Her Adımım Düşlere Güç Versin!

Sekiz dokuz yaşlarındayım. Bodrum’da ilk okulun bahçesinde kızlı erkekli toplanmış bekliyoruz. Cumhuriyet Koşusu diye bir şey olacakmış, o koşuya katılacakları da şimdi yapacakları eleme ardından seçeceklermiş anladığımız kadarıyla. Yaş gruplarına göre ayrılıyoruz, sonra da cinsiyete göre. Sıra bizim gruba gelince var gücümle koşuyorum, evet, tombik bir Bodrum mandalini olarak hiç de fena sayılmam. İşte birileriyle yarış halinde yapılan koşuyla tanışmam o gün oluyor.

23319473_10159580446840593_3044508179140270013_n

Spor salonlarında koşu bandında geçen saatler, arada sahile inip birkaç kilometre tempolu koşular, arkadaşlarla toplanıp Belgrad’a gitmeler derken 20’li yaşlarımda da inceden inceden gösterdi bana kendini koşu sevgim. Sadece egzersiz yapmak değildi hoşuma giden, meditatif geliyordu bir yerden sonra koşmak bana. İlk on beş dakikası ıstırap ama. O ilk dakikalarda kafamın içine girseniz şunları duyarsınız aslında: “Neden çıktım ki şimdi koşmaya, bacaklarım ağrıdı, nefesimi ayarlayamadım sanki, üff ne gerek vardı, vakit de geçmiyor, müzik sinirime dokundu şu şarkıyı geçeyim, daha anca beş dakika mı olmuş?!” O garip anları atlattıktan sonra ise ayaklarım bir tempo tutturuyor, kollarım göğsümün iki yanında sağlam ama rahat kalıyor ve kendimi bırakabiliyorum. Nefesim oturuyor. Zevkini sürmeye başlıyorum. Buradan koşunun her anı müthiş zevkli bir uğraş olduğunu söylemeye çalışmıyorum. Ama büyük kısmı öyle bence. Koştuktan sonra evde alınan sıcak bir duş ve dinlenme zamanı da cabası. Üstelik eğer havası temiz bir yerde koşuyorsanız, hele hele güzel manzaralar eşliğinde koşuyorsanız, gerçekten tadından yenmiyor.

20882131_10159214745175593_5365303740635647493_n

Avrasya Maratonu’nda koşma deneyimimi ise ilk defa üniversite ikinci sınıfta yaşadım. Bir önceki sene liseden arkadaşlarımın koşuya katıldıklarını duymuş ve özenmiştim. Ama benim 8 kilometre için kayıt yaptırdığım sene tanıdığım bildiğim ve benimle birlikte koşacak kimse yoktu. Yağmurlu bir Kasım sabahı Taksim’den otobüse binmiş, tıngır mıngır Altunizade’ye varmıştım. Cumhuriyet İlk Okulu’ndaki Cumhuriyet Koşusu seçmeleri için onlarca kızla yarıştığım günden beri ilk defa bir kalabalıkla birlikte koşacaktım. Heyecan ve mutluluk içinde koşarak geçtim köprüyü, Barbaros Bulvarı’ndan inerken ise bazı gruplar fark ettim. Tişörtleri farklıydı, sivil toplum örgütleri yararına koşan koşuculardı bunlar. Ve onlardan biri bana, “Tekerlekli sandalyedeki arkadaşlarımızla koşmak ister misin?” diye sordu Beşiktaş’a indiğimizde. Beşiktaş’tan Dolmabahçe’ye kadar tekerlekli sandalyedeki bir abimiz ile koşmuştum; ben onu koşarak iterken, o da tekerleklerini çevirerek hızımızı arttırıyordu. İkimiz de çok eğlenmiş ve ben kendi finiş çizgimi geçerken, o daha da ilerisi için devam etmişti.

Sonrasında arkadaşlarımla ufak tefek yarışlara katılmaya başladım ama ‘bir amaç, bir güzellik uğruna’ koşmanın tadını alamadım. Çünkü yapım gereği ‘yarışmak’ bana çok ters geliyor. Kimseyle yarış hâlinde olmak istemiyorum, kimseyi geçmeye çalışmak ya da kendime ‘bilmemkaçıncı olmak zorundayım’ diye baskı yapmak da. Benim için koşmak güzel, iyilik peşinde koşmak ise en güzeli. Bu yüzden de geçen seneden beri Adım Adım Platformu’nun yardımseverlik koşularında, ALİKEV, yani Ali İsmail Korkmaz Vakfı’na bağış toplamak için koşuyorum.

