Etkileyiciler Etkileyecek


Nigella Lawson izliyordum bazen. Yaptığı yemekler ve porsiyonların büyüklüğü rahatsız edici de olsa izlemesi eğlenceliydi, özellikle aralarda saçma sapan konuşması çok hoşuma gidiyordu. Bir seferinde adını hatırlayamadığım bir kadından bahsetti, suçlu zevki olarak kimi akşamüstleri bir kase sade patates cipsi ve bir kadeh soğuk beyaz şarapla balkonunda keyif yapmakmış. Bizim Nigella da buna çok özenmiş fakat onun versiyonu daha farklıymış: bir bardak Americano, mısır cipsi (bildiğimiz Doritos) ve cips için sos. Americano bildiğimiz kahve olan değil bir kokteyl, eşit ölçülerde Campari ve kırmızı vermut, üstüne bolca maden suyu, bir dilim portakal. Bunları hazırlayıp bahçesinde tüketmeye giden Nigella şişeden içtiğim biraya üzülerek bakmama sebep oldu. Ertesi gün koşarak bir şişe Campari ve normalde asla eve sokmadığım Martini Rosso’dan aldım ve öğleden sonra hiç çıkmadığım balkonumda kitabımı okuyup (yalan, telefonumu karıştırdım kesin) içkimi içtim.

Artık balkonum yok ama Americano’yu hala çok seviyorum, misafirim gelince mevsim yazsa mutlaka önüne dayıyorum. Ben bir de portakal suyu ekledim tatlıcı olduğum için. O kadar beğeneni oldu ki bir sürü insan (2 kişi, zaten çok arkadaşım yok) evinde de yapmaya başladığını söyledi. Şimdi bir bakalım, adını hatırlamadığım şarap-cipsçi kadından Nigella Lawson’a, Nigella’dan bana, benden arkadaşlarıma belki de onlardan birilerine daha. Neden peki? Çünkü Nigella öyle güzel anlattı, yaptı ki o güzel anı ben de yaşamak istedim.

Şimdi bambaşka bir konuya geçiyorum ama uyduruk polisiyelerde olduğu gibi sonunda iki konu bağlanacak. Twitter’da yeni blogcu/instagram fenomeni/ne olduğu bilinmeyen insanlardan birinin yakınmasına şahit oldum bugün. Ne olduğu biliniyormuş meğer, bir influencer‘mış ve influencer‘lar kazandıkları parayı hakediyorlarmış çünkü bir masabaşı işten çok daha fazla çalışmalarını gerektirecek bir hayatları varmış. Kazandığı paraya lafım yok, böyle saçma mesleklere para kazandıran sistem suçlu, kendisi değil. Ama merak duymaya başladım, neye influence ediyor acaba diye ve Instagram sayfasına yollandım. Büyük hayalkırıklığı. Her fotoğrafın dörtte biri kendi yüzü. Hiçbir yaratıcılık ya da zevk olmadan günün modası neyse o giyilmiş kombinleri. Stil desen esintisi dahi yok, Inditex markaları ne sattıysa o. Popüler mekanlarda içilen kahveler, özelliksiz yemekler. Eğer beni etkilediyse Franny Glass gibi herkes ne kadar aynı diye bıkkınlıktan depresifliğe sürükleyerek yaptı bu işi.

Herkesin aynı olması sorun değil, ben de başkalarını taklit ediyorum ve siz de ediyorsunuz. Sorun bunu yapan insanın bunu yapmaktan kazandığı paranın hakkı olduğunu iddia etmesi. En ufak bir farklılığı bile yok ve kimseyi etkilemiyor — bir şeyler satın aldırmak dışında. Mesele sadece kendisi değil, benim için son damla oldu sadece. Türkiye’deki ortamın boşluğundan faydalanarak yer edinmiş, yabancı bloggerlar ne yaptıysa bir hafta gecikmeli olarak aynını uygulayarak ve kimseyi zerre daha iyi ve faydalı bir hayat sürdürme yolunda etkilememiş insanların hepsi aynı şekilde düşünüyor. Art arda alınan onlarca pahalı kozmetik ve onlarla yapılan hep aynı her zaman aynı ve berbat görünen makyajlar, bir gün tomboy, bir gün vamp öteki gün iki yandan örgülü sevimli kız stilinde giyimler, kimse olamamakla herkes olmak arasında gidip gelmek, arada bir aslında ben de entelektüelim çığlıklarıyla popüler bir roman, yanına kahve ve sözde altını çizmek için kullanılan kalem resmi, feminizm adına sabun markası sponsorluğunda hepimiz güzeliz hashtagleri, olası bir saldırıda düz siyah resim ve teröristlere lanet… Tek yaptıkları fotoğraf çekip internete yüklemek ama yeni telefonların jilet gibi kameralarına ve ışık efektli filtrelerine rağmen basit bir kompozisyon oluşturmaya bile vakit ayırmıyorlar. Böyle kaç kişi tanıyorsunuz? Kaç takipçileri var? O şampuana harika diyerek ne kadar kazandıklarını biliyor musunuz?

