Kasım’da ne izlesek

Sevgili sinemasever Mahmutter’lar;

bir ayın daha başına geldik, Kasım ayı FilmEkimi’nde görücüye çıkmış işlerin daha kalabalık seyirci kitlesiyle buluşacağı ay olmasıyla kalbimizde özel bir yeri hak ediyor. Ama sinemaya geçmeden Ekim ayının en nefis sürprizinden, David Fincher’ın yaratıcı yapımcılığını üstlendiği ve dört bölümünü yönettiği, Se7en sevenlerin direnmekte zorlanacağı nefis psikolojik gerilim dizisi Mindhunter’dan bahsedelim.

mindhunter-1280

Fincher yaşayan ve halen çalışan yönetmenler içinde özel yeri olan bir üstat. Doksanlarda gerilim sinemasını yeniden tanımlayan filmi Se7en, bir kuşağın tüketim alışkanlıklarını büyüteçle yaktığı Fight Club gibi şimdiden klasik işlerinin yanında popüler edebiyat uyarlamalarıyla Oscar’a göz kırpmışlığı, yine Netflix ortaklığı House of Cards ile politik entrikanın ipliğini pazara çıkarmışlığı var. Netflix ile son ortaklıkları Mindhunter’ın her yerinde Fincher sinemasının DNA’sını bulmak mümkün. Mindhunter, her şeyden önce “seri katile” ne deneceğinin belirleneceği günlerden geçen “kahrolası” federallerin, klinik psikoloji, kendiliğinden kadın düşmanı olarak gelişmiş Amerikan toplumu ve bilimsel metodoloji ile imtihanı. Öte yandan tek bir adamın cehennemin kapılarına yürüyüşü olarak da seyredilebilir. Gerçekle hayal arasındaki o muğlak sınırda dolaşan alacakaranlık atmosferi, her bir karakterin derin yalnızlığını yansıtmada çok başarılı olan görsel tercihleri ve başta müzikallerin prensi olarak tanıdığımız Jonathan Groff’un az şey yapma cesareti ile parıldayan performansı ile her bir karesi, her bir dönemeci ile detaylı analizleri hak eden hikayesi ve nefes aldırmayan kurgusuyla evden çıkmamak için çok iyi bir bahane. Yine de uyarmadan geçmeyelim, şiddetin sonucunu gördüğünüz pek çok sahnesi, şiddeti fena halde kanıksamış, en iyi niyetlisi bile derin bir mizojiniden muzdarip karakterleri ile yutulması zor bir lokma kendisi.

Ayın yeni filmlerine geçmeden pek beğenilen lakin az izlenen “İşe Yarar Bir Şey“in halen sinemalarda olduğunu hatırlatalım, canım Başka Sinema.

the-squre-457-3.jpg“Şu medeniyet işini beceremedik mi ne?” filmi; Cannes’dan tescilli İsveç yapımı “Kare – the Square” Kasım ayının kaçırılmaması gereken sinema işi, Başka Sinema’nın bir başka güzelliği. Yönetmen Östlund’u; bir önceki filmi Force Majeure’den ve Oscar adayı olamadığı sabah yaşadığı psikolojik çöküşün kaydını paylaşmasıyla hatırlarsınız belki. Force Majeure ile evlilik kurumunu bitirmek için yola çıktığını açıklamaktan çekinmeyen Östlund, the Square’de bütün bir Batı medeniyetinin dibine dinamit döşüyor. Suriye mülteci krizinden tüketim toplumu eleştirisine, post-truth çağından medeniyetin doğadan uzaklaştırmasına öyle çok derdi var ki Östlund’un filmin 163 dakikalık süresi neredeyse az geliyor. Sonuç biraz kafası karışık, çokça geveze, epey yorucu bir film, dertleri de ayıptır söylemesi biraz zengin adam dertleri. Öte yandan merkezindeki performans senenin en iyilerinden biri, üstelik filmin içinde tahrip gücü yüksek bir performans ile neredeyse kısa film tadında bir bölümü var ki, evlere şenlik. Gerisi medeniyet, gerisi Batılılık. Ayın diğer Nordik işi; Berlin’den Gümüş Ayı ödüllü “Umudun Öteki Yüzü – Toivon tuolla puolen” ile Fin usta Aki Kaurismäki hikayesini, bilin bakalım kimin – mülteci Ortadoğuluların etrafına kuruyor.

