Ve melankoli

Elime Robert Burton’ın ‘Melankolinin Anatomisi’ kitabı geçtiğinde melankoliyle ilgili bu kadar ne yazılmış olabilir ki diye düşünmüştüm. Meğer miladın öncesinden beri melankoliyi anlamak ve bir tanıma oturtmak için kafalar patlatılmış, tıbbi araştırmalar, felsefeler yapılmış, biri kalk gidelim diğeri otur diyen türlü nedenler ve çözümler öne sürülmüş. Bilinç bulanıklığı, delilik, tembellik, hayata karşı başkaldırı, günahkarlık bunlardan yalnızca birkaçı. Yani vaktiyle ortalığı epey bir karıştırmış; Tam bir baş belası.

Hem bilim adamı hem de rahip olan Burton söze ‘en büyük arzum her şeyi az buçuk bilmektir’ diyerek başlıyor ve bu arzusuna uygun olarak melankoli duygu durumunu tıbbi bir vaka olarak ele alıp çözümlemeye çalışırken konuya beslenme, ruh bilim, teolojik ve hatta genel anlamda metafizik açılarından yaklaşıyor.

fil.png
derinnarinnarin yarim

Hastalık nedir? Melankolinin hastalıkla ilişkisi nedir, yeme içme rutininin ruh haline etkisi ne derecedir, melankolik insana neler olur?

Aşırı bilgilenmeye hazırsanız başlıyoruz!

Kitapta 16.-17.yüzyıl doktorları ve filozofları hastalığı şöyle tanımlıyorlar:

  • Ruh ve vücut arasındaki sağlıklı ittifakın bozulması (Fernelius)
  • Vücudun tabiatına aykırı eğilimi (Tholosanus)
  • Beynin dışkılaması

O dönemde bir hastalık olarak ele alınan melankoli, Yunanca’daki melas (kara) ile khole (safra) kelimelerinden oluşuyor. Melankoliyle ilgili tespit çeşitlemeleri şöyle:

Hipokrat

Hipokrat, insanların karakterlerini belirleyen dört temel özsu olduğunu iddia ediyor. Kan, salgı, sarı (veya kırmızı) safra ve kara safra. Hipokrat’a göre melankolinin karşılığı kara safradır ve safra kesesinin salgıladığı suyun kuruyup bir tür zehre dönüşmesiyle ortaya ‘melankoli’ denen sağlık sorunu ortaya çıkar. Melankolik insanların konuşası bile yoktur. Üzüntülü bir konu konuşmaya tahammül edemezler, kollarını kaldıracak halleri kalmamıştır. Karın ve diyafram bölgeleri dışa çıkmış gibi görünür.

İbn-i Sina

İslam tıbbında; ateş, hava, toprak, ve suyun insan bedenindeki karşılığı olarak kabul edilen dört sıvıya dört hılt denilmiştir. Ateş-sarı safra-kuru ve sıcak; Hava-kan-nemli ve sıcak; Toprak-sevda(kara safra)-kuru ve soğuk; Su–balgam – nemli ve soğuk şeklinde bir tanımlama ve sınıflandırma yapılmıştır.

İbn Sina’ya göre bu dört hılt her insanda özel ve benzersiz bir karışım şeklinde ve bu karışım mizacı oluşturuyor. Yani kişiye özel ruhsal, bedensel, zihinsel özelliklerin bütünü bu karışıma bağlı. Sevdavi mizaç egemen olup melankoliyi oluşturarak beyindeki hayat merkezini sarar ve kişiyi korku, yalnızlık ve endişeyle doldurabilir. İbn-i Sina’ya göre bu durumda tedavide hem kalp hem beyin dikkate alınmalı. Saha spesifik olarak kendimizi şımartmamızı öneriyor:  “Her halükarda hasta sevindirilmeli, eğlencelere katılmalı, mutedil iklimin hakim olduğu yerlerde yaşamalı, kaldığı meskeni sık sık havalandırmalı, yattığı yer ve çevresine güzel kokular sürülmelidir. İyi malzemeden yapılmış lezzetli ve hafif yemekler yemeli, yemekten önce kısa bir hamam sefası yapmalıdır. Zaman zaman tatlı ve kaymak yemelidir.” Benim aklıma yattı doğrusu. (Peltekler, keskin zekalı olup çabuk konuşanlar, yüzü kızıla çalan aceleciler, kıllı esmerler, damarları dışarı fırlamış olanlar, kalın dudaklılar İbn Sina’ya göre melankoliye yatkınlarmış.)

Freud

Tahmin ettiğiniz gibi, Freud da bu terlik tam benlik diyerek ömrünün önemli bir kısmını bu konuyu anlamaya adıyor. Freud’a göre üzüntülü bir olayın sonunda, örneğin duygusal yatırım yaptığınız birini kaybettiğinizde yas tutmadığınızda eski sağlıklı formunuza kavuşamıyorsunuz. Yas tutarken ego devre dışı kalıyor, bu nedenle kişi kendini yeniden inşa etmesi için verimli bir sürece giriyor. Bu tespitleriyle zamanında Freud’a epey yüklenilmiş ama özetle melankoli tedavi edilmesi gereken psikolojik bir hastalıktır diyor.

Aristoteles ve diğerleri

Hipokratın hastalık yönünü ele aldığı melankoli, Aristoteles tarafından deha, sanat, din ve felsefeyle ilişkilendirilmiş. Orta Çağ’da ise ölümcül yedi günahtan biri olarak kabul edilip tembellikle yaftalanmış. Rönesans ve Aydınlanma Çağı’nda ise delilikle ilişkilendirilmiştir.

Çıkış noktamız Burton bir faninin hayatta daimi bir mutluluk araması kadar saçma ve gülünç bir şey yoktur diyor ve aklın egemenliğini, doğaya uyumlu yaşamanın önemini, ölümün kesinliğini kabul etmemizi öneriyor. “Bize biçilen paye bu; belirsizlik ve kırılganlık.” diyerek noktayı koyuyor.

Yani hem tıbbi olarak açıklanabilir, hem de kabul edilebilir bir durum melankoli. Havanın sabah 8:30’da aydınlanıyor olması da, toplumsal travmalar, öfke ve güvensizlik hâli, hepsi birer melankoli tetikleyicisi.

Ne derler bilirsiniz, it’s okay not to be okay.

Bu arada çok tebrikler, artık bir bilginsiniz!

bilgin

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s