Fazıl Say’ı sevmek için 5 neden

Fazıl Say sanki hep vardı. Bir yerlerde durmadan üreten, biletleri anında tükenen, besteleri dünya orkestralarınca çalınan, bayağı bayağı dünyanın tanıdığı bir Fazıl Say. Dönem dönem eleştirel çıkışlarıyla yükselip tepki topladıktan sonra tekrar müziğine gömülen, yaşı belli olmayan Fazıl Say Official’ımız.

Birkaç yıl önce arabesk konusundaki öfkeli isyanını belki hatırlarsınız sevgili Mahmutterlar. Özünde arabeski müzik tekniği ve kalite düzleminde eleştirmeye niyet etmişse de bunu ‘arabesk yavşaklığı’ şeklinde dile getirdiği için şimşekleri üzerine çekmişti. Biz niyetini anlamış olsak da üslubu ve konuya yaklaşımı öyle kavgacıydı ki, kontrol edemediği öfkesini görünce müziğin birçok yönüyle bu kadar iç içe olan bir adamın üzerinde müziğin hiç mi olgunlaştırıcı ve yatıştırıcı bir etkisi olmamıştır diye düşünmüştüm. Konu uzadıkça Fazıl Say’dan Seda Sayan gibi tartışmama duruşunu beklemeyi kendimde hak görmüştüm ve kendini ifade edemeyen endişeli modernlerle aynı kümeye düşürerek kendisine olan ilgimi (Kumru Ballad’ına sadık kalmak koşuluyla) kaybetmiştim.

FS2
Tatlı da bir gülüşü var esasen

Yakın geçmişte yine bir konserine gittiğimde müziğini ne çok özlediğimi fark ettim ve büyüklük bende kalsın diyerek ilk adımı ben attım, kendisini Instagram’dan ekledim. Paylaşımlarının çoğunun altına uzun uzun denemeler yazmış. KHK’yla ihraç edilen müzisyenlerin dertlerini açıklamış mesela, Metin Altıok’la ilgili anılarını anlatmış. Okuması tatlı, üslubu güzel, okuyanlara empati kurdurmaya çalışan bir çabası var. Bir tanesinde “Türk milletini ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni alenen aşağılama” suçundan hapis cezası alan Barbaros Şansal’ın Nazım Hikmet Korosu için hazırladığı 8 farklı biçimde giyilebilen tasarım kıyafetini anlatmış. Şöyle demiş: “Bu yazacaklarımdan dolayı bana çok kızacak olanlar var, biliyorum. Hakaretler yağabilir, bunu da biliyorum. Tek gerçek şudur; yazacaklarımı kimsenin kalbini kırmadan yazmak istediğimden emin olabilirsiniz. Aynı Barbaros, Gazze için ilk yürüyenlerdendi, Silivri’de Fetö’nün tutuklattığı gazetecileri ilk ziyaret eden ve orada bir arbedede gözünden yaralanandı. Tepkisini, usturuplu söylemesini elbet isterdik, ben de isterdim, ama ona yapılanlara bakın. Evet provokatif cümleler kurmuş. Kabul. Ama buna sebebiyet veren, terör cehennemi, çocuk istismarları, öldürülen kadınlar, tecavüze uğrayan kadınlar gibi sebebiyetlere çok tepkili. Bugün ülkemizde nice nice dertler var. Bir şeyin hırsı mı çıkarılıyor Barbaros Şansal’dan? Lütfen sağduyulu olalım. Lütfen.” Dedim ki Fazıl Say da neyin nasıl yapılacağını bilip de uygulamaya gelince bildiklerini unutanlardan. Instagram’da yazdıklarının hepsini eciş bücüş okudum. Neyse ki şimdi sosyal medyada yazdıklarını yeni kitabı*nda toplamış. Bizim onu eleştirdiğimiz noktalarda kendini eleştirir hâle gelmiş, üretme sürecinin evrelerini anlatmış, devlet-sanat ilişkisiyle ilgili endişelerini yazmış. Fazıl Say’ı biraz affetmek, biraz da kültür takviyesi için güzel bir derleme. Biz de Fazıl Say’ın neden sevilesi bir adam olduğunu siz Mahmutterlar için derledik.

1 Başarı sarhoşluğuyla baltalanmamış bir üretkenlik 

Kitabı şöyle başlıyor: “Bu hayatta kendimden besteci olarak yüz saatlik beste, yorumcu olarak da yüz saatlik kayıt istiyorum.” Yeteneğinin ve bugüne kadar yaptıklarının verdiği yetkiye dayanarak rahatlıkla rehavete kapılabilecekken devamlı yeni projeler üreten bir müzisyen. Şimdilerde Yürüyen Köşk konçertosunu tamamladı. 18 dakikalık bir piyano eseri. Adı Atatürk’ün bir ağacın dalını kesmemek için köşkün altına ray koydurarak köşkü kaydırması hikayesinden geliyor. Çoğu eserinin bir hikayesi ve bir değer aşılama misyonu var. Nazım Oratoryosu, Mezopotamya Senfonisi, Güz Şarkıları, Boşanma Senfonisi gibi.

