Victoria: Magazinin ilk kraliçesi

Mahmut olarak, birkaç aya hem bebek hem de duble nikah bekleyen, bu sayede halka Brexitmiş, enflasyonmuş, tüm dertleri unutturmayı uman İngiliz kraliyetine biraz düşkünüz. Dedik ki bu düğün heyecanı öncesinde bildiklerimizi bi dökelim. Benim payıma da “Bu kraliyet ailesi ne ara bu kadar ulaşılabilir oldu da bir de gözetliyoruz?” kısmı düştü.

İngiltere’yi İngiltere yapan, tüm Avrupa’yı birbirine akraba eyleyen, bu arada aşırı tutucu bir toplum yaratan, 64 yıla yaklaşan yönetiminde dünyayı parmağında oynatan minyon bir kadını sahneye davet ediyorum: Kraliçe Victoria. Bir diğer özelliği de kraliyeti bugün basit bir magazin malzemesine çeviren süreci başlatan kişi olması. Bu sürece ikinci büyük katkıyı yapan kişi de Vicky’nin torununun torunu, bugün tahtta olan Kraliçe Elizabeth II. Eh, madem gözetliyoruz, işin tarihini atlamak olmazdı.

stream_img
Tahta az önce çıkmış, şaşkınlığına rağmen mağrur Victoria.

Hızlı bir özet: Victoria 18 yaşını kutladığı gibi tahta geçiyor; çünkü ailedeki erkeklere resmen kıran girmiş; amcası da, onun oğulları da vefat ediyorlar. Yıl 1838. Hem genç hem de ufak tefek bir kadın.  Etrafında onlarca tip beliriyor tabii, “ay biz size rehberlik ederiz haşmetlüm”, “ay siz bunlarla canınızı sıkmayın, biz yönetiriz devletlüm” diye el sıvazlayan. Victoria gerekirse ayağına aşırı yüksek topuklu ayakkabı yaptırıp tahtını boyuna göre ayarlatıyor; ama gücünü paylaşmıyor. Mini mini haşmetiyle, hükümdarlığına sahip çıkıyor, yeri gelince annesine de kafa tutarak.  Bu “herkes haddini bilecek” tavrı ölene kadar devam ediyor.

1840 yılında, büyük bir aşkla tutulduğu kuzeni Albert’la evleniyor ve yıllar içinde 9 çocuğu oluyor. Bu çocukları da stratejik evliliklerle Avrupa çapında gelin ve damat ediyor: Danimarka, Rusya, Prusya kraliyetleriyle olan evliliklerin sonucunda doğan çocuklar ve torunlar, Yunanistan’dan İspanya’ya, tüm Avrupa ülkelerine hükümdar olarak yayılıyor. O sebeple ki Victoria’nın bir lakabı da “Avrupa’nın büyükannesi”. Biricik aşkı Albert ölünce de derin bir yasa gömülüyor, sarayından pek çıkmadan; ama ülkesinin başından da ayrılmadan, sadece siyahlar giyerek yaşıyor. Kişisel hayatı bu şekilde. Evet koca bir kraliçeyi ailesi üzerinden anlattım ama hepsinin bir sebebi var, geleceğiz.

Victoria’nın hanedanlığının tarihe damga vuran kısmı elbette ki Sanayi Devrimi: Trenler, makineler, fabrikalar, işçiler, işçi isyanları, hava ve su kirliliğinden başlayan salgınlar, tüm sefalete rağmen nüfusu katlanarak büyüyen şehirler… Buna bir de imparatorluğun önlenemez yükselişini, Hindistan’ı tamamen haikimiyeti altına almasını ekleyin. Haşmetli bir 64 yıl ediyor. Bizi ilgilendiren kısım ise, Victoria’nın tahta çıkışından 2 yıl sonra gerçekleşen harika bir icat: Fotoğraf. Yani kadındaki şansa bakar mısınız? İlk fotoğrafı sen çektir, ilk trene sen bin. Hatta dünyadaki ilk posta pulunda da senin yüzün olsun. Sefan olsun Vicky.

