İğneada: Doğasıyla, lezzetiyle tipik Balkanlı

Yazı & Fotoğraflar: Melike Yıldırım

Sessizlik, hayır mutlak bir sessizlik değil, rüzgar sesi, dalga sesi (dalgasız gün seyrek), çan sesi, kuş sesi, kurbağa senfonisi, meşe hışırtısı, ateşin uğultusu… Koyun sürüleri, inekler, yabani atlar… Sonra bol yıldızlı geceler, uzayıp giden maviler, bakmayı özlediğimiz boşluklar… Birkaç yıldır nükleer santral söylentileriyle üzerinde kara bulutlar dolaşan İğneada burası. Yazın güneşin alabildiğine yaktığı, kışın karın, soğuğun nefes aldırmadığı bu güzelim coğrafya insanıyla doğasıyla, dalgasıyla rüzgarıyla gerçek özgürlüğün ne anlama geldiğini gösteriyor misafirlerine. Dileğim odur ki daha uzuuun yıllar da böyle hırçın böyle kendi gibi kalabilsin.

igneada1 foto dha
foto: DHA

Birkaç yıldır diken üstündeydi İğneada; yurdun dört bir köşesindeki benzer coğrafyalar gibi onun da başına “talih kuşu” konmuştu; Türkiye’nin en önemli ekosistemlerinden biri olan longoz (subasar) ormanlarıyla kaplı bu bölge seçilmişti nükleer santral için. Çünkü Türkiye lider ülkeydi, çünkü enerji ihtiyacı başka türlü karşılanamaz boyuttaydı, çünkü dışa bağımlılıktan bizi İğneada kurtaracaktı. Onların sebepleri bitmez ama bizim de mücadelemiz bitmeyecek diyen pek çok girişim, başta Kuzey Ormanları Savunması olmak üzere adanın turizm yatırımlarıyla güçlenmesini, santral projesinin iptali için o gün bugündür mücadele ediyorlar. Bu konuda yalnız da değiller; zira bölge halkının büyük bölümü de santralin uzun vadede bölge için nasıl bir tahribat yaratacağını iyi biliyorlar. Zaten taş ocakları ve peş peşe ruhsat verilen kömür işletmeleriyle kısım kısım da olsa çölleşen Trakya’nın bir de nükleer tehdidiyle yok olacağı tüm uzmanların ortak kaygısı. Kendisine yetmeyen su rezervlerini yıllardır sanayi işletmelerine kaptıran bu coğrafyanın da kapısını kuraklık çalmaya başladı bile. Şimdilik nükleer bir söylentiden ibaret; İğneada’nın listenin ilk sıralarında olmadığını biliyoruz.

Buranın kaderini değiştirebilecek tek şey turizm. Bölgenin Bulgaristan’a sınır konumunda bulunması da ayrı bir heyecan konusu aslında; her yaz sınırın açılacağı söylentileri adada bir fısıltı şeklinde heyecan yaratıyor; ancak hayaller her defasında bir sonraki yıla erteleniyor. Sınırla birlikte turizmin de artacağını, bölgenin yatırımcılar tarafından keşfedileceğini düşünenlerin sayısı bir hayli fazla.

Ormanlarla çevrili kilometrelerce uzayıp giden bir yolun sonrasında karşınıza çıkar ada, Poyralı’dan sonra kilometrelerce öylesine güzel bir yoldan gidersiniz ki o görkemli yol sonrasında karşılaştığınız ilçe merkezinden çok hoşlanmazsınız, gri binalar, biçimsiz yapılaşma, adım başı mutsuz köpekler, o köpeklerin çoğunlukla farkına varmayan insanlar, kışınsa yine köpekler ve mutlak sessizlik. Klasik hatta sıkıcı bir tatil kasabasıdır karşınızdaki. Ama İğneada o meydandan çok daha fazlası; longoz ormanları, köyleri, sahilleri, ormanların gölgelediği zaman zaman gökyüzünün bile görünmez olduğu yolları, su sporları, kamp alanları, insanları, yeşilin değişik tonları, kuşları, dereleri ve sessizliğiyle. Giderek daha çok kişinin “keşfettiği” adanın sunduğu belki de en değerli şey sakinlik ve yavaşlık. Biz adanın yerlileri olarak, -burayı keşfettiğim ilk yıldan beri ben de yerli gibi hissediyorum kendimi, adayı giderek daha çok kişinin keşfetmesini istiyoruz; istiyoruz ki ada bir turizm yatırım alanı olarak değerlendirilsin, burayı gerçekten hak edenler keşfetsin ve birkaç yıldır tüm adanın keyfini kaçıran nükleer santral iddiaları bir kenara bırakılsın. Bu yazı biraz da bu sebepten kaleme alındı aslında.

