Kraliçe II.Elizabeth ile magazin devrimi

İngiltere’de kraliyet bebeği ve düğünleri son hızla yaklaşırken, bu işin piri, kitleleri ekrana kitleyen ilk isim olan Kraliçe 2. Elizabeth’i analım isterim. Bir önceki yazıda büyük büyük çok büyük annesi Victoria’nın fotoğrafla yarattığı kraliyet magazini kültürünü anlatmıştım, bu yazı da kraliyetin basınla ve dolayısıyla halkla olan ilişkisini bugünkü haline getiren en büyük teknolojiyi, televizyonu anlatacak.

The Crown seyircileri bu bilgilere aşinadır; Kraliçe 2. Elizabeth küçükken tahta geçmeyi pek de beklemiyordu aslında. Bir kere, kral olan amcasıydı, babası değil. Amcası aşkı için tahttan feragat edince iş Elizabeth’in babası George’a kaldı, sonra da kendisine. Elizabeth’in hiçbir zaman taht heveslisi olmadığını biliniyor; bu işler için gerekli otoriteyi zamanla kuruyor, kendine pek de güvenmiyor. Kurunca tam kurmuş tabii, 66 yıl oldu. Geçen yıl Safir Jübile’sini kutladı ki bunu yapan ilk hükümdar.

Fotoğraf, radyo ve sinemanın hızla yaygınlaştığı dönemlerde prensesliğin parçası olarak, Elizabeth kameralarla anne ve babasına eşlik ederken tanışmış. Örneğin, annesi Elizabeth’in 1938’de, bir savaş gemisinin suya indirilmesi töreninde yaptığı konuşmanın çekimlerinde, Elizabeth ve kardeşi Margaret’ı görebiliyoruz. Açık renkli elbiseler, çiçekli şapkalar ve mum gibi duruş: prenseslik ciddi bir müessese.

Elizabeth’in bitmek bilmeyen hükümdarlığı genç yaşta, savaşlardan yorgun bir ülkede hızla popülerliğini kaybeden, tazecik bir kraliçe olarak başladı. Blitz’den korunmak için sarayda eğitilen, gerçek hayatı pek de bilmeyen bir prensesken, güneş batmayan imparatorluğun bağımsızlık ilanlarıyla daraldığı bir dünyayı anlaması gereken, teoride desen zehir gibi ama pratik dersen sallanmakta bir kraliçe oluverdi. Bu bence önemli; çünkü Elizabeth’in kendisine biçtiği görevler çok net: kraliyetin saygınlığını ve gelenekleri korumak, bunun için de (gerekirse siyasetçilere rağmen) adil hükümlerle halkı memnun tutmak. Sevgi arayışı pek yok; onun talebi saygı. Siyasetlerüstü pozisyonu, Victoria hayranlığı, tuttu mu tutan inadı, sakin ama nerdeyse eski kafalı denecek kadar kuralcı mizacıyla zaman içinde Lilibeth Ana rolüne evrilmiş.

Elizabeth’teki görev bilincinin en bariz görüldüğü kayıtlardan biri de 21. yaş günü için, henüz prensesken Cape Town’da yapılan bu çekim. Oturuşu, yazılı metni okuyuşu ve verdiği mesajla, o hep biraz heyecanlı. “Bugün özellikle, benim gibi İkinci Dünya Savaşı’nın hem korkunç hem de ihtişamlı yıllarında büyüyen yaşıtlarımı temsilen konuşuyorum” derken verdiği “ülkeyi yeniden inşa etmek bizim görevimiz” mesajı, belki de bir ömür Elizabeth’i şekillendirmiş. İngilizlerin kraliçeyle olan sevgi-nefret-sevgi ilişkisi de bu yüzden anlaşılır geliyor bana; o hep aynı ve zaten görevi de aynı kalmak. Bu aynılık boğucu da olabilir, güven verici de.

Aynı derken sıkıcı demiyorum, elbette. Bir kere, taht varisi bir prenses olarak kocasını kendisi seçiyor; öyle Victoria’nınki gibi “makul adaylar arasından” bir seçim de değil bu. Tamamen zorlu bir tercih, seçtiği adamın kocası olması bile olay oluyor; malum, Philip başka bir Avrupa kraliyetinin varisi aslında. Yetmiyor, 1947’de, henüz 21 yaşında bir prensesken yaptığı bu düğünü bir de radyoda canlı yayımlatıyor. Westminister Abbey’nin içindeki her şeyi merak eden halk için, bu bir devrim sayılabilir. Sadece İngiltere değil, tüm dünya canlı olarak dinliyor bu düğünü.

British Pathé arşivinde gördüğümüz üzere, bir de bu düğünle ilgili 10 dakikalık bir film çekiliyor. Esas olay olan değişiklik de bu. Haliyle, “Neden İngiliz kraliyetine meraklıyız da diğerleri ilgimizi çekmiyor?” sorusunun cevabı da burda: bizi onlar alıştırdı. Tüm gezegen, kendileriyle cömertçe özel anlarını paylaşan bu hanedanı merakla izliyor. Onlar gözetlemeye değer şeyleri güzelce sunuyor, biz de zevkle gözetliyoruz.

Konuya dönelim. Halka radyodan seslenmekten çok farklı bir riskti bu düğün çekimi. Her ne kadar canlı olmasa da tekrarı olmayan, Elizabeth’in aynı anda kusursuz, saygın, mutlu, kraliçe, sadık eş, masalsı ve gerçek olması gerektiği bir an. Westminister Abbey içinden görüntüler, o en kutsal ve özel yemin anı, misafirler, rahip, her şey ortada. Takılıp düşse, kaçış yok. Victoria’dan çok daha yenilikçi ve cesur olduğunu düşünüyorum bu yüzden: Victoria’nın ince hesaplarla organize edilmiş fotoğraf çekimleri ve mesaj kaygıları, televizyona dayanamazdı.