75eaa2df453cb36abe41b3a60ebb6121-victoria-and-albert-victoria-prince
Albert okuyor, Victoria dinliyor.

Victoria, resmen kafes sisteminde geçirdiği çocukluğu sebebiyle biraz içe kapanık. Günlük tutmayı hep çok sevmiş. Doğurmaktan nefret ettiğini; ama sekse düşkün olduğu için, sefasının bir cefası olarak katlandığını, “çocukların en sevimlisi bile korkunç, koca kafalı ve kurbağa suratlılar” diye düşündüğünü, hatta torunları doğunca “kızlarımın ineğe döndüğünü görmek beni dehşete düşürüyor” dediğini de buradan biliyoruz mesela. Fotoğrafla tanışınca da bolca fotoğraf biriktirmiş, hatta saraya karanlık oda kurup sevgili eşiyle fotoğraflar çekip bastırmış, özel günlerde fotoğrafçı çağırıp poz vermiş. Genelde hep aile içinde, özel kalmış bu fotoğraflar.

queen-victoria-of-england-and-her-husband-prince-consort-albert
Bu fotoğraf aslında düğünden değil. 14 yıl sonra, fotoğraf teknolojisi yaygınlaşınca tekrar giyinip kuşanıp özel olarak poz vermişler. Tatlı hevesler.

Aslında Victoria ve ailesi,  ilk günden beri seçkinler için tam bir moda ikonu. Victoria, düğününde kraliyetlerde yaygın olan kırmızı veya siyah gelinlik yerine bembeyaz, dantelli bir elbise giyince inanılmaz bir sükse yapıyor, hatta bugünkü beyaz gelinlikler ve gelinden başka kimsenin beyaz giymemesi kuralı da onun mirası. Birkaç yıl sonra bir tekne gezisinde, kocasına sürpriz yapmak istiyor. 4-5 yaşlarındaki oğulları Albert Edward’ın boyuna uygun denizci kıyafeti diktirtiyor; beyaz sort-bluz, kare yakada lacivert cizgiler, filan. Prens Albert oğlunu böyle mini mini denizce görünce keyiflenip bir ressama resmini çizdiriyor. Sonuç? Aristokrat ailelerin tamamı erkek çocukları için benzer kıyafetler diktirmeye başlıyor, ani bir moda patlaması. Hatta yıllar sonra Avrupa’da birçok hanedanın veliaht prens resim ve fotoğraflarında bu kostüm oluyor.

1850lerde artık özel fotoğraf stüdyoları ortaya çıkmış, bayramlıkları giyip ailecek poz vermek büyük şehirlerde normalleşmiş. Victoria ve Albert da Photographic Society of London’ı himayeleri altına almışlar.  Tahtta geçirdiği yıllar, dönem dönem azalan popülerliğini toparlamak için fotoğrafı kullanmayı öğretmiş Victoria’ya. Nihayet 1860 yılında kraliçe, kendisinin ve ailesinin fotoğraflarının kartpostal olarak basılmasını ve satılmasını ilk kez kabul etmiş. Düşünebiliyor musunuz halkın tepkisini? Sen koskoca kraliçeyi görebiliyorsun. Gazetedeki tariflerden de öte. Resmini değil, kendisini, mimiklerini, çocuklarını, kocasını… Aynı odadaymış gibi.

 

Şu iki görselle anlatayım: kunduracısın veya pazarda elma satıyorsun, kraliyet algın soldaki kusursuz resimden sağdaki fotoğrafa geçiveriyor bir anda. Birkaç bozukluk verip tüm hanedanı evine götürüyorsun, akşam yemeğinde sohbet belli:  “Kocası niye kraliçeye bakmıyo, Alman’daki havalara gel. Bu büyük oğlan da biraz alık duruyo, bir de veliaht olacak. Ay Alice’in elbise de pek güzel, ne giyse yakışır bu kıza yaa“. Üstelik, aynı o aristokrat aileler gibi, sen de istersen oğluna bu fotoğraftakine benzer bir şeyler dikebilirsin. İşte size, bildiğimiz anlamda magazinin doğuşu.