ADANIN DÖRT MEVSİMİ
Öncelikle klasik ne zaman gitmeli sorusundan başlayalım; kesinlikle bayram tatillerinde gidilmemeli. Bir kere konaklama şansınız yok denecek kadar az, otellerde zaten yer kalmıyor; pansiyonların hatta çevredeki köylerin misafirhanelerinin bile dolduğu, musluktan akan suyun giderek inceldiği; ekmeğin, köftenin bittiği bir acayip dönem oluyor bayramlar. Çadır tatilcileri, bebek arabaları, ekmek kuyrukları, çoluk çocuk derken sanırım adada bir esnafın bir de köpeklerin yüzü gülüyor o dönem.

Siz buraya dört mevsim gelebilirsiniz, sonbaharda yavaştan ıssızlaşan bir ada görürsünüz, gündüzler ılıktır ama geceleri epey serinler. Yağmur bastırır günün herhangi bir anında. Kışın bembeyaz, gerçek anlamda buzz gibi, terk edilmiş bir coğrafya karşılar sizi. Kuzey filmlerinden sahneler gelir aklınıza, gri-beyaz bir fonda ıssız, sessiz bir plato. Ada yollarında araçla gezerken gözünüzün önüne serilen beyazlık, ıssızlık insanın ruhuna çok iyi gelir.

IMAG1034

Bahar da güzeldir, papatyalar, gelincikler, karahindibalar, neredeyse dizlerinize kadar çıkan türlü çeşit otlarla en güzel zamanıdır aslında adanın. Deniz soğuk olsa bile sakin zamanlarını yaşar ilkbaharda; o meşhur dalgaları daha hafiften vurur kıyıya. Havalar yeteri kadar ısınmışsa koyunları, kuzuları, inekleri hatta sayıları her geçen yıl azalsa da mandaları görüyorsanız yaz gelmiştir artık iyice. Çan sesleri fon müziğiniz olur, hele ki adanın merkezinden biraz uzaklaşmışsanız. Bu coğrafyada gerçekten doğanın başrolde olduğunu görürsünüz, şanslıysanız yeşillikler boyunca yayılan leylekleri de görebilirsiniz. Havaların ısınmasıyla kurbağalar da gösterir kendini, türlü çeşit tonlamalarıyla adeta bir senfoni yaratırlar. Kuş seslerini saymıyorum bile; gecenin bir yarısı baykuş ve bülbül seslerini duymak apayrı bir lüks.

Yılın hangi dönemi gelirseniz gelin adanın merkezini alışveriş yapmak, konaklamak, sabah çayı, akşam birası için tercih edin daha çok. Otelden çıkıp kendinizi longozlara, köylere atın. Dilerseniz kano dilerseniz göl kenarında örtünüzü yayıp piknik yapın. Yaz boyu kampçıların da yoğun olarak geldiği bir coğrafya burası. Hatta kamp, motosiklet yolculuğu için ideal yerlerden biri. İğneada bir Bozcaada olur mu bilemiyorum ama sahip olduğu potansiyel açısından çok zengin bir yer aslında. Belki de tek dezavantajı yaz sezonunun kısalığıdır.

LONGOZLARIN SU HASRETİ
Milli park statüsünde yer alan İğneada Longozları (subasar), Türkiye’nin en büyük longoz ormanları ekosistemi. Longozları su altında orman olarak da tanımlayabiliriz. Bu coğrafya kumul eko sistem, sulak eko sistem, subasar eko sistem ve yaprak döken eko sistemlerinin bir arada bulunduğu bir oluşum. Tüm bu sistemin su içerisinde kalarak oluşturdukları bataklık karakteri orman da longoz olarak isimlendirilmiş. Kayın, gürgen, meşe, dişbudak, kızıl ağaç, kara ağaç, çınar yapraklı akça ağaç, ceviz, kızılcık, söğüt, kavak, fındık ve orman meyveli ağaçlar yoğun olarak görülüyor. Ağaçların gövdelerini saran türlü çeşit bitkiler de neredeyse tropikal bir coğrafyada olduğunu hissettiriyor insana. Çoğu yerde gökyüzünün bile görülmediği, ince gövdeli upuzun ağaçların eteklerini yılın büyük dönemi suyla kaplanıyor. Longoz yürüyüşleri bu nedenle ekstra dikkat istiyor; yosunlar kaygan oluyor, çamur, bataklık da cabası.

