Bayramda ne izlesek?

Önümüz tatil, lakin çeşitli sebeplerle şehri bırakmamayı seçmişseniz / seçmek zorunda kalmışsanız, belki sinemaya gitmek istersiniz. Ağustos ayının son Cuması hemen her zevkten sinema seyircisinin kendisi için bir şeyler bulabileceği zengin bir palet sunuyor. Ama onlardan önce, Netflix’in neo-noir sularında gezinen nefis yeni dizisi Ozark‘tan bahsedelim.

ozark_xlg

Breaking Bad’in uzaktan akrabası, adeta Coen’lerle Fincher’ın aşk çocuğu Ozark, kırklı yaşlarının başında çözmeleri gereken bir problemle ve aile içi sorunlarla baş başa kalmış Byrde çiftinin akla zarar hikayesi. Buradaki çift vurgusu önemli, çünkü Ozark, benzerleri gibi tek bir beyaz adamın kefaret hikayesi olmaktan çok, birbirine güvenmeyi unutmuş iki kişinin birlikte hayatta kalma mücadelesi. Komedilerde görmeye alıştığımız Jason Bateman ve ilk tanıştığımız günden bu yana bizi üzmeyen Laura Linney’in dizinin tonuna çok yakışan performanslarını genç oyuncuların yaşlarından büyük yetenekleri tamamlıyor.

Diziyi gerçekçi olmamakla itham eden yorumlara çok yüz vermedim ben, gerçek uyuşturucu kartellerinin kendilerine para aklama konusunda destek olan gerçek finansal danışmanlara nasıl davrandıkları aşina olduğum bir konu değil benim. Ozark, çok emek harcanmış atmosferi, varoluşsal meseleleri ele alışı ve problem çözme becerileriyle gönlümü çeldi. Her yirmi-otuz yılda bir canlanan bir türün, kara filmin, televizyondaki dijital devrimden sonraki ilk ciddi temsilcisi Ozark. Esas kahramanımız Marty’nin Amerika’nın sefaletle sefahatin gündelik olarak teğet geçtiği coğrafyalarından Ozark’ta mecazi ve gerçek yırtıcı kuşlarla girdiği hayatta kalma mücadelesinde bizim de kendimizden ve havalı eğitimlerimizin yetişmediği kurumsal sıkıntılarımızdan bir iz var. Bir uzay operası kadar yabancı ve ayın son günü öğlen yemeği ticket‘ınızın yetmemesi kadar tanıdık.

Gelelim sinemaya… Benim radarımda yarın gösterime giren üç film var. Bayramı beklemek zorunda değilsiniz yani.

 

İlki doksanlı yıllarda sinemanın gidişatını değiştirmiş bir modern ustanın işi, Steven Soderbergh’in yıldız oyuncuları etrafına topladığı, Ocean’s serisinin işçi sınıfından kuzeni Logan Lucky. Bu yaz pek sevilen Baby Driver’ın tekerlek izlerini takip eden bir başka soygun filmi olan Logan Lucky’nin fragmanı bile değme komedi filminden eğlenceliyken, kendisini sinemada izleme fırsatı kaçmasa ne güzel olur. Magic Mike’la bir çeşit kariyer rönesansı yaşayan, Soderbergh’den sonra CVsine Tarantino’yu, Wachowski’leri, Coen’leri ve Bennet Miller’ı ekledi. Eski usul, gücünü cazibesinden alan komedi yeteneği ve ulaşılabilir cazibesi ile hemen her oynadığı filmde seyirciyi kolayca avucunun içine alan Tatum, bu mavi yakalı Danny Ocean’ı oynamak için yaratılmış gibi. Yanında nefret etmeye pek bayıldığınız, kısa sürede Scorsese’den Jarmusch’a pek çok iyi arkadaş edinmiş Adam Driver var.

Eğer animasyon seviyorsanız, hele geleneksel Japon animesine bir muhabbet duyuyorsanız, Başka Sinema’nın yaz programını şenlendiren Your Name‘i sinemada izlemek isteyebilirsiniz. Inception’ı utandıracak senaryosu ile mırıl mırıl, tatlı bir aşk hikayesi, sinik dünyamızda romantik bir vaha Kimi No Na Wa. Tam da çok sevdiğiniz biriyle, mükünse alışveriş merkezinde olmayan bir sinemada, el ele izlemelik film. Anime meraklıları çoktan programlarına eklemiştir muhtemelen, benim önerim diğer sinema meraklılarına.