murder_on_the_orient_express_ver20_xlgBenim çocukluk aşkım Hercule Poirot’nun beyazperdeye dönüşü yıldızlardan örülmüş bir kadro ile, hem de gözümün bebeği İstanbul’da başlayan bir hikaye ile oluyor. Kenneth Branagh’ın baş rolünü üstlenip yönettiği “Doğu Ekspresinde Cinayet”, aynı isimli Agatha Christie romanının en yeni uyarlaması dijital değil, ihtişamı ile göz kamaştıracak şekilde 70 mm filme çekilmiş olarak sinemalarımızı taçlandıracak. Kendisi bir diğer medeniyet çözülmesi filmi olarak izlenebileceği gibi utanmazca Anglofil bir “kim öldürmüş” hikayesi olarak da izlenebilir. Ben şahsen set tasarımı ve kostüm detayları ile, oyuncuların saç ve makyajları ile bile oyalanabilirim. Sizi de beklerim. Lakin bir tren kazası izlemeyeceğimizin de garantisi yok, iflah olmaz Agatha Christie hayranlarından değilseniz bir daha düşünmek isteyebilirsiniz. Bir de hikayenin başlayacağı nokta olan otuzlu yıllar İstanbul’u fena halde oryantalizme açık bir fırsatın önünü açıyor, uyarmadan geçmiş olmayayım.

killing_of_a_sacred_deer_ver2

Bir diğer FilmEkimi favorisi “Kutsal Geyiğin Ölümü – The Killing of a Sacred Deer“in aldığı en kötü eleştiri erken dönem Haneke işlerine benzetilmesi. Adeta Eyes Wide Shut’ın karanlık üvey kardeşi, Kutsal Geyiğin Ölümü aile kurumu, sorumluluk ve nedamet duygusu üzerine, biraz çalakalem yazılmış ancak tertemiz çekilmiş bir gerilim filmi. Yunan Tuhaf Dalgası’nın Amerika’ya kaptırdığı haşarı elebaşı Yorgos Lanthimos’un ikinci İngilizce filminin başrolünde Nicole Kidman ile Colin Farrell’a bu yıl ayrıca Dunkirk’te izlediğimiz Barry Keoghan var, ki kendisinin iki filmdeki performanslarını art arda izlerseniz gözünüzde devleşeceğinden emin olabilirsiniz.

Oyunculardan bahsetmişken, başroldeki yıldızların hatrına göz atılabilecek edebiyat uyarlaması Wonder (Julia Roberts), Snowman (Michael Fasbender) ve İngiliz aile komedisi Ayı Paddington (Hugh Grant, Sally Hawkins) Kasım ayının kolay lokma seyirlikleri. Wonder, göz yaşlarını sel etmesiyle, Snowman yönetmeninin “ya biz o filmi pek çekemedik sanki” diye açıklama yapmaktan çekinmemesiyle, Paddington ise eğlenceli karakter posterleriyle dikkat çekti. Bunların yanına La Binonche’un perdeye güneş gibi doğacağı FilmEkimi artığı Claire Denis işi İçimdeki Güneş‘i de koyalım, artık paşa gönlünüz hangisini çekerse.

Öte yandan gişenin fatihi yine yerli filmler olacak gibi. Serbest nizam Crazy, Stupid, Love. uyarlaması Mutluluk Zamanı, Şener Şen ile Yavuz Turgul’u yine bir araya getiren Yol Ayrımı, pek sevimli Trakya komedisi Kardeşim Benim’in devam filmi Kardeşim Benim 2 bu ayın çok salonda vizyona girecek, kaçamayacağımız işleri. Daha karanlık zevkleriniz varsa, Can Evrenol’un Housewife’ına bir göz atmak isteyebilirsiniz. Sadece şiddet ve vahşete töleransı yüksek olan Mahmutter’lara diyelim, bu yıpratıcı faslı arkamızda bırakalım.

Aralık ayıyla ilgili umutlarımız yüksek, Türsak film günleri, nam-ı diğer Randevu Film Festivali şehre geliyor. FilmEkimi’nin ağır toplarından bir ikisi, bazı büyük yönetmenlerin yeni işleri var.  Onları da önümüzdeki ay konuşalım isterseniz.

Randevu - Banner - cropped.png

Evet, bugün de aynı yazı içinde Mindhunter ve Paddington 2 önerdik. Ne diyebilirim ki, sinema zevkimiz pek eklektik.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s