Kraliçenin popülerliği böylece yeniden yükselirken, 1861’de bir felaket oluyor: Prens Albert, kraliçenin biricik aşkı ölüveriyor. Kraliçenin siyahlar içinde inzivası da böyle başlıyor. Bundan sonra, hiçbir fotoğrafta kameraya direkt bakmıyor, hatta bazı aile fotoğraflarından kendi yüzünü kazıyor Victoria. Bu içten, sonsuz yası halkı çok etkiliyor, siyahlar içinde, yüzünü pek göstermese de acısını göstermekten çekinmeyen kraliçelerine destek için o kartpostalları alırken yanında Prens Albert’ın kartpostallarını da satın alıyorlar.

article-2158695-1397351d000005dc-899_634x589
“Kaldım bunlarla bir başıma” hüznü.
1341548967_queens-164
Victoria poz vermenin gücünü hemen kavramış, bu fotoğrafın versiyonları yaygın: kocasının fotoğrafına bakarken teselli edilen Vicky.
3ff0ce890072c2752aadbfde183537a2
“Albert ölmedi, kalbimizde yaşıyor” pozu.

Bir yandan da Hindistan’a kadar genişlemiş bir kraliyetin başında tabii Vicky. Yüz göstermemek de bir yere kadar.  Kartallar yüksek uçar, sürüyü sırtlanlar izler. Fotoğrafları artık dosta düşmana hükümdarlığını kanıtlama aracı oluyor: taktığı taçtan giydiği elbisenin danteline, üstündeki mücevherden mağrur pozuna kadar, her şeyi mesaj kaygılı.

diamond

Bunun doruk noktasını Golden Jubilee (tahtta 50. yıl, üstte) ve Diamond Jubilee (tahtta 60. yıl, altta) kutlamalarında ve fotoğraflarında görüyoruz. Bu alttaki poz bisküvi tenekelerinden kurulama bezlerine kadar her yere basılmış. Bir ufak detay da aslında fotoğrafın birkaç yıl önce bir düğünde çekilmiş olması; ama kraliçe dağıtım hakkı kavramını gayet iyi anladığı için, tahtının 60. yılında gazetecilere “yeniymiş gibi kullanın, kim bilcek yeaa” diyerek bu pozu tercih etmiş.

gm_342107ex1

Victoria 1901’de öldükten sonra, emirleri gereği Londra siyah yerine beyaz ve mora bürünmüş. Naaşı, kocası ve kendisi için yaptırdığı mozoleye gömülmüş. Gömülürken mezarında olmasını istediği eşyalar arasında birkaç mücevher, duvağı ve aile fotoğrafları varmış.

Dünyanın bağımsızlık ve cumhuriyetçi isyanlarla çalkalandığı bir dönemde, İngiltere içten bir şekilde kraliçesine ağlıyordu. Az bir şey değil bu. Victoria’yı bu kadar sevdiren şey sadece CV’sindeki başarılar da olabilir tabii; ama bence, tüm hayatını kameralar önünde geçiren ilk hükümdar olmasının payı da büyük. Kırılgan genç kızdan, koca bir krallığın anaç ama otoriter hakimine evrilişini herkesin gözü önünde yaşamayı kabul eden ilk hükümdar. O fotoğrafları çok sevdi; halkı da fotoğraflarda sevincini de acısını da görebildikleri bu kadını.

Meraklısına seyirlik dizi: ITV yapımı Victoria. 2 sezonu hazır, devamı yolda.

 

Görseller ve diğer kaynakça: Getty arşivi, English Heritage, BBC, Royal Collection

 

 

 

 

5 thoughts

      1. tabii ki, not ettim. Abdul gercek, ama filmi izlemedigim icin ne kadari gercek kismina yorum yapamayacagim simdi. odevim olsun :)

        Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s