Baş eti diyeti #3 – SON

Yazı: Ferhat Can

Yazı dizisinin birinci kısmını okumak için tıklayın.
Yazı dizisinin ikinci kısmını okumak için tıklayın.

Peki ödül nedir?

Bir öğrencinin öğretmeninden aldığı “afferim çocuğum yıldızlı beş pekiyi” ile bir bilim insanının aldığı “Nobel ödülü” arasında ne fark var? Usain Bolt’un “dünyanın en hızlı adamı” ilan edildiği andaki beyni ile arkadaşını “koşu yarışında” geçen bir çocuğun yarış sonundaki beynini incelesek neler görürdük?

Esasında çok bir fark göremezdik. Göreceğimiz şeyin adı: Dopamin. Bu madde belirli bir merkezden çıkıp, yine belirli başka bir merkezleri uyardığında, beyinde ödül mekanizması tetiklenmiş oluyor.

IMG_5627

Başardıklarımızdan dolayı mutlu oluyoruz. Beynimiz bu andan o kadar keyif alıyor ki… Bu ana gelene kadar geçtiğimiz yolları iyi hatıralar olarak kayıt alına alıyor. Pozitif anlamda pekiştiriyor. Biz de daha iyisini yapmak için çabalamaya devam ediyoruz.

Peki ediyor muyuz gerçekten? Dünyada tek bir insan kalsa “dünya 100m sprint rekorunu” geliştirmeye devam eder miydi? Ya da herkesin başaracağımızı bildiği bir şeyi başardıktan sonra odamıza geçip tebrikleri kabul ediyor muyuz?

Etmiyoruz değil mi? İşler karıştı bir anda. Ödülün anlam kazanması için bir başkasına ihtiyaç doğdu.

Çünkü ödül esasında “ötekinin” bize duyduğu ilginin en üst düzeyde somutlaşmasından başka bir şey değildir. İnsanı bu kadar mutlu etmesinin sebebi de budur. Ama bu konu başka birkaç yazının konusu olabilecek kadar çetrefilli bir konu olduğundan burayı şimdilik biraz bulanık bırakıyorum.

Peki bunun yemekle ilgisi nedir? Bir çoğunuz konunun nereye doğru gittiğini anlamış olmalı:

Yemekler de aslında bir ödüldür.

Tebrik ederim. Siz bu işi kaptınız kuzum. Lezzetli yemekler yediğimizde birbirimize dönüp: “Yalnız iyi yedik” dememiz de… O anda hissettiğimiz sıcak duygular da… Bu lezzetleri tanıyor olmanın havası da… Ödül mekanizmasının yemekler ile uyarılmasından geliyor.

Ama bu his daha tehlikeli çünkü diğer ödüllerin aksine bir “ötekiye” ihtiyaç duymuyor. Ben bir tekerlek pizzayı tek başıma yedikten sonra, kimseye söylemesem de mutlu hissediyorum. Çünkü -daha önceki yazılarda değinilen- ilk travmamız olan açlığın yarattığı, aç kalma korkusundan kaçmak için beynimiz bir istisna yapmış durumda. (Bunun gibi bir iki istisna daha var.) Her lezzetli yemek, ödül merkezimizi uyarıyor. Uyarıyor ki unutmayalım… Uyarıyor ki fark edelim… Uyarıyor ki tekrar bulmak için çaba sarf edelim. Aradaki bağları artık sizler de çözmüşsünüzdür.

Fakat yüz binlerce yıldır evrimleşen beyin son üç yüz senedir çevremize yaptıklarımıza henüz uyum sağlayamadığı için bir burada bir gol daha yiyoruz. Normalde çevre koşullarına ve artan nüfusa bağlı olarak “kıtlık gibi” doğal yollarla kısıtlanacak olan bu ödül; biz çevremizi aç kalırım korkusu ile raf raf besinle doldurduğumuz için herhangi bir kısıtlamaya uğramıyor. Ödülün kontrolü elimize geçiyor.

Eğer ödülün kontrolü bizim elimize geçer ve bizlerin de kontrol ile ilgili problemleri baş gösterirse ödül, ödül olmaktan çıkar. Her istediğimizde basabildiğimiz bir ödül düğmesi çok tehlikelidir.

Kontrolsüzce basmaya başladığımızda bedenimizi mahveder. Merhaba bir kavanoz Nutella’yı tek başına gömenler!

O yüzden bu düğmeye basma isteğini kontrol altına almanız lazım. Fakat ne yazık ki bunun mucizevi bir yolu yok. Çünkü bizi bu düğmeye bağlayan, genelde başka bir sorunu tamir ederken attığımız bir düğümdür. Sorun çözerken attığımız düğümler kopmasından korktuğumuz için genelde üst üste attığımız kördüğümler olur ve maalesef her kördüğüm birbirinden farklıdır.

Kördüğümler yapıları gereği zor kullanarak çözülmez, zor kullanıldığında daha da kötü hale gelirler. (Ölüm diyetlerinden sonra yaşanan yeme krizlerinin sebebi nedir?) Bu düğümleri çözmek için her seferinde doğru ucu arayıp bulmak; bulduktan sonra sadece  gerektiği kadar çekmek gerekir. Sonra doğru uç, doğru uç olmaktan çıkar; süreç baştan başlar.

Dönem dönem nereden başlayacağını bilememek ya da bu düğümün farkında bile olmamak mümkündür. Buralarda yardım almanız çok doğal. Bir sorunu aşarken bu düğümleri atmış ve çözemiyorsanız ya da bilmediğiniz bir sebepten ötürü elinizi bu düğmeden kaldıramıyorsanız bir ruh sağlığı profesyonelinden yardım alın.

Düğümler çözüldükten sonra da “istediklerinize kavuşmanız” için yardıma ihtiyacınız olabilir. Örneğin iyi diyetisyenler sizlerle birlikte iyi listeler hazırlayıp, sizi bu işin üstünde tutabilir ve harika “öteki” emsalleri olup sizi çabalarınız için doğru şekilde ödüllendirebilirler. Ama bunu ancak siz isteklerinizi kontrol altına alabiliyorsanız yapabilirler.

Unutmayın kendi düğümünüzü en iyi tanıyan sizsiniz. Zamanı geldiğinde kendi düğümünüze dokunabilecek olan da yalnızca siz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s