İpekli

Processed with VSCO with f2 preset
Birilerinin evinde yatıya kalmaya çoğunlukla mesafeliyim. Misafirlik anlayışım genelde gecenin bir yarısı da olsa binip taksiye, evime dönme şeklinde. Lens kutumun, yastığımın, makyaj temizleyicimin olduğu evime. Benim evim.

Bir de bir evin içinde 3 yetişkin kadın olacakmışız. Zaten o kadar konuşacak konuyu nereden bulacağız? Eninde sonunda birbirimizden sıkılacağız. Herkes birbirine fazla gelecek. Kendiliğinden yüzüm düşecek, benden sıkılacaklar. Kendime güvenim mi yok benim? Benden sıkılacaklar, işte. Belki de bir şey çıkar gitmeyiz ya, n’apicaz o kadar saat bir arada? Neyse, ben zaten kes-sin eve dönerim.

Böyle, emin olmadığım durumlarda yaptığım gibi, yine Elif’e attım topu. O tampon bölgedir.

“Ben yatıya kalmam, evime dönerim.” diye mızıkçılık yaptım. “Ben sadece kendi yatağımda uyurum.” diye şımardım. “Kalma fikri nereden çıktı, şehir mi değiştiriyoruz, ne saçma yani herkes kendi evinde yatsın?” diye atarlandım.

Elif, hep ama hep sakinleştirir beni. “Tamam, minik. Bakarız duruma. Olmadı döneriz.”

Elif bana 100 yaşına gelsem ve 120 kilo olsam bile, minik der. Ne zaman bir durumdan endişe etsem, o hep aynı şekilde yatıştırır beni. Hep aynı şeyi söyler, ben de her seferinde inanır, rahatlarım: “Tamam minik. Ben yine alacağım çantama bir iki parça eşya. İstersen sen de al. Bayarsa döneriz.”

Dolayısıyla gece kalmalı davet edildiğim misafirliğe genelde gece evime geri dönecekmişim gibi giderim. Yine de ne olur ne olmaz diye atarım çantaya gecelik birkaç parça eşya. Hem Elif de öyle yapıyormuş zaten…

İstikamet Ümraniye’de bir uydu kent. Spor salonu, havuzu, kafeteryası, marketi, asansörü, otoparkı, mangal alanı, pinpon masası, yürüyüş parkuru ve eşsiz bir peyzaj zevkiyle yerleştirilmiş bodur bitki örtüsü ve birbirinden nezih aileleriyle, televizyonda reklamını görüp de iç geçireceğiniz, belki “Öfff! Her yer inşaat oldu!” diye söyleneceğiniz, bekar olduğunuz için kanalı değiştireceğiniz, evli ve çocuklu olduğunuz için dikkat kesileceğiniz, içinde neredeyse kendi hava limanı bile olan bir uydu kent.

İpek, ev sahibesi, evli ve iki çocuklu. Tüm bu tanımlamarın dışında benim bir taneciğim, kız arkadaşımdır. Tüm bu tanımlamaların dışında o İpek’tir işte. Elini attığı her şey güzelleşir, bir başına sesiyle nefesiyle şifadır. O hafta sonu bizleri evinde rahatça toplamasının sebebi, eşi ve iki çocuğunun o hafta sonu şehir dışında olması. Uzun evliliklerin yegane kaçamakları.

Burcu’nun da son anda gelmeye karar vermesiyle dört kadın oluverdik. Evde biraz kahve keyfi, ardından havuz başı birası, havuzda birkaç şımarık su oyunu sonrası kendimizi İpek’in balkonunda bulduk. Zannedersin yazlıktayız, duşumuzu sahilde aldık anne biz! Ayağım karşımdaki koltukta, İpek’in kalçasına dayanmış. Onun yanında Burcu. Ayağımızın altından evin kedisi Muska geçiyor çıplak tenimize sürtünerek, hepimizin ojeleri kırmızı. Burcu bacak bacak üstüne atmış, Elif koltuğunda rahat, ayaklarını toplamış. Hiçbir şeyden konuşmadan, çok şeyden konuştuğumuz anlardan… Yargılama, üzerinde durma, ayıplama olmadan. O evin dışarısını, o sitenin dışarısını, bu şehrin, bu ülkenin dışarısını düşünmeden, bizden başka kimsecikler yokmuş gibi sadece birbirimizi dinlediğimiz anlar. Herhangi bir kalori hesabı, tam aksini duymak istermişçesine ortaya atılan o kendi kilosundan dem vuran yersiz çıkışlar, iğneleyici şakalar olmadan. Her şey deminde. Hepimizin ojelerinin kırmızı olduğu o Ağustos akşamüzeri, pembe şaraplarımızı yudumluyoruz.

Vakit geldi, hava karardı, sofra kuruldu. Masada Elif’in Trabzon’dan getirdiği pirzolalar ve bolca yeşil salata var. Kıkırdayarak kemiriyoruz marulları, etleri. Masadan, balkona, balkondan rahat kanepelerin bulunduğu salona geçtik.

Erişebilmek için uğruna Türk Liraları dökeceğim bir yoga stüdyosunun vaat ettiği huzuru, o evde buluyorum. Yatma vakti geldiğinde, gece saat kaç olursa olursun eve döneceğime dair kendime söz verdiğim tüm prensipleri unutuyorum. Evin sekiz yaşındaki oğlunun odasında yatağım hazır. Ben, havuzun klorundan sertleşmiş saçlarım ve 2500 parçalık Lego setiyle bir odada, hayatımın en huzurlu uykularından birine dalıyorum. Kız arkadaşlar ne güzel ve bazıları nasıl da zenginleştiriyor insanı. Seviyorum. Ama sabah kahvaltıya kalmadan erkenden yola çıkarız. Hıhım, kes-sin çıkarız!

Canım kadın arkadaşlarım, ben yerin en dibindeyken bana elini uzatan kadın arkadaşlarım, dibe düşmelerine anlam vermeyip de el uzatmaya çalıştığım kadın arkadaşlarım. Her şeyin en iyisine, en güzeline layık kadın arkadaşlarım. Biz böyle, kadın kadına…. Birbirimize güç vermeyip de n’apicaz.

Sizi pek seviyorum, Kadınlar Günümüz kutlu olsun.

3 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s