Son dakika tatillerinize Assos

Sabah uyanır uyanmaz yüzümü bile yıkamadan attım peştamalımı omzuma, denize geldim. İskele, odamdan 32 adım uzakta. Önce parmaklarımı sokuyorum soğuk suya. Birkaç saniye, “Acaba kahvaltıdan sonra mı başlasaydım deniz faslına?” diye düşünüyorum. Neyse ki o iç ses susmadan, başka bir iç ses, “Saçmalama Merve, atla gitsin.” diyor. İşte öyle kendimi bırakıveriyorum Assos’un berrak sularına. Hayatta “İyi ki…” dediğimiz bir sürü andan biri. O an‘ı yaşıyorum işte, bak! Bir iki kulaç attım, birkaç da “teyze tipi kurbağalama yüzme” denemesi. Bu kadarı yeter. Denize gelmeden evvel kahvaltı büfesinde dumanı üstünde pişiler görmüşüm. O kalorileri almadan kalori yakmaya pek niyetim yok çocuklar. Islak topuzumdan sular damlarken, kahvaltı masasında yeşil zeytinlerimi Ezine peynirimle aynı anda bitirmeye çabalamanın tatlı stresi içindeyim. Bu gün tatilde 3. günüm, hâlâ peynirime yetecek kadar yeşil zeytin almayı öğrenememiş olmanın gerginliği var üzerimde. Bir an, işte tam da o an, “Yahu tabağımda 3 zeytin artmış olmasına moralim bozuluyor şu an. Şu an tek derdim bu!” diye geçiyor içimden. Bir insanın da yaşadığı en büyük dert bu olmalı zaten. Tatilde olmasak bile, en büyük derdimiz bu olsa keşke.

Yazının başlığı “Son dakika tatillerinize Assos”; ama erken rezervasyonlu tatilleriniz için de tercihiniz neden Assos olmasın? Tabii bu bir deniz tatilinden ne aradığınıza bağlı. Yıllık iznimde gideceğim deniz tatilinin organizasyonunu yapmaya çalışırken kriterlerim belliydi: 1) Denizi mükemmel olmalı. 2) Pahalı olmamalı. 3) Otelden denize gitmek için vasıta kullanmak istemiyorum. 4) Saat 18.00 oldu mu bistroların etrafında çıptıkı çıptıkı, bir ileri bir geri dans eden insanlar görmek istemiyorum. 5) Kullanacağım plajın ödüllü barmenleri filan olmasın, lütfen. Buz gibi biranın, bir kadeh beyaz şarabın suyu mu çıktı? 6) Günler öncesinden rezervasyon yapılarak gidilen, dirsek dirseğe yemek yemeye çalıştığımız Alaçatı mekanlarından fenalık geldi. Kısacası her şeyin basit olmasını istiyorum. ŞİMDİ DERHAL BU KRİTERLERE UYGUN DESTİNASYON ÖNERİLERİNİZİ BİR SUNUM HALİNE GETİRİN. EN GEÇ PAZARTESİ SABAHI MASAMDA GÖRMEK İSTİYORUM!

Geçen sene, bir sigara molasında bu kriterlerimi söylediğim bir iş arkadaşım, “Aradığın yer Assos, ama sıkılabilirsin.” demişti. Biraz araştırdıktan sonra aklıma yatmış olmasına rağmen, planlar değişmiş, kendimi Girit’in pembe beyaz kumsallarında eğlendirmiştim. Bu sene Euro alıp başını gidince, hepimizin bir numaralı tatil lokasyonu olan Yunan Adası hayalleri en baştan suya düştü. Dolayısıyla içgüdümün ve arkadaşlarımın da önerilerinin verdiği yetkiye dayanarak, 2 gün öncesinden Assos’ta bir otele rezervasyon yaptım. İyi ki de yaptım.

Otelim: Villa der Mar. Odam, daha önce de belirttiğim gibi denize 32 adım filan uzaklıkta. Rüzgarlı gecelerde dalgaların sesini yatağımdan duyabiliyorum. Websitesinde 7 yaşından küçük çocukların kabul edilmediği yazıyor, büyük yalan. Ama sanırım tatildeyim diye daha anlayışlı bir ruh haline bürünüyorum. Çığlık atan çocuklar beni çok da rahatsız etmiyor. O an etse bile, günümü mahvetmiyor. Fark ediyorum ki çığlık atan çocuklar hep günübirlikçilerin çocukları. Otelin müdavimi olan ailelerin küçük çocuklarıyla sabahları günaydınlaşıyoruz; kısa sohbetler ediyor, onların dünyalarına kulak misafiri olup hayretler içerisinde kalabiliyoruz. Buradan otelin müşteri kitlesinin de tatilinizde muhatap olmak isteyeceğiniz türden bir kitle olduğunu anlayabilirsiniz. Herkes tatlı, kibar, güler yüzlü. En güzeli, otelin restoran ve plajında çalışan garsonların da bu kibar ve güler yüzlü misafirlerin hak ettiği derecede harika insanlar olması.

Konaklama: Yarım pansiyon. Yani kahvaltı ve akşam yemekleri sevdaya dahil. Kahvaltısı sıradan; ama peynirin Ezine peyniri, domatesin Çanakkale domatesi, zeytinlerin Gemlik zeytiniyse “Meşhur Köy Kahvaltısı” arayışına düşmezsin. Bence düşmeyin de zaten. Şimdilerde birçok mekan utanmasa serpme kahvaltı diye ayakkabılarının bile reçelini yapıp dayayacak önümüze çeşit diye. Ezine iyi, domates iyi.

