Karma – Kız – Erkek

Yazı: Ezgi Topçuoğlu

Bogazici-Superdorm-Karma-Yurt
Görsel: Wikimedia

İçim acıyor.

Evet, biz de “Gitmeli mi? Kalmalı mı?” diyen, zaman zaman bu topraklarda nefes almakta zorlanan klasik beyaz yakalı bir çiftiz. Oğlumuz doğduktan sonra ibre gitmeye doğru biraz daha kaydı ama ne yalan söyleyeyim; şehrimize, düzenimize, ailemize, arkadaşlarımıza da düşkünüz. Bir türlü cesaret edip o en zor ilk adımı atamadık. 40 yaşındaki eşim “Haklısın ama nereye gidelim bu yaştan sonra?” diyor. Bense 2 yaşındaki oğluma endişeyle bakıp “Ona daha medeni, daha modern, daha güvenli bir hayat sunmak bizim sorumluluğumuz değil mi?” diye soruyorum. Birbirimizin sorularını şimdilik yanıtsız bırakıyoruz.

Devasa saçmalıklar var önümüzde. Kanunsuzluklar, riyakârlıklar, yalanlar, haksızlıklar… Biliyorum, tuzum kuru! Elini taşın altına koyup işinden olanlar, hapis yatanlar, ölenler var bir de! Ama tek tek yok olan ufak şeyler; çaktırmadan, adım adım uğraşılan, sataşılan bazı kurumlar; değerler canımı acıtıyor.

Beni ben yapan en büyük deneyimlerden biri; Boğaziçi Üniversitesi’nde geçirdiğim dört yıldır. Hatırlıyorum da, bazen Güney çimlerde etrafıma bakıp da mutluluktan öleceğim sanırdım. Güneşlenenler, broşür dağıtanlar, kulüp çadırı kuranlar, Taş Oda’dan gelen prova sesleri, cami çıkışında dağıtılan güller, bikinililer, başörtülüler… Özgürlük demekti Boğaziçi. Kim olursan ol gel demekti. Neye inanırsan, değer yargın ne olursa olsun yan yana durabilirsin demekti.

Mezun olalı uzun yıllar oldu. Sonra kardeşim de Boğaziçi’ni kazandı. Nasıl sevindim, sanki o güzeller güzeli yılları baştan yaşayacakmış gibi hissettim. Ama biliyor musunuz, hiçbir şey aynı değil… Ben okurken de güllük gülistanlık değildi Türkiye ve hayat. Ama rektörlük kırk yıllık gelenek olan Taş Oda konserlerini Güney Meydan’da yapmamak için bin dereden su getirmiyordu. Ya da polis bir gece ansızın öğrenci yurtlarını basıp öğrencileri yataklarından toplamıyordu mesela. Devletin en tepesi tarafından bu yüzyıllık kurum yerli ve milli olmadığı için başarıya ulaşamamakla suçlanmıyordu.

Superdorm’u tüm Boğaziçililer, hatta üniversiteyi İstanbul’da okumuş olanlar tanır. Boğaziçi Üniversitesi’nin özel öğrenci yurdudur. Pahalıdır ama minicik odalarıyla konforludur. Karmadır. Yan yana dairelerde erkekler ve kızlar kalabilir. Giriş çıkış saati yoktur. Öğrencilerin sabah 8 ile gece 1 arası dairelerine konuk kabul etmesi serbesttir. İşte böyle, on yıl öncesinin Türkiye’sinde bile gerçek olamayacak, inanılamayacak bir özgürlük sunar sakinlerine. Öğrenciye güven, artık 18 yaşına gelmiş bireylerin kendilerinden sorumlu olabileceklerine bir inanç vardır bunun arkasında. Ama işte güzel şeylere bir şekilde dokunuluyor bu ülkede. Superdorm’a duvar örüldüğünü anlattı bugün kardeşim. Duvarın bir tarafında kızlar, bir tarafında erkekler olacakmış artık. Giriş çıkış saatleri belirlenecekmiş ve imza alınacakmış. Yapılan açıklamada “Artık ülkedeki tüm yurtlarda bu uygulamaya geçileceği” söylenmiş. Tebrikler beyler, bayanlar! Vatanımızın kanayan bir yarasına daha merhem oldunuz. Gençliği kafanızdaki bir çirkin imajdan daha korudunuz.

“Buna mı takıldın? Neler oluyor bu ülkede kızacak, üzülecek…” dediniz muhtemelen okuyunca. Beni şu hayatta en iyi anlayan, (ODTÜ’de bir erkek yurdunda kalmış) eşim de anlamadı ve derdimi söyleyince böyle bir cümle kurdu. Ama ben size 18 yaşında karma ve özgür bir yurtta kalmak nasıl bir şeydi, ne demekti; biraz bahsetmek isterim… Bir kere anne ve babamın beni böyle bir yurda yerleştirerek, hiçbir kelime kullanmadan “Sen artık koca bir kızsın ve doğruyu yanlışı bilirsin. Biz sana güveniyoruz.” demesiydi. Kadını ve erkeği cinsel bir obje değil, insan olarak görmeyi öğrenmekti. İki karşı cinsin arada başka niyetler olmadan dost olabileceğini anlamak, deneyimlemekti. Evet, gecenin bir yarısı yurtta kızlı erkekli birlikte oturmaktı. Ama o hoşgörüsüz kafalardaki ahlaksız görüntüleri yaşamak değil; yeni yeni anlamlandırmaya başladığımız hayatı tartışmaktı sabahlara kadar. Bu arada, herkesin ahlakının kendine olmasını kabullenmekti. Başkalarını rahatsız etmediği sürece kişilerin seçimlerine, özgürlüklerine, hayat tarzlarına saygı duymaktı.

Üniversite öğrencileri benim zamanımdakine yani 10 yıl öncesine göre daha dertli, daha az özgür, daha az eğleniyor diye düşünüyorum. Katı, ağır ve boğucu şekilde kadınlık ve erkeklik sınırlarının içine hapsediliyorlar. Birbirlerini tanıyamıyorlar, insan olarak değil cinsleriyle etiketleniyorlar. Bugün genç dediklerimiz yarın bu ülkeyi sırtlarında taşıyacak olan yetişkinler değil mi?

Ah! Listedeki “Gitmeli.” bölümüne ufak, benim kalbime ve anılarıma kocaman bir çentik daha atılıyor böylece.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s