Yürüyen köşk

2 Görünürlüğü ve Felsefesi

Sadece cici ve mutlu yanını gösteren, bir güruh insanla beraber belli günlerde risksiz isyanlar eden bir ‘ünlü’ değil. Birkaç yıl önce- Aykırı Sorular’daydı sanırım- “Derdim 10 Kasım, 29 Ekim değil, geleceği görmek istiyorum. İleride karanlık bir şeyler görüyorum ve ürküyorum. Atatürk’ü çok severim, ama meselemiz bu değil. Mesele kendi geleceğimiz, ben iyi bir gelecek yaşamak istiyorum ve ne yapmalıyız buna bakalım diyorum.” demişti. Konu Sivas’a geldiğinde, “Konu Sivas değil, konu haksızlıklar” demişti.

Artık haklı olarak ünlü ünsüz herkes haksızlıklara karşı sessizleşti. Geriye ancak Yaşasın Cumhuriyet! Ata’m seni unutmayacağız!lar kaldı. Bu kavga dövüşün içinde daha görünür olanlardan, özellikle sanatçılardan bireysel üretkenliğin ötesine geçip, ortak meselelerimizle ilgili çıkış yapmalarını beklemek boşa derken Fazıl Say kendi kümesindeki birçoklarının arasından sıyrılarak korkusunu, isyanını dile getirdi. Herkes kendini tehdit altında hissederken temkinli ve içe kapanık davranmadı. Neyi iyi yapabiliyorsa oradan yürüdü. Daha çağdaş olduğuna inandığı dönemleri bugünün müziğine taşıyarak değer yaratmaya çalıştı. Küçükken dünyayı yöneten en kıdemli insanların edebiyatçılar olduğunu düşünürmüş. Eserlerinin konusu çoğunlukla Türkiye’dir. İlham kaynakları Hayyam, Muhiddin Abdal, Nazım Hikmet, Atilla İlhan, Can Yücel, Ece Ayhan, Turgut Uyar. Biraz milliyetçi duygu kabarmasına ihtiyacı olanlar için doğru adres.

3 Yeteneği ve anlatıcılığı 

Çoğu konserinde eser aralarında kısa açıklamalar yapıp çalacağı parçanın hikayesini  tatlı tatlı anlatır. Bu şekilde müziği dinlerken o soyutluğu gözünde canlandırmaya çalışırsın, tadından yenmez. Mesela İstanbul Senfonisi’ndeki Hoş giyimli genç kızlar ada vapurunda’ eserinde bir vapura yetişme telaşı, vapurun hareketiyle hissedilen rüzgar ve dinginlik, kısa süreliğine şehrin gürültüsünden uzaklaşıp kalabalığına denizin ortasından bakma güzelliğini hissedebilirsiniz. İşin içine kanun, ney, bendir girdiğinde hep 50’lerini geçkin birinden İstanbul’un eski güzelliklerini dinliyormuşuz gibi gelir.

4 Öz eleştiri durumları

Kitabında arabesk meselesiyle ilgili diyor ki; “Tartışabilmek de tecrübe işi. Şimdi olsa konuya farklı girerdim. Tartışırken, başkaları tarafından sürüklenmemek lazım.” Ünlüler bize pek bunlarla gelmiyorlar biliyorsunuz.

FS1
Sadece bir serbest çağrışım anması, yoksa severiz biz Can Manay’ımızı

5 Mücadeleci

Zamanında Fazıl Say’la epey uğraşıldı. Birkaç sene önce İstanbul Senfoni’sinin Ankara’da çalınması yasaklanmıştı örneğin. (Daha sonra bu eser Tokyo Orkestrası dahil birçok yerde çalındı.) Bir ara küstü, trip attı ama üretmeye ve üretirken Türk kültürü ve edebiyatından beslenmeye devam etti.

fs küçük
a.k.a. ağaç yaşken eğiliyor

3 thoughts

  1. Ne güzel olmuş yazı, çok hayranı olmasam da kafamı doğru, çok doğru diye sallayarak okudum. Fazıl Say galiba “sevmiyorsan bile saygı duy” cümlesinin hedefi olmaya en uygun insanlardan biri. Yorumları herkesin seveceği, dünyada en çok satacak kayıtlar değil belki ama hiçbir zaman sıkıcı, önceden denenmiş, dinleyiciye oynayan romantizme kapılan yorumlardan da değil. Keşke kendisini Tuluyhan Uğurlu ile aynı kefeye koymayan bir milletin içinde yaşamasaydı.

    Liked by 3 people

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s