilerin giyim-aksesuar için kullanılması, en azından daha sürdürülebilir bir çözüm. Bunu tercih eden, künyesinde belirten firmalar mevcut. Sadece ikinci el almak da bir diğer güzel alternatif.

Etik gardırop tartışması (tüm etik tüketim tartışmalarında olduğu gibi), dönüp dolaşıp vegan tercihlere dayanıyor. E haklı bir durum, tabii. Vegan giyim bence bir nevi fenafillah seviyesi, sahiden bulması zor. Dolayısıyla benim yün kazak, deri aksesuar tavsiyelerime “e bunun neresi etik be kadın?” diyecekleri anlıyorum. Yazının başında “niyete saygı” demiştim, çabam tam da bu: Bu konulara kafa yormamış veya nereden başlayacağını bilememişler için bir başlangıç noktası. “Bir sıfırdan büyüktür” diyen eski yöneticimi anarak, etik kaygıları bir yerden başlatabilmek maksat: malzeme, kaynak, üretim şekli, adil ödeme – hepsi bu işin bir parçası.

Sürdürülebilirlik bir bütün ve bir yerden başlamak ilk adım. Etik gardırop için birkaç adım atabildiysek, ne güzel. Sonrasında vegan deriye, yünsüz kazaklara geçebiliyorsak, daha da güzel. Etik ve vegan tercihlerimizin çevreye zararı minimumsa (deri yerine PVC bir tercih; ama çevre açısından feci bir tercih), işte o zaman tam bir guru olmuşuz, şerefimize kadehler kalksın.

***

Böyleyken böyle, Mahmutterlar. Saatlerce konuşup zevkle yazdığımız, kendimizce adımlar atıp genelde de yetersiz bulduğumuz bu mesele umarım sizin de gündeminize girer.

 

görseller: freshdesignpedia, giphy

5 thoughts

  1. marie kondo’ya karşı haçlı seferi başlatmak istemiyorum ama: hayatımızın kontrolünü elimize alacağımızı garanti eden pek çok şey gibi, konmari metodu da bir nevi arınma vadediyor (nedense bu bana hep bulimia’yı anımsatıyor). oysa ortalığı toparlamak her zaman arınma sağlamıyor – tabii ki yararları var, yığın yığın eşya olmuyor, toz çöp kalkıyor süper harika. ama hayatın amacı ortalığı toparlamak olmamalı. eğer evinin ne kadar temiz olduğu ve çekmecelerinin ne kadar düzenli olduğu dışında insana rahatlık ve mutluluk veren bir şey yoksa, o insan kayıptır. üzülürüm.

    Beğen

    1. bi röportajında “5 yaşımdayken, kullandığını görmediğim için babamın kravatlarını atmaya kalktım, annem zor durdurdu” gibi bir şey anlatıyodu, ona gayet doğal geliyor bence; ama herkesin doğalı kendine tabii. beni zorluyor.

      Beğen

      1. yaşam alanı içerisinde kullanılmayan şeyleri zamanla elemek mantıklı, ama baştan herşeyi eleyip çekmecede sadece dört don bırakıp “bu prensibe göre yaşa:) minimal:)” demeyi anlayamayacağım asla.

        Beğen

  2. Günümüzde sürdürülebilir moda ile ilgili yapılan çalışmaları, yazılan yazıları merakla takip ediyorum. Hızlı tüketim günden güne yaygınlaşıyor ve bunun önlemini almadığımızda geleceğimizi, doğal kaynaklarımızı harcamış oluyoruz bir bakıma. Bu nedenle toplum olarak alışveriş yapma kültürümüzü yeniden gözden geçirmemiz gerekiyor. Bununla beraber, satın aldığımız kıyafetlerimizi de tıpkı yazınızda anlattığınız gibi değerlendirmemiz kesinlikle önemli. Çünkü gardıroplarımız hiç giymediğimiz ya da birkaç kez giydiğimiz kıyafetlerimizle dolu. Hatta bazı kıyafetlerimizin etiketi bile üzerinde duruyor. Bu sebepten etik bir gardırop için kıyafetlerimizi giydiklerimiz ve giymediklerimiz, bizi doğru yansıtmayan olarak ayırabiliriz. Yazıdaki 2. el alışveriş siteleri (Modacruz, dolap.com vb.) deneyimlemiş ve arkadaşlarından da izlenimlerini dinlemiş biri olarak listeye Tarz2’yi de eklemek istiyorum. Fakat Tarz2’de işleyiş daha farklı, orada ürünlerinizi fotoğraflama ve satma zahmetine girmiyorsunuz. Sizin yerinize tüm satış süreci yönetiliyor, sizin yapmanız gereken ürünlerinizi Tarz2 poşetine koyup kargolamak. Yine yazınızda da söylediğiniz gibi Ankara’dakiler gerçekten şanslı. Çünkü Tarz2 Ankara’da. Web sitesini şuradan inceleyebilirsiniz. http://www.tarz2.com Siz de deneyimlediğiniz alışveriş sitelerini benimle paylaşabilirsiniz.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s