Bu kısımda bölgenin eskisi gibi kar ve yağmur almadığını da vurgulamak lazım; küresel ısınma bölgedeki su oranını yıllar içerisinde gözle görülür şekilde azaltıyor. Örneğin bu kış neredeyse hiç kar yağmadı. Yalnızca iklim değil insan eliyle de yok ediliyor bu güzelim eko sistem. Ormanları besleyen derelerin kenarları hayvan çiftlikleriyle dolu. Aşırı su kullanımı, aşırı otlatma da longozların geleceğini tehdit ediyor. Nükleer santral projesinin nelere sebep olabileceğini düşünmek bile istemiyor insan.

Longoz Ormanları aynı zamanda yaban hayatının da çok canlı olduğu bir yaşam alanı. Bölgede koruma altına alınan birçok yaban hayvanı yaşıyor; kurt, karaca, su samuru, tilki, çakal, geyik, yediuyur, sincap, tavşan, domuz, yaban kedisi, vaşak, köstebek ve porsukla karşılaşmanız mümkün. Aynı zamanda ağaçkakan, şahin, kartal, atmaca, doğan, üveyik, yalıçapkını, kuğu, ördek, balıkçıl, karaleylek ve sakarmeke türleri de bu ormanda yaşıyor. Kuzey Avrupa Kuş Göç yolu üzerinde bulunan longoz ormanları göç eden birçok kuşa konaklama ortamı sağlıyor. Özellikle sonbahar ve kış döneminde bu coğrafya av severlerin adeta akınına uğruyor. Bunun önüne nasıl geçilir hiçbir fikrim yok; özellikle kuşlar ve domuzlar büyük tehdit altında. Longozlar Mert, Erikli, Saka, Hamam, Pedina ve Aypoloz göllerine de ev sahipliği yapıyor. Milli Parklar tarafından koruma altına alınan bu göllerden en kolay ulaşılanları Mert ve Erikli Gölleri .

Bu coğrafya yeme içme anlamında çok şanslı olsa da İğneada ve çevresinde elle tutulur birkaç mekan dışında çok alternatif yok. Ama örneğin sezonunda lezzetli balık yeme şansınız var. Karadeniz’in en iyi palamutları ile kalkan balığı bu bölgeden çıkıyor; mutlaka tadına bakın; özellikle Limanköy’deki Liman Balıkçısı iyi bir seçim olabilir. Yine Limanköy’ün içinde, adanın girişimci gençlerinden Uğur Demirgülle’nin ev sahipliğini yaptığı Kafe Limanköy’e mutlaka gidin, özellikle kahvaltısı gerçekten iyi. Köyün en güzel manzaralarından birine sahip olan restoranda bir kahve içip manzaranın tadını çıkarabilir, dilerseniz akşam yemeğine de kalabilirsiniz. Bölgede kır lokantaları da keşfedilebilir; doğal ortamda beslenen küçük ve büyükbaş hayvanlarından elde edilen et ürünlerini tadabileceğiniz bu lokantaları Demirköy’le birlikte sağlı sollu göreceksiniz.

SİSLİOBA
İğneada’nın çevresinde birkaç tane köy bulunuyor, Sislioba belki de içlerindeki en orijinal köy olabilir. Bir kere köye gidiş gerçekten çok zahmetli, virajlı, ormanlarla çevrili, bozuk bir yolda neredeyse yarım saat boyunca gidiyorsunuz. Köye kışın ulaşım hayli zor olsa gerek. Köy longozların ortasına kurulmuş, köylünün geçim kaynağı da ormancılık. Köyün çoğu Pomaklardan oluşuyor, köy meydanında türlü çeşit tarhana, bal, reçel çeşitleri mevcut. Özellikle balının kalitesiyle öne çıkıyor Sislioba köyü. Karadeniz’in yüksek yerlerindeki balların kalite standartlarında bal üretilebilen bu köyün ismini daha sık duyacağız gibi görünüyor.