Çekimi seslendiren kişinin “ortak insanlık heyecanları” vurgusu da imparatorluğunu yavaş yavaş kaybeden bir kraliyetin değişimine işaret: ulaşılmaz değiller artık. Aksine, halkla yeniden bağ kurma çabasının ilk işaretleri. Sırf gelinle damadın değil, 2.000 misafirin, kralın, komşu kraliyetlerin seyredildiği bir düğün. Sıradan bir İngiliz olarak Danimarka kraliçesinin absürd şapkasıyla dalga geçebilirsiniz. Yurtdışından izliyorsanız, saray etrafında toplanıp taze çifti alkışlar ve çığlıklarla tebrik eden yüzbinlere bakıp “sahiden seviyorlar” da diyebilirsiniz. Genç çift kendi özel hayatlarını dünyaya açarken, tahta ne zaman çıkacağı belirsiz Elizabeth için de harika bir PR çalışması yapmış oluyor, böylece.

Elizabeth’in kocası Philip’ten de bahsedelim biraz. Bu kraliyet işlerine, sımsıkı disipline mesafeli. Bir kere kraliyetin sefasını pek de sürememiş, hayatı zorlu geçmiş. Şatafattan uzak, ayakları yere basan ve yenilikçi bir tip. Elizabeth’in gerçek hayat deneyiminin eksiğini kapatan, gerektiğinde sınırlarını zorlayan biri. “Kraliyet geleneğinin korunması için yeniliklere açık olma” fikrini aşılıyor.

Elizabeth’in bir sonraki büyük günü, taç giyme töreni. Bu tören televizyondan tüm dünyaya yayımlanıyor. Önceden kendi vatandaşlarının bile göremediği bir töreni, milyonlarca insan, oturdukları yerden izliyor. Elbette, bu çekimlerde de her ayrıntı incelikle düşünülmüş.

Elizabeth’in hanedandan daha eskiye dayanan mesaisi televizyon, özetle. Haliyle, saraydaki zamanlarını, tatillerini, günlük hayatını paylaşmak normal geliyor. Televizyon teknolojisi siyah beyazdan renkliye geçince ne yapıyoruz? Tabii ki Windsor Sarayı’nda, kraliçe ve ailesinin sıradan bir gününe misafir oluyoruz. Pazar Magazin’e açılan kapıların ilklerinden.

Bir diğer harika kayıt da kraliçe ve prensin Hindistan ziyaretleri.  Kraliyetin en son Hindistan ziyaretinin üstünden 50 yıl geçmiş ve nihayet Elizabeth yollara düşmüş. Kaydın başında, havayolları teknolojisi ile nasıl da uçup konuverdikleri övülüyor. Mahatma Gandhi’nin mozolesine ziyaret, fil sırtında geziler ve birtakım başka egzotik törenler için, video aşağıda.

Kraliçenin kameralarla ilişkisi yıllar içinde sürse de Prenses Diana dönemini kraliçe için fetret devri olarak kabul edebiliriz; halkın yeni bir sevgilisi vardı. Diana’nın korkunç ölümü ertesinde suçlanıp nerdeyse halkın ortak nefret objesi olduğundan, imajını toparlaması biraz zaman aldı.

Burada hikayeyi biraz ileri sararsak (okumaya devam ettiğinizi umarak),  popülerliğini yeniden kazandığı birkaç olay var; ama en önemlilerinden biri 2012 Olimpiyat Oyunları açılış törenindeki o meşhur James Bond performansı. Elizabeth, beklenmedik bir şey yapıp tüm dünyayı şaşırtırken, aslında taht görevine de sadık kalıyor: tüm dünyayı İngiltere’ye hayran bırakmak gerekiyorsa, Elizabeth elbette elini taşın altına koyar.

Bugün, Elizabeth tamamen sembolik bir kurum olan kraliyetin belki de son tutuklu temsilcisi olarak görünüyor kameraların karşısında. Veliahtlarının bile tahtla pek ilgisi yokken, o hep görevine sadık, kameraların da gayet farkında. Gerekirse, veliaht torununa kraliyet nedir, neler gerektirir, hafifçe hatırlatıyor. Yer ve zaman ne olursa olsun asla boş bulunmayan isim: Elizabeth.

Kraliçeyle röportaj yapmak da denenmemiş şey değil ama biraz zahmetli; konumu gereği kendisine soru sorulması yasak. Onun yerine, o anlatıyor, siz de yorum yapıyor veya sadece dinliyorsunuz. Röportaj değil, sohbet. Yakınlarda yeni bir BBC belgeseli hazırlandı: the Coronation. Belgeselin konusu, tahta çıkışta giydiği taç ve diğer mücevherleri. Elizabeth’in bıyık altından gülümseyerek espriler yaptığı,  kişiliğini görebildiğimiz bir BBC güzelliği.

Bu fragmanda görüldüğü üzere, “şanslıyız ki babamla kafa şeklimiz benziyor. Bu taçlar taşımak için çok ağır, bir metni okurken boynunuzu kırabilirsiniz” gibi harika bilgiler paylaşıyor.

Elizabeth bizim neyi merak ettiğimizi bizden iyi biliyor, neden her zaman onu merakla izleyeceğimizi de. Eh, sırf taht rekorunu değil, kameralar önünde geçirilen en uzun hayat rekorunu da elinde tutan sensin Lilibeth.  Sen yeter ki anlat, biz hep dinleriz.

One thought

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s