Ufak tefek kozmetik devrimleri

Cilt bakımı, kozmetik burada birkaç kez lafını ettiğimiz konular. Sanırım en zor kısmı da işe yarayacağından (olabildiğince) emin olduğumuz ürünleri bulmak, bunların da bir zahmet cruelty free olması ve bir servet bayılmayı gerektirmemesi. Alt tarafı üç koşul var; ama kesişim kümesi genelde çok ufak. Bir de makyaj meraklısıysanız, yok o far, bu ruj filan derken yeni şeyler kovalamak öyle basit bir Gratis ziyaretiyle bitemiyor. So very gereksiz dertler diyenlere hatırlatma: Churchill  2. Dünya Savaşı’nda ruj üretimine bir kısıtlama getirmedi veya kullanımı karneye bağlamadı; çünkü moral veriyordu, düşman çatlatıyordu ve daha birçok şey. Hikmetinden sual olunmaz.

Ben de bu niyetle bu aralar pek sevdiğim iki firmayı tanıtmak istedim. Ortak özellikleri şeffaflık ve ulaşılabilirlik; tüketiciyi salak yerine koymamak da diyebiliriz. Henüz Türkiye’de yoklar; ama benzer girişimlere veya yurtdışına gidenlere siparişlere sınır yok – maksat fikrin kendisi.

Beauty Pie

beauty-pie

Bir yıl önce bir kadın bir firma kurdu, Beauty Pie. Sloganı çok basitti: “fabrika maliyetine kozmetik”. Aracıyı, kokoş ambalajları, perakendeciyi, marka değerini filan atıp, maliyet kırılımını son ayrıntısına kadar şeffaflıkla paylaşan bir firma. Ürünler cruelty free, ambalaj minimal ve mürekkebine kadar çevreci. Sadece internetten satış yapan firma, önce İngiltere ve Amerika’da faaliyete geçti. Firmanın arkasındaki isim Marcia Kilgore, sektörün en ünlü isimlerinden (röportaj). Şimdiye kadar kurduğu 5-6 firmadan en bilineni Soap & Glory, bunun dışında da temas etmediği marka yok gibi.

beautypie2
Bana fiyatlandırma anlat Marcia, bana esmeyi anlat.

Beauty Pie, piyasa muadili 20 dolar olan ruju 2-3 dolara satıyor. Peki nasıl? Şirket üyelik sistemiyle çalışıyor. Yani bir nevi makyajın Spotify’ı, Netflix’i diyebilir miyiz? Evet, dedik. Sitede ürün fiyatlarını piyasa satış ve üye satış olmak üzere 2 şekilde görüyorsunuz. Üyelik için aylık 10 pound /dolar ödüyorsunuz ve bu 10 pound size her ay, piyasa ederi toplam 100 pound edecek alışveriş yapma kotası sağlıyor. Diyelim ki piyasa ederi 70 pound olan bir krem ve 30 pound olan bi far seçtiniz. Üyelere toplam fiyat 9.47 gibi bir şey oldu (ki her bir kuruşun neye gittiği her ürün için gösteriliyor), siz bunu ve kargo ücretini ödüyorsunuz. Bu ay alışveriş yapmazsanız, kotanız sonraki aya devrediliyor. Kotadan amaç insanların sistemi suistimal edip aldıklarını karaborsa satmaması ve tabii bir de talebi yönetebilmek. Anlaşılacağı üzere, kar marjı olmayan bu sistem sadece üyelik ödemeleriyle dönüyor. Bir yandan da, kar beklentisi olmayınca en ucuzunu, en yüksek marjlısını değil, satacak en iyi ürünü kovaladıklarını iddia ediyorlar. Eh, sözlerine inanacak olursak win-win bu değilse nedir?

beautypie1
Hep bi yeni ürünler, bir şeyler.