LİMANKÖY
Adanın en zengin ve güzel köylerinden biri olan Limanköy, misafirhanesi, Fransızların yaptığı deniz feneri, restoranları, manzarasıyla illa ki yolunuzu düşüreceğiniz bir yer. Limanköy restoranlarıyla da diğer köylerin birkaç adım ilerisinde. İyi kahvaltı yapılabilecek iyi balık yenebilecek restoranlar bu köyde var. Çilek üreticilerinin de olduğu köyden lezzetli çilekler alabilirsiniz.

BEĞENDİK
Beğendik, Türkiye’nin Bulgaristan ile sınır köyü. İsminin bizzat Atatürk tarafından konulduğu bu köy için Atatürk çok kıymetli. Beğendik, Sislioba gibi bakir bir köy, tek bir misafirhanesi mevcut. Köyde çok fazla kedi ve köpek var, yolunuz düşerse bu yalnız dostlarımızı da mutlu ederseniz ne güzel olur. Beğendik sahili hayli uzun, bir kilometreye yakın bir uzunlukta. Köyden sahile kadar yürümek de çok güzel; yemyeşil tarlaların içinden dalga seslerini dinleyerek ulaşabilirsiniz. Bence adanın en güzel sahillerinden birine sahip bu köy. Tabi sahil deyince ne anladığımız da önemli. Sahilde ne şezlong ne şemsiye mevcut. Yaz boyu sahil boyunca atılan çöplerin çeşitliliğine şaşıracaksınız baştan söyleyeyim; kumun içinden çıkardığım bebek bezi beni şok etmişti mesela. Kendinizi güneşlenmek yerine elinizde poşet çöp toplarken bulmanız da an meselesi. Sahilde bir işletme var, ayran, gözleme ve değişik bir deneyim olabilecek tenekede tavuk gibi az seçeneğe sahip ama temiz bir işletme. Güneş sizi yorup acıktırırsa gelip biranızı içebilir dinlenebilirsiniz.

Köyden sahile doğru giderken sağda ahşap bir konak dikkatinizi çekecek, bu coğrafyanın önde gelen tarım işletmelerinden birinin kurucusu olan Zahit Gürdal’a ait olan bu konak ilkokul ders kitaplarından hatırladığımız Atatürk’ün Selanik’teki evinin tıpa tıp benzeri. Kendisi de Selanik göçmeni olan Zahit Gürdal o evin aynısını yaptırmış. Evin yer aldığı arazide yaz boyu onlarca at görebilirsiniz. At demişken vahşi atların da sıkça görüldüğü bir coğrafya burası. Bir bakarsınız kocaman bir koyun sürüsü geçiyor hemen arkasından da onlarca atın yelelerini savurarak önünüzden geçtiğini görüp hayret edersiniz.

DENİZ İSTEYENLER

IMG-2943İğneada, deniz keyfini de yapabileceğiniz bir coğrafya. Ancak buraya sadece deniz için gelirseniz, havaya bağlı olarak hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Bazen çok dalgalı ve yosunlu olabiliyor ama özellikle bahar aylarında çok soğuk olmakla beraber çok temiz ve durgun bir denize girme şansınız oluyor. İğneada merkezde denize girilebilecek pek çok kumsal mevcut; en bilineni adanın merkezinden başlayan Belediye Plajı. Kumu yer yer incecik olan plaj, sakin deniziyle çocuklu aileler tarafından da çok tercih ediliyor. Duş ve soyunma kabinleri mevcut. Bir diğer kumsalsa 15 km.lik uzunluğuyla adanın en uzun kumsalı olan Longoz Kumsalı. İncecik kumlarıyla öne çıkan bu kumsal kıyıdan 50-80 metrelere kadar sığ denilebilecek, dibi kum olan güvenli bir denize sahip. Beğendik köyünde yer alan ve 500 metre boyunca Bulgaristan sınırına kadar kesintisiz uzanan kumsal da seçenekler arasında; deniz çok temiz fakat çabuk derinleşen bir özellikte. Özellikle öğleden sonraları bol rüzgar alan kumsalda dalgalarla oynamak zevk veriyor ama denize girmek hayli cesaret istiyor.