Listeye bir de kendi evreninde yapay zekanın kontrolü eline geçirmesinin otuzuncu seneyi devriyesini dijital restorasyondan geçmiş 3D versiyonuyla kutlamaya hazırlanan Terminator 2: Judgment Day‘i ekleyelim. Sarah Connor ile sinemada karşılaşamayacak kadar genç nesle pek güzel bir telafi, izlemiş ve unutamamış bir önceki kuşağa da nostalji fırsatı. Hadi yine iyisiniz.

Büyük bir şehirde değilsek, ya da ne bileyim, izin günlerimiz gibi cep harçlığımız da suyunu çektiyse… Ya da mesela evden çıkasımız yoksa…

thedinnerO zaman, ev sineması imdadımıza yetişiyor. Misal, sonsuz sevgimizden daha bir kaç paragraf önce bahsettiğimiz Laura Linney’i, Herman Koch’un pek beğenilen “The Dinner“ının Amerikan menşeili ikinci uyarlamasında izleyebilirsiniz. Düşük IMDB puanı sizi yanıltmasın, dört tane yetenekli oyuncuyu (Linney, Steve Coogan, Richard Gere ve Rebecca Hall) karşılıklı diyalog ezerken izlemek, yer yer iyi bir tiyatro oyununun verebileceği gerçekçilik hissini veriyor. Eleştirmenlerin güç gösterisi diye tanımlamayı sevdikleri cinsten performanslar, etik açıdan hayli şaibeli bir durum tartışılırken karşılıklı yükseliyor. Gerisi ikiyüzlü burjuva ahlakı falan filan. Bir şans verebilirsiniz.

out_of_sight

 

Clooney ve Soderbergh’in kulaklarını bu kadar çınlatmışken, değeri az bilinen neo-noir denemeleri Out of Sight ile devam edelim. Elmore Leonard’ın aynı isimli kitabından 1998 yılında uyarlanmış olan bu minik şaheseri duymayanlar duymuş, unutmuş olanlar hatırlamış olsun. Kimyalarıyla perdeyi tutuşturan Clooney ve Jennifer Lopez’in tarifsiz uyumunu arkasına alan Soderbergh yetmişli yılların polisiyelerine öykünen hikayesini linear kurguyu alt üst ederek anlatıp kariyerindeki en eğlenceli işlerden birine imza atıyor. Seksi, eğlenceli, seyircisinin hep bir adım önünde bir kedi-fare oyunu Out of Sight, en büyük sürprizi ise kedi ile farenin sürekli yer değiştirmesi. Doksanlı yılları ve Jennifer Lopez’in Latin köklerini yad etmek, Elmore Leonard’ın, Tarantino sağ olsun,  bir zamanlar pek sevilen pulp dünyasını ziyaret etmek ve iyi bir soygun filmi izlemek isteyenlere, heyecan ve hevesle tavsiye ederim. Filmi sevenler Tarantino’nun Jackie Brown’u ile aynı dünya içinde biraz daha takılabilir, Michael Keaton’ın iki filmde aynı karakteri oynadığını arkadaşlarına anlatıp sinema bilgileri ile gösteriş yapabilirler.

Bir tavsiye de yerli film severlere: Gencecik yerli dijital yayın platformumuz BluTV, Handmaid’s Tale‘in yayın haklarını alıp kalbimizi çalmıştı. Muhsin Bey, Diyet gibi klasikler, Zeki Alasya – Metin Akpınar ve Kemal Sunal gibi komedi ustalarının külliyatlarının yanında festivaller harici kısıtlı sayıda seyirci ile buluşabilmiş kalburüstü işleri de barındıran geniş yerli film seçkisi ile yıldızlı pekiyiyi bir kez daha hak ediyor. İlk 7 gün ücretsiz kullanma imkanı ile, BluTV’yi denemesi bedava!

 

3 thoughts

  1. Ozark’ı hem aşırı merak edip hem de hiç bir sebep yokken erteliyordum sürekli, ama öyle bir anlatmışsın ki bu hafta kesin başlayacağım izlemeye. Ayrıca bir littlefuu olarak :) “your name”i çok izlemek istiyorum fakat beklemem gerekecek sanırım, malum Bodrum’da Başka Sinema’mız yok :/

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s