22552374_10159486862815593_3536474122989657885_n

Peki neden ALİKEV için koşuyorum? Gezi Olayları sırasında çoğumuz gibi ben de İstanbul’da, Gezi Parkı’ndaydım. Bizim jenerasyonumuz için korku, öfke, sevinç, şaşkınlık, hepsinin birbirine karıştığı bir dönemdi. Gözlerimiz yanıyordu, koşuyorduk, saklanıyorduk, çıkıyorduk, bağırıyorduk. Sesimizi çıkarabiliyorduk sanki ilk defa. Ama çok insanın canı yandı, çok insan yaşamını yitirdi. Ali İsmail Korkmaz da, daha 19 yaşında bir üniversite öğrencisiyken, Eskişehir’de uğradığı şiddet sonucunda, önünde upuzun bir gelecek varken ayrıldı aramızdan. Berkin’e ağladık, sokaklara çıktık, Ali İsmail’e ağladık, Ethem Sarısülük’e, Mehmet Ayvalıtaş’a, Medeni Yıldırım’a ağladık. İçimiz paramparça oldu ve onları unutmamaya yemin ettik.

Ali İsmail’in annesi, Emel Anne, Aliş’ini kaybetti işte böyle. Ben o zaman onu, Şahap Baba’yı ve abisi Gürkan Abi’yi tanımıyordum. ALİKEV’in kurulmasının ardından tanıştım bu isimlerle ve onlara hayran kaldım. Oğullarının uğradığı haksızlık ve yokluğunun verdiği acı belki hiç dinmeyecekti, ancak bu vakıf sayesinde Ali İsmail gibi yüzlerce öğrenciye burs verecek ve yalnızca eğitim öğretim hayatlarına değil, sosyal ve kültürel gelişimlerine de katkı sağlayacaklardı. ALİKEV’le böyle kuruldu benim gönül bağım. Eğer şuraya bakarsanız, ne demek istediğimi daha iyi anlayacağınızı düşünüyorum. Böyle bir gencin arkasından, onun hayallerini gerçeğe dönüştürmeye çalışan bir aileyi desteklemeyip ne yapacaktım?

alikev-1

Bunları yalnızca laf olsun diye yazmıyorum. Tek bir öğrencinin dahi koca bir yıllık eğitim ücretlerini karşılamak o genç için müthiş önemli bir şey. Onu geleceğe hazırlıyor, daha donanımlı, daha iyi eğitimli, kültür sanatın içinde yoğrulan bir gence yardım ediyorsunuz. Yitirdiğimiz bir Ali İsmail’in yerine, kim bilir, belki de yüzlercesini koyuyoruz.

İşte böyle hislerle koştum geçen sene 10 kilometreyi. Yine kalbim güm güm, Emel Anne’yi gördüm bizim takımın arasında ama yanına bile gidip konuşamadım. Sadece koştum koştum koştum, finişi gördüm ve o sıralar her beş dakikada bir yaptığım üzere yine kampanya sayfama baktım. Ve gördüm ki, 40 bağışçımın desteği ile 2 öğrencinin tam bursunu karşılayacak meblağa ulaşmışım. Hayatımın en, en güzel anlarından biriydi. Benim fiziksel eforum, tanıdığım tanımadığım insanların bağışlarıyla birleşti ve biz, vakfın burs verdiği 100 öğrencinin 2’sinin elinden tuttuk.

23434711_10159580446875593_5767925576609337290_n

Bu sene koşacağım mesafe arttı. Evet, 15 kilometre açıkçası gözümü korkutuyor arada düşündüğümde. Seyahate bile gittiğimde antrenman yapan ben, bildiğin ara ara tırsıyorum. Sonra aklıma geliyor: bu bir yarış değil. Evet, yüzlerce insanla birbirimizi kâh geride bırakarak, kâh geçip giderek koşacağız ama ben aslında orada tek bir şey için koşuyorum. Rahatlıyorum sonra, ve Pazar günü için sabırsızlanıyorum.

Kampanya linkimi yazının sonuna ekleyeceğim. Dilerim bu yazıyı okuyan herkes, küçük ya da büyük, bir bağış yapmak için içinde bir kıpırtı hisseder. Hedefime ulaşmama çok var, ama umudum da var açıkçası. Umut işte, umut hiç gitmiyor ki. İki öğrenciyi dört yapabilmek, belki seneye bir yarı maraton koşabilmek, Ali İsmail’in düşlerindeki özgür dünyaya birkaç adım daha yaklaşabilmek. İşte böyle. Ben şimdi son antrenman koşuma çıkıyorum. Sevgiyle! :)

Kampanya sayfam: https://ipk.adimadim.org/kampanya/CC18703

(Sayfada ‘Online Bağış Yap’a tıklayarak bağışınızı hızlı ve kolay bir şekilde gerçekleştirebilirsiniz.)

Doğrudan bağış sayfası: https://bagis.adimadim.org/?ccid=CC18703

ALİKEV’in internet sitesi: http://alikev.org/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s