Gana#4: Gönüllü sağlık ve Foursquare elçisiyim

Gana’da gönüllü olayım derken, gönüllü Foursquare elçisi oldum. Her mekanın yerini değiştiriyorum (düzeltiyorum) haritada. Kimsenin bana vermediği bu işi o kadar ciddiye aldım ki, elimdeki haritayla ve Google Maps ile koordinasyon halinde çalışıyorum. Önce haritadaki yerimi tam belirliyorum, hangi sokaktayım, hangi çıkmazdayım bakıp öyle işaretliyorum Foursquare’de çat çat. Mekanların websitelerini ekliyorum varsa, telefonlarını filan, maksat benden sonra gelecek ve kimsenin rezervasyonlarına sadık kalmadığı bu yerde mekanları önceden arayacak çılgınlar varsa, onlara kolaylık olsun.

Hem, Google Maps benim yollarımı takip ederek, bitmemiş görünen yollarını ve garip bir krem rengi sonsuzluğa uzanan haritalarını tamamlar belki? (“Merak etme Marty, hala 1955’teymiş gibi görünen Gana’ya gittiğimizde bu yol tamamlanmış olacak!”)

Sadece sağlık çalışanlarının haritasını çıkarmakla kalmıyor, Gana’nın haritasını da çıkarıyorum kendimce. Üstelik notlarla, yorumlarla birlikte. Çünkü kıyı köşe geziyorum. Ülkeden hiç çıkmadım, muhtemelen üşengeçliğime ve biraz da çekingenliğime yenik düşecek, şöyle bir Fildişi Sahilleri’ne uzanıp gelemeyeceğim. Ama Gana’nın içi de bir maden. Accra’da, Kumasi’de yaşamak, expatlarla ithal bira içmek, haritada doğru işaretlenecek kadar sık ziyaret edilmiş yerleri mekan bellemek iyi hoş ama onlar Afrika değil. Yani koordinat olarak Afrika belki ama, hayat olarak değil. Yiyecek bulmak için taksiye binmek çoğumuz için anlaşılmaz bir şey olabilir, ama en azından bir seçenek bu Avrupalı Afrikasında. Oysa ben, birkaç geceliğine de olsa en lüks dükkanının Türkiye şartlarında köhne bir bakkal olduğu yerlerde dolaştım, dolaşıyorum, bazen akşam yemeği olarak bisküvi ya da karpuz (şanslıysam ikisi birden) yiyorum ama mutluyum. Mutluyum işte.

Mutlu olmadığım konular yok mu, var elbet. Örneğin pazarlık etmek zorunda olmak. Pazarlığı asla sevmedim, istediğim şeyi istediğim ücrete alınca zafer kazandığımı filan hissetmiyorum. Memnuniyetim, pazarlığın yapış yapış ve yüzgöz olmalı hissini örtecek kadar kuvvetli olmuyor. Öte yandan, pazarlığın bir yaşam tarzı haline geldiği bir ülkede hiç pazarlık etmemek de insana alnında keriz yazdığını düşündürüyor. Bir şeye ederinden fazla para vermemek konusundaki takıntım diğer hisleri bastırınca, içimdeki memur çocuğu ortaya çıkıyor ve kendimi söylenen fiyatın yarısını teklif ederken buluyorum.

Gana’da pazarlığı zorlaştıran bir faktör obroni (beyaz insan) olmak, çünkü sonuçta beyazsanız zenginsinizdir, nokta. Bu yüzden insanlar yolda sokakta kolunuzdan tutup “beni ülkene götür” demektedir zaten. İki gün önce başkentinizin orta yerinde bomba patlamış olabilir ama siz, huzur ve barış içindeki Gana’dan daha iyi durumdasınızdır hep onlara göre. Öyle zannederler. Fıkradaki gibi: Derleeer, derler; iyi değilsen de iyisin derler.

Biz konumuza dönelim. Gana’da toplu taşıma diye bir şey yok, sadece tro-tro denen, üstünde saatli maarif takvimi gibi her telden çalan, tabir-i caizse kamyon arkası yazıları olan, dolmuş benzeri araçlar var. Onları da uzun bir süre yol kenarında beklersiniz. Gitmeniz gereken yere en yakın yerden geçecek bir dolmuşta kendinize bir kişilik yer bulacak kadar şanslıysanız, indikten sonra en az 8-10 dakika yakıcı güneş altında yürürsünüz. Alternatifiniz, taksiye binerek kimi zaman göstergeleri çalışmayan, kimi zaman yan aynaları olmayan bir araçta el arabasından hallice konforlu bir yolculuk geçirmektir.

Fakat o taksiler bir alem! İşte içimdeki memur çocuğunu salıverdiğim araçlar onlar. Gana’da taksiye bindiğinizde gideceğiniz yeri söylemeniz ve pazarlık etmeniz gerekiyor. Etmeyip, şoförün söylediği uçuk ücrete razı da olabilirsiniz elbette ama gerçekten ödemeniz gerekenin iki ila üç katını bırakırsınız, benden söylemesi. Tayland’a gidip tuktukçularla muhattap olanlar ne demek istediğimi daha iyi anlayacaktır; özellikle de ilk macerasında kazıklanmış olanlar (cümlemize geçmiş olsun). Gana’nın taksileri de bu konuda ün salmıştır hani. Nereye gittiğinizi tam da bilmediğinizi bir anlarsa şoför, vay halinize! Beyaz da olmanız fark etmez o zaman, siyahi de (bakınız en azından kazıkçılıkta ayrımcı değiller).

 

Ben çok taksiye bindim. Yolda taksinin duruverdiği de oldu, çamurlara saplanıp kaldığımız da, hatta taksicinin durumuna acıyıp üç beş kuruş fazladan verdiğim, pazarlık bile etmediğim zamanlar oldu. Vitesi tutan eli eldivenli filan olan şekilli amcalara ise daha cimri davrandığım doğrudur. Hafiften utanarak söylemeliyim ki, Gana’da kaldığım 5,5 ayın sonlarına doğru pazarlıkta ancak makul bir noktaya gelebildim. Çünkü uzaklık- yakınlık mevhumum sonradan, haritadaki değil de gerçek yolları öğrendikçe gelişti.

Bir de tabii, taksicilere “beyaz olabilirim ama kaç aydır burada yaşıyorum, naber?!” diyebilecek kadar Ganalı olmam gerekiyordu. O biraz zaman aldı, ama sonunda oldum galiba. Güzelmiş.

E mutluyum işte.

(Temmuz-Aralık 2015, Gana)

Serinin diğer yazıları için tık tık: Gana#1, Gana#2, Gana#3

Yazar: bellatrixbegins

twitter, instagram: @bellatrixbegins kişisel blog: www.bellatrixbegins.blogspot.com Daha ne diyem, Mahmut mu diyem? (DEDİ)

2 thoughts

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

w

Connecting to %s