Yönetmenlerin sakince uzaklaşması gereken klasik müzik eserleri ve meraklıları için alternatifler

“Gülşaaah (Gülşah benim adım), sen klasik müzik biliyorsun, geçen dizide bir müzik çaldı onu soracağım sana.”

Bu cümleyi duyduğum zaman “hmm, hangi müzik, bir mırıldansana.” demeden cevabı yapıştırıyorum: Handel’in Sarabande’si. Şüphesci bakışlarla karşılaşıyorum, canım önce bir dinleseydin gibi itirazlar duyuyorum ama yüzde uydurmayayım, büyük olasılıkla diyeyim haklıyım. Hayır çok bildiğimden değil. Bütçesini müziğe ayırmayıp bedavacılık yapmış bu da yetmezmiş gibi azıcık kafa yorayım dememiş tembel yönetmenlerin ortak seçimi her daim Sarabande’dir. Milyon dolarlarla çekilmiş Hollywood filmlerinin dahi müziğe ihtiyaç duyacak kadar kötü çekimlerine bir de tahmin edilebilir ve fazla kullanılmış klasik müzik eserleri eklemeleri beni ciddi ciddi rahatsız ediyor.

Şimdi şunu baştan diyeyim, klasik müzik ucuzlayabilen bir şey değil. Mesela millet olarak Mozart’ın Türk Marşı’nın cılkını çıkarttık. En son üzerine rap yapılmış felaket bir versiyonunu arka arkaya dinlemek zorunda bırakılmıştım. Çocukluğumda biraz da ailemin isteğiyle kendim de çaldım, yani en kötü yorumunu kendi ellerimden dinledim. Ama bu parçayı kulağımda eskitmedi, yine dinlediğim zaman aynı hayranlığı içimde duyuyorum. Neyse, kendimden bahsetmeden duramıyorum; acil olarak eserlerden bahsetmeye geçelim.

Ave Maria – Schubert

Saflık, temizlik, acı çekiş ama gerçek bir efendi insan gibi içine atış söz konusu olduğu zaman duru sesli bir soprano tarafından söylenmiş bir Ave Maria gibisi olmaz. Sözlerinde “bir bakireden ötekine yakarış” içeren bu eser hatırlarsanız Güllerin Savaşı isimli hastalıklı dizimizde de gereğinden fazlasıyla kullanılmıştı.

Alternatif: Yine Schubert’ten Auf dem Wasser zu Singen. Yine duygulu ve kulak yormayan, yer yer yükselen bir lied. Fakat bekaret ve Meryem gibi öğeler yerine doğaya karşı hayranlık içeriyor. Piyano eşliği ise kesinlikle daha doyurucu.

Neşeye Övgü – Beethoven

Güzelliğin kompleks olmakla alakasının olmadığının en güzel kanıtı, koro eşliğiyle tüyleri diken diken eden, kardeşlik ve özgürlük temalı en çok Clockwork Orange’taki kullanımıyla bilinse de onlarca başka filmde de kullanılmış ve bizi de biraz bıktırmış bu besteyi de rahat bırakmanın zamanı geldi.

Alternatif: Özgürlük ve kardeşlik temasında fakat klasik değil barok dönemden sevgili Rameau’nün Les Indes Galantes’ın kapanış aryası Regnez, plaisirs et jeux‘u tavsiyem. Neşeye Övgü’yle aynı temada olsa da onun medeniyetinin aksine övülen vahşilik, orman yasaları, batıya yapılan bir nanik (başka ne desem bilemedim) içeriyor. Ayrıca Neşeye Övgü’deki bol kullanılan biraderlik kelimesine inat sopranoya söyletiliyor. Rameau 1700lü yıllarda ırkçılık karşıtı, aşkı milletlerin üstüne yerleştiren bir opera yapmışken 2000’lerin ilk yarısında biz de bu parçayı filmlerde kullanarak takdirimizi göstersek şahane olur.

Prelüd no. 15 (Yağmur Damlaları) – Chopin

Bundan gerçekten de yeter. Hem uzun, hem gereksiz tekrarlı; fikrimce Chopin’in prelüdleri arasında hem en yetersizi hem de en sevileni nedense. Romantik ya da üzüntülü bir sahne mi var, yağmur da mı yağıyor? Halbuki o Yağmur Damlaları ismini Chopin kendisi koymadı, pek çok besteci eserlerine isim koymak istemez çünkü herkeste ayrı ayrı yaratabilecek çeşitli hisleri sınırlamış olur. İşgüzarın teki bunları isimlendirdi hadi, siz uymayın bari.

Alternatif: İlle bir prelüd olacaksa bari Chopin’in 17 numaralı prelüdü olsun. Heh, kendi favorimi söyledim ama favorim olmasının nedeni var. Çok romantik, ama 15 gibi klişe şekilde fortelerle ilgi çekmeye çalışıyor. Salt melodisiyle, nüansa gerek kalmadan hırçınlaşıyor, sonra tekrar yumuşuyor. Ben izleyeceğim filmde bunu duymayı tercih ederim şahsen.