Beauty Pie öncelikle makyaj ürünleriyle başladı, hızla cilt bakımını da dahil etti. Sırada parfümler ve tahminimce saç ürünleri var. Ürünlerin her ay yavaş yavaş eklenmesi de bağımlılığı besleyen, güzel bi strateji. En azından “acaba yeni ne gelmiş?” diye siteye uğratıyor. Ürünler, Marcia Hanım’ın yıllardır biriktirdiği deneyim ve bağlantıları sayesinde, bilinen lüks markaların üretim yaptırdığı taşeron fabrikalarda, benzer içerikle (ama cruelty free) markasız olarak üretiliyor (mesela Bobbi Brown). Bu muadil ürün bilgisi direkt olarak verilmese de menşei ve içerik üzerinden tahmin etmek mümkün. Beauty Pie kullanıcıları da dedektif gibi iz sürebiliyor.

Firma instagramda gayet faal, bu kulüpçülük hissi en çok orada baskın. Kullanıcılarından özellikle yeni ürünler için ürün yapısı, kalıcılık, öncelik vb konularda fikir alıyorlar, böylece “denedik olmadı, elimizde kaldı” riski azalıyor. İsviçre’den retinollü krem, İtalya’dan göz ve dudak makyaj ürünleri derken, seçenekler giderek arttı. Yılbaşında, Fransa’nın parfümleriyle meşhur bölgesi Grasse’dan mum gibi ek ürünler de eklendi. Marcia’nın aksatmadığı “işte ofise yeni gelen ürün örnekleri, 5 ayrı formül 10 ayrı renk, ay bi türlü seçemiyoruz n’apsak” postları da merakı taze tutuyor.

Bir senelik firmayı neredeyse bir senedir takip ediyorum ve ürünlerini kullanıyorum, kullandırtıyorum. Memnun kalmadığım 1-2 ürün olsa da onlar bana göre değilmiş, yoksa sevenleri mevcut. Ne diyebilirim, Marcia bu sahiden çok iyi bir fikirmiş, ellerine sağlık. Olur da herhangi bir mağazada bir ürün beğenirsem, o uçuk fiyatların bendeki tek etkisi “BeautyPie olsa bunu kaça satardı” diye sorgulamak.

Aşk mektubumu burada sonlandırıyorum.

the Ordinary

ordinary4
Ordinary’nin çeşitli ülkelerde (az da olsa) mağazaları da mevcut.

… ve diğer aşk mektubuma başlıyorum:

Deciem Group’la tanışmam aslında grubun bir diğer markasıyla oldu: Hylamide. Kanadalı şirketin sloganı “Abnormal Beauty Company”. Anormallikleri de lafı fazla uzatmadan, tamamen etken maddeye odaklanan, nerdeyse ecza ürünü gibi pazarladıkları ürünler ve bu ürünlerin saçma derecede makul fiyatları.  Grubun toplamda 15e yakın markası var; kimi cilt, kimi saç bakımı üzerine. Dünya çapındaki namlarını the Ordinary‘e borçlular: bu tatlı markanın etkili, basit, katkı maddesiz ve cruelty free ürünleri, dersini çalışmış ama aradığını bulamayan tüketicilerde bayram sevinci yarattı.

ordinary3
Sade ambalajı, temiz fotoğraflarıyla kalpleri çalıyor.

the Ordinary deyince ilk akla gelen şey, göz damlası gibi duran minik şişeleri. Serum, fondöten, bakım yağı, vitamin, asit kombinasyonları vb onlarca ürün mevcut. Fiyatları genelde 10 poundun altında. the Ordinary müşterisi etken maddeleri, neyin neye iyi geldiğini, neye ihtiyacı olduğunu biliyor; çünkü zaten marka bunu öğretiyor. Öyle “cildinizi gençlikle parlatıp sağlıkla ışıldatırken belki bir de yanağınızdan öpüverecek” gibi belirsiz vaatler yok. Onun yerine, üst üste kullanılan ürünlerden size uygun günlük veya haftalık bir rutin kurmanıza yardımcı oluyor. “Bunu akşam kullanın, ama sabah da mutlaka bir güneş koruma kremi sürün” diyor mesela veya “bu yağı su bazlı ürünlerden sonra kullanın” diye hatırlatıyor. Az öz. Websitesi ve çalışanları istemediğiniz kadar bilgi veriyor. Genelde 3-4 ürün birden alınıyor; ama tüm yüzünüze tek bir damla yettiği ve çoğu ürün dönüşümlü kullanıldığı için gayet uzun ömürlüler. Bitmek bilmiyor da diyebiliriz.

ordinary2
Defteri kalemi alıp dersimizi çalışıyoruz: EUK derken?