Öğleden sonra otel çalışanı Alper Bey, usulca her bir müşterinin yanına sokulup akşam yemeğinde ne yemek istediğini soruyor. Çiftlik balıkları, olta balıkları, köfte, tavuk… Saat 20.00 itibariyle açılan büfeden mezelerimi alıp, içkimi söylüyorum. Sonra ben ne zaman istersem ana yemeğim geliyor. Fonda her akşam aynı şarkılar çalıyor. Gündüzleri de her gün aynı şarkılar çalıyor. Ama gündüz playlist’i ve akşam playlist’i birbirinden farklı. Bu farkındalığa erişecek kadar uzun süre kaldığım için çok mutluyum.

Deniz: Mükemmel deniz, masmavi deniz, soğuk deniz. Denize kötü diyecek olsam, mavi bayrak direği kafama düşer! Off, olsa da yine yüzsem… 

“AMA ORASI ÇOK SAKİN, SEN SIKILIRSIN.”

5 gece konaklamalı bu tatilimde 1 saniye bile sıkılmadım. İstanbul’da alıp alıp bir türlü okuyamadığım, odaklanamadığım kitapları okudum. Aslında o odaklanamama probleminin tamamen, “Dur bakalım kim Instagram story’sine ne koymuş, açayım da bir komik video izleyeyeyim? 2 bölüm dizi izleyeyim de kitabın sonra yatarken okurum. Twitter’da yine neler dönüyor acaba?” diye kurtlanmaktan kaynaklandığını fark ettim. Kitap okumak İstanbul’da uykuya dalışımı kolaylaştıran bir aktiviteye dönmüş birkaç aydır. Fark etmemişim bile.

Kitap okumadığım zamanlarda ise öylece denize baktım. Dalgalara baktım. Ayaklarımın 2. günde renk değiştirmesine baktım. Yan şezlongda sohbet eden küçük çocukların sohbetlerini dinledim. Bir bira söyledim. Birden bulutlar geldi, önce dolu sonra yağmur bastırdı. Kendimi zar zor tavernaya attım. Biraz üzülür gibi oldum, kendime kırmızı şarap söyledim. Keşke biraz daha kalabilseydim, dedim. Kendime patates kızartması söyledim. Bir öğünde sadece patates kızartması yediğim için hiç üzülmedim. Yan şezlongdan Bulut, tahtadan oyuncak okçuluk ekipmanını sırtına takmış kumla oynuyordu. Teyzesi onu, “Ne güzel de taşıyor okunu, Legolas’ım benim.” diye sevdi. Bulut, “Evet, legoları da çok iyi yapıyorum.” dedi. Güzel kalplerle yetiştirilmiş çocukların esasen etraflarına nasıl da pozitif enerji yaydıklarını düşündüm. Kendime bir Türk kahvesi söyledim. Yüzüme maden suyu spreyi püskürttüm, bikinimin altını değiştirdim. Saçımı topladım. Sonra da kendime bir ayran söylemişimdir belki…

Bu arada Instagrama koyarım, sonradan bakar mutlu olurum diye şöyle fotoğraflar çektim:

Processed with VSCO with c1 preset
Bu pozu aynı eşyalarla evde yakaladığımda fotoğraf  böyle güzel çıkmıyor.
Processed with VSCO with c1 preset
Yan şezlongun renkleri
Processed with VSCO with c1 preset
Her sabah 11.30’da  kahvemi bu sehpada isterim.
unnamed (2)
Havanın bozduğu, önce dolu sonra yağmurun yağdığı ama benim hiç istifimi bozmadan tavernada kırmızı şarabımı içtiğim gün.
Processed with VSCO with f2 preset
Yemin ederim bira geldi mi, benim kitap kendiliğinden titreşimde çalan cep telefonu gibi giriveriyor kareye. Yemin ediyorum bak!
Processed with VSCO with f2 preset
Birazdan o iskeleden denize gireceğim bir sabah…
Processed with VSCO with f2 preset
Şunun kendi kendine çakırkeyif olmuş sırıtışına, selfilere göz süzen mutlu saçlarına bakın hele. Bir de tanısanız, sürekli tatile göndermek istersiniz.

Dilerim ki sizin de benim de bol bol tatillerimiz olsun sevgilim Mahmutter’lar! Falımızda ufak ufak yollar çıksın, bir çanta hazırlayıp gidelim. Tatilini, bizim tatil yaptığımız gibi yaşayan tatilcilere denk düşelim. Canımızı değil, akşamüzeri parfümlerimizi sıkalım sadece. Akşam yemeği öncesinde kocaman bir kadeh şarap içelim de güzelce acıkalım. Temiz hava erkenden uyandırsın bizi.

Önümüz bayram tatili, ama bu yaz da böyle bitecek, ama bari tatil gibi geçirdiğimiz sıradan günlerimiz, kış gecelerimiz olsun.

Öpüyorum.

6 thoughts

  1. Assos….

    çocukluğumda ne kadar sıkıcı olduğunu düşündüğüm, gençlikte ne kadar romantik diye değerlendirdiğim, olgunluğumda ise kendime liman olarak gördüğüm yegane küçük yerleşim yeri…

    Deniz kenarı rakı balık keyfi, assos dondurması ve o kornetin havaya kattığı imrendiren hoş kokusu, denizinin berraklığı… sakinliği….

    herkese tavsiye etmiyorum…. çok giden olursa bakirliği, masumiyeti bozulur…. :)
    çok kötü bir yer sakın gitmeyin :)

    sevgiler…
    ipekben /// ipekben.net

    Beğen

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim. Çok haklısınız İpek Hanım :) Geçen bir arkadaşlar gitmişler, na böyle böyle denizanaları görmüşler. Gece de her yerlerini sinekler yemiş. :((

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s