Mi Major Yaylı Beşlisi – Boccherini

Huzuru, tembelliği temsilen kullanılan ama klasik müziği bıyık altından gülerek alaya alan yönetmenlerin elinde oyuncak olmuş bir beste. Ben zaten pek fazla sevmem ama iyi olmuş, Boccherini az bilinir. Bu filmler sayesinde adı duyuldu, en ünlü 50 eser gibi toplama albümlerde yerini aldı. Belki az da olsa meraklısı oluşup viyolonsel konçertolarını dinledi. Ama artık yeter, değil mi?

Alternatif: Pazar sabahı huzurunu bu sefer de Mahler‘den alalım. Wer hat das Liedlein erdacht ile, hor görmeden ve ciddiyetle yansıtalım. Huzurun yanında masalsı ve gizemli bu güzel lied’i sözlü diye istemiyorsanız korkmayın, biricik Tine Thing Helseth’imiz orkestra eşliğiyle trompetle nefis bir kayıt yapmış. Onu kullanırsınız şaheserinizde, olur biter.

Sarabande – Handel

Yazının başında örneğini verdik. “Bakın şu anda çok dramatik, ciddi ve aynı zamanda ibretlik bir olay oldu. Biz bunu sahnede veremedik ama müzikten öyle olduğunu anlarsınız işte eheh.” demek isteyenler için ne de güzel bir beste. Savaş filmleri, tarihi romantik filmler, mafyalı Türk dizileri… Her janrda uygun bir yer bulabilir kendisine. Çok merak edilmesinin de nedeni gerçekten iyi bir eser olması.

Alternatif: Brahms’ın 1 numaralı viyolonsel sonatının ilk bölümü bu tip sahneler için biçilmiş kaftan. Handel’e kıyasla elbette biraz daha romantik dönem farkı dolayısıyla. Ama aynı derecede ciddi, ağır. Daha acıklı olsun isterseniz sonatın ikinci bölümü de güzel olur. Ya da klasik müziği boşverip David Fincher’ın Zodiac’ta yaptığı gibi Donovan’dan Hurdy Gurdy Man’i koyabilirsiniz. Hayır, yapamazsınız çünkü orijinal olmaz. Yazının eleştirdiği tek şey zaten orijinal olamamak (tembelliğe bağlı).

Yazının karamsar tonunu biraz yukarı kaldırmak için bir de takdir ettiğim bir müzik kullanımından bahsedeyim. Stanley Kubrick Eyes Wide Shut’ta György Ligeti’nin hayran olduğum serisi olan Musica Ricercata’dan tekinsizlik abidesi olan ikinci kısmı kullanarak beğenimizi kazandı. Çağdaş bir besteciden az bilinen, atonal bir müzik parçası seçerek belki de risk aldı (bence almadı gerçi) ve ne de güzel oldu. Halbuki büyük yönetmen olarak yer edinmiş Woody Allen, Scoop’ta kullandığı müziklerle “Cahiller için En Sevilen 50 Klasik Eser” havası yaratarak kendisi adına utanmamıza neden olmuştu. Aynı utancı Midnight in Paris’te edebiyatçı seçimleriyle de yaşatınca emekli olması gerektiğine karar verdim.

Evet, pek çok besteci gördük, pek çok besteci ta– tamam tamam, gözlerinizi devirmeyin. Ama gerçekten isimleri arka arkaya sıralandığında pek manası olamayan besteler geçti yazıda. Youtube linkleri çok fazla yer kapladığı için Mahmut’umuzun kendi Spotify hesabına yazıdaki eserlerden oluşan bir playlist hazırladım. Bizi takip etmeyi unutmayın, özellikle silgihanım‘ın hazırladığı Kaş listesi çok seviliyor.

Bu arada yazıdakilere eklemek istediğiniz, unuttuğumu düşündüğünüz başka fazla kullanılmış klasik eser varsa yorumlarda duymayı çok isterim.

Playlist için buraya alalım.

IMG_6062

Görsel için yazarlarımızından Berna’ya binlerce teşekkür, kendisi Brüksel’de çekti.

4 thoughts

  1. Mustafa Hakkında Her Şey filminde de klasik müzik kullanılıyor/konu ediliyor. (Konu edilen bir replik: “Vivaldi, Antonio Vivaldi… Hiç sevmem!”) Bu film yüzünden mi bilmiyorum ama Bach-Air en sevdiklerimden. ^^

    Liked by 1 kişi

    1. Ay o bana çok zorlama gelmişti. Niye sevmiyor çünkü herkeşler Vivaldi 4 Mevsim-İlkbahar dinliyor diye. Griselda operasınıdinlesin bari. Benim kocam Vivaldi sevmese ben de taksiciye kaçarım.

      Beğen

  2. Aşırı haklı Woody Allen yorumların hahhahhah <3
    Biri piyano çalarken izleyen karakteri kendine aşık edecekse Claire de Lune da mutlaka dahil oluyor sanki. Ama şikayet edemem hemen gözlerim doluyor, klişe mlişe seviyoruz napalım.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s