En bilinen ürünleri Buffet, “en gerekli şeyler karışımı” denebilecek bir serum. Cilt bakım rutinlerine, kat kat ürün sürmelere üşenenler için. Bolca hediye ettiğim, kullananların dualarıyla cennetlik olduğum bir harikalık (aa bu ürün bitebiliyor; çünkü günlük kullanım için).  Diğer birkaç favorim:

  • AHA 30% + BHA 2% Peeling: haftada bir kullanılan ziyadesiyle yoğun bir formül. Her ne kadar “daha önce asit bazlı peeling kullanmamışlar uzak dursun” dese de, az az kullanarak da başlayabildim ben, çok korkutmasın (o kadar yanma kadı kızında da olur).
  • Alpha Lipoic Acid 5%: haftada 2-3 kez, sadece geceleri kullanılan hafif bir asit. Asit işlerine bunla başlayabilirsiniz. Sabaha güneş kremini ihmal etmiyoruz.
  • Ascorbyl Tetraisopalmitate Solution 20% Vitamin F: kullanmak için lisede fenci olmak gerekmiyor, websitesi tatlı tatlı anlatıyor. Yağ bazlı,  çabuk emilen, güçlü bir C vitamini solüsyonu diye özetleyebilirim. Tabii ki sitede C vitamini rehberi de mevcut, oradan bakınız.
  • EUK 134 %1: adını okuyana “ben  ne işlere bulaştım, burada ne işim var” dedirten bir serum. Manganez bazlı, Ordinary’e göre de “bilinen en kuvvetli antioksidan”. Devlet sırrı olmasa da pek yaygın değil. Asitlerle kullanmama gibi cici uyarıları dikkate alırsanız insanı pek mutlu ediyor.
  • Denemediğim; ama çok sevilen diğer ürünleri Retinol 1% in Squalane ve kuşburnu yağı. Bir de tabii ki stokları sürekli biten fondöten ve primerlar.
  • Müjdeli haber: Ordinary yakında (nihayet) güneş kremi serisi de çıkaracakmış. Beklemedeyiz merkez.

Deciem çıktığı günden itibaren duruşunu bozmayan, niche bir firma olarak hayran kazandı; sipariş yetiştiremediklerinde bile “tamam ya hiç dert değil, canımız markamız” diyerek sadakatle bekledi insanlar. Bu büyümenin, üst üste en yaratıcı firma ödülleri toplamanın sonucu olarak da yatırımcıların ilgisini çekmeye başladılar. Yaz aylarında Estée Lauder, Deciem’e %25 hisseyle ortak olunca ufak çapta kıyamet koptu. Birçok sadık müşteri “artık size cruelty free diyemeyiz, davayı sattınız püüüh” diye sırt çevirdi, Deciem ise “biz işimizi aynı ekip ve koşullarla sürdürüyoruz; ama büyümek için sermaye lazım, şurda siparişlerinize bile yetişemiyoruz xoxo” dedi.

Elbette eski saf duruşlarını kaybetseler de davayı satmadıklarını, prensiplerini onlarca defa izah etme çabalarını takdir ettim. Bir nevi Body Shop vakası diyebilir miyiz? Belki. Estée Lauder yönetici ortak olduğunda yeniden düşünürüz. Yakın zamanda da birkaç ülkede Sephora’nın Ordinary ürünleri satmaya başladığı haberi geldi. Bu gidişle anaakımlaşacaklar mı, bilemiyorum tabii. Bir yandan da, keşke her anaakım ürün böyle olsa, değil mi yani?

***

Böyleyken böyle dear Mahmutters. Belki ürünleri denersiniz veya belli mi olur, benzer bir iş modeline girişirsiniz. O zaman lütfen unutmayın: ilk Mahmut’tan duydunuz.

2 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s