Başkalarının ne yaptıkları umrumda değil, isterlerse hiç kitap okumasınlar ya da kozmetikle dolu bir havuzda kelebek yüzsünler. Fakat iş ilham verme iddiasına gelince bize de bir söz hakkı doğuyor. Bildiğim onlarca iyi üniversite mezunu, yüksek lisansını bitirmiş ve yıllardır iş arayan insan var. Takipçilerinin büyük çoğunluğunu oluşturan çocuk yaştaki kızları sömürerek “Bu kazandığım para benim hakkım.” dediğiniz zaman koca bir “yoo” diyoruz. Özellikle oradaki emek meselesine takıldım, çok emek verilen her şey para etmiyor. Bilmediğim İspanyolca ile çeviri işi alsam, sözlükten kelime kelime bakarak çeviri yapsam çok emek vermiş olurum ama parayı alamam. İşte siz bunun parayı alabileceğiniz versiyonunu bulmuşsunuz; sizin için harika gerçekten, kimsenin parasız kalmasını istemem ama istiyorsunuz ki sizin için “Şu influencer’lar da çok çalışıyorlar, her kuruşu hakediyorlar, helal olsun.” denilsin. O ancak rüyalarınızda. Hayat tarzı pazarladığınızı iddia ediyorsunuz fakat yaşadığınız hayatın bir tarzı yok, mesleğinizin ilham verme olduğunu iddia ediyorsunuz ama sayenizde sadece Nars’ın yeni göz farını aldılar, influencer olduğunuzu söylüyorsunuz ama aslında çok takipçisi olduğu için, gittiği mekanda doğumgünü kutlamasına izin verilmeyince suç işlemiş politikacı çocuğu gibi “Benim kim olduğumu biliyor musun?” diyen ayaklı billboardlardan başka şey değilsiniz.

Yaşam tarzı dediğiniz Nigella’nın bana yaptığı gibi oluyor. Orijinalliğini kaybetse de blog yazarları/vloggerlar tarafından hayatımıza girmiş onlarca güzel şey var. Yıl boyu beyaz yılbaşı ışıkları kullanmak, kaktüs ve sükülent yetiştirmek, sağlıklı beslenmeye başlamak, etik markalara yönelmek bunu giyim ve gıda alışverişlerimize uygulamak, daha az atık çıkararak yaşamak… Kimden çıktığını bilmiyorum ama binlerce kişi ilk defa bir bitkiyi kurutup, suya koyup, köklendirip, toprağa ekip büyümesini izledi. Binlerce kişi hayvanları öldürmeden yaşamak istediğine karar verdi, videolarını izlediği bir kız sayesinde nasıl beslenebileceğini öğrendi, deri kullanmayı bıraktı. Ya da spora başladı, sabahları koştu, depresyona girme ve kalp krizi riskini azalttı. Kimi sosyal medya fenomenleri ise cinsel yönelimi konusundaki dürüstlüğüyle ya da ait olduğu etnik grubu, kültürünü tanıtarak bağnazlığın azalmasına katkıda bulundu. Buraya gelince tek soru “Peki ya siz ne yaptınız?” oluyor.

Sevdiklerimiz

Saldırganlığı bir doz azaltmak için beğendiklerimizi paylaşalım mı? Ben buraya yazayım, sizin de varsa yorumlara yazarsınız.

  • Ariele AlaskoHayat tarzı istiyorsanız bundan daha tarz bir hayat olamaz. Kocaman elleriyle ahşaptan bıçaklar, tablolar, heykel gibi eşyalar yapıyor atölyesinde. Barınaklardan alınma, ne cins olduğu belli olmayan bir köpeği ve kedisi var. Uzun boylu, herkesin bayıldığı bir yüzüğü olan ve sokakta gördüğü odun parçasını testereyle kesip arabasına atan, yazları arkadaşının çiftliğinde at binen harika bir kadın. Instagram feed’ine bakarken ellerinizle bir şeyler üretme isteğine kapılıyorsunuz.
  • Gizem KuzuYerlileri de anlatalım ki “Ama ülkemizde anca bu kadaaar” diyemeyin. Heykeltıraşmış kendisi, çizimleri çok güzel, yaptığı tatlıların fotoğrafları gece gece ağlatacak güzellikte. Akademik geçmişi sanat olan birinden beklendiği üzere fotoğrafları çok güzel ve bıktıran klişe instagram karelerinden değil. Sayesinde suluboya becerilerime yoğunlaştım.
  • Etik SeçimlerTamam bu arkadaşım, ama arkadaşım olduğu için bahsetmiyorum. Kozmetikten giyime her konuda etik alışverişle ilgili ipuçları veriyor, insanlar ve hayvanlara minimum zararla yaşamaya çalışırken bu konuda okuyucularına da yardım ediyor. Ayrıca veganlar ve tabii ki vejetaryenler ve olmayı düşünenler için İstanbul’da gidilecek mekanlar ve evde yapılabilecek yemekler için ayrı bir instagram hesabı var. Ve kendisi en iyi okulunda modacılık okumuş biri o yüzden modayı lüks markaları arka arkaya saymak zanneden blogcular yerine çok daha iyi bir alternatif.
  • The Mahmut (yani biz): Ecnebinin shameless self promotion dediği bu olsa gerek ama n’apalım, kendi tecrübe ettiklerimi yazıyorum. Bir sürü şahane kadın ve Ozan sayesinde harika filmler ve diziler izleyebilir, duyulmadık kitaplardan haberdar olabilir, cini sadece tonikle içilen bir içki olarak görmeyi bırakabilir, İstanbul’un az bilinen nefis yerlerini gezebilir, görme engelliler için sesli kitap kaydı yapmaya yönelebilirsiniz.

,

3 thoughts

  1. Yazdıklarının inan çok büyük bir kısmına yürekten katılıyorum ama şahsımla ilgili yazdığın kısımları okurken keşke kendimi anlatma şansı verilseydi dedim. Şu an ne yazsam önyargılarını yıkamayacağım için hiç o topa girmiyorum. Sadece şunu söylemek isterim, sosyal medyada bugüne kadar hakkımda yazılmış yüzlerce hatta binlerce yorum okudum ama ilk defa bir tanesi bu kadar kalbimi kırdı. Yine de isimsiz paylaştığın için teşekkür ederim. Yorumu yayınlamasanız da olur, yazarın görmesi yeterli.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s