AKLINIZDA OLSUN

  • İğneada’ya gelirken Demirköy’de yer alan Dupnisa mağarası yol üstü keşfi olarak bir kenarda dursun. Çok büyük bir alana yayılan mağara sarkıt ve dikitleriyle görülmeye değer.
  • Yenice, gerçek anlamda Balkanlara girişin ilk durağı. Bu köy kasaplarıyla meşhur. Şen Kasap’a gidip bira köfte yapın. Sucuk, ciğer, pirzola, kavurması da enfes. Gitmişken yumurta, manda yoğurdu, peynir, tereyağ da alabilirsiniz.
  • Yenice’de Alkan Süt Ürünleri’nin bir şubesi var; beyaz peynirleri mükemmel. Eski kaşarı da gayet iyiydi; kekikli eski kaşardan mutlaka tadın. Ayran, yoğurt, tereyağ da çeşitler arasında.
  • İğneada’nın çok yıldızlı bir oteli var İğneada Resort Hotel. Kalabalık dönemlerde oda bulmanın imkansız olduğu otel için erken rezervasyon şart. Otel her zaman iyi bir fikir olsa da bu coğrafyanın keyfinin en güzel çadır/kamp alternatifiyle çıkacağını düşünüyorum.
  • İğneada’da birkaç dondurmacı var, benim favorim Recep Usta Dondurmacısı. Adanın en eskisi.
  • Longozların içerisinde yer alan Mert Gölü en kolay ulaşılabilen göllerden biri. Yanınıza şarabınızı, soğutulmuş içeceklerinizi, piknik sepetinizi alın, göl kıyısında piknik yapın.
  •  Bu coğrafyada çilek üretimi çok fazla, ancak normal çileklere göre biraz yaz sonuna doğru yiyebilirsiniz.
  • Mevsiminde giderseniz lezzetli palamut ve kalkanın tadına bakabilirsiniz.
  • Burada sarhoş olmak çok zor, öyle bir oksijenin, temizliğin içerisinde ne içerseniz için çok etkilenmeyeceksiniz. Coğrafyanın güzelliğine için, köylülerle birlikte için, zira bu coğrafyada neredeyse herkesin alkol kültürü var, güzel içiyorlar, eğlenmeyi, yemeyi içmeyi de seviyorlar.
  • Mümkünse otobüsle değil özel arabanızla gelin, diğer türlü adanın keyfini çıkarmanız mümkün değil.
  • Burası et ürünleriyle meşhur, gerçek anlamda etçil bir coğrafya. Şu sıralar meraklıları oğlak yemek için yolunu düşürüyor. Denemek isterseniz gidebilirsiniz.
  • Piknik yapmak için ideal bir coğrafya; mekanlarda oturmak yerine doğanın içerisinde daha mutlu olacaksınız.
  • Sonbahar, bu coğrafya için mantar mevsimi anlamına geliyor. 100’ün üzerinde mantar çeşidi olduğunu duymuştum, hatta mantar toplama etkinlikleri bile mevcut.
    Giderek daha çok kişinin burada kitesurf yaptığını duyuyorum. İğneada Kitesurf ile iletişime geçerseniz size yardımcı olacaklardır.
  • İğneadaya gelirken girişte Sislioba sapağı var; bu sapaktan içeri girip yol üzerindeki Palivor Çiftliği tabelasını takip ederseniz yaklaşık 15 km. sonra Palivor Çiftliği’ne varmış olacaksınız. Palivor ismi tanıdık gelenler Nişantaşı ve belki Bursa’daki satış noktalarını biliyor olabilirler. Burası 140 dönüm arazi üzerinde kurulmuş, her biri kendine ait 6 dönümle 20 dönüm arasında organik tarla büyüklüğüne sahip 10 ayrı müstakil konuttan oluşuyor. Dilerseniz sadece kahvaltı yapabilirsiniz ya da akşam yemeğine gelebilirsiniz. Fiyatlar ada ve çevresinde göre bir hayli pahalı, onu da belirtelim.

Yol tarif
İstanbul’dan İğneada yaklaşık 240 km. Navigasyonu açarsanız size birkaç güzergah önerisinde bulunacak, amacınız İğneada’ya en hızlı şekilde ulaşmak olmasın; Kıyıköy, Vize, Demirköy gibi birçok rota yol üstünde, keyfini çıkararak, molalar vererek gidebilirsiniz. İstanbul’dan İğneada’ya en kolay gidiş Mahmutbey Gişeler’den Lüleburgaz’a kadar otobandan ilerleyip, Pınarhisar – Demirköy rotasını takip etmek olsa da, Çerkezköy’den çıktıktan sonra, Saray – Vize – Poyralı – Demirköy yolunu da deneyebilirsiniz. İğneada’ya İstanbul’dan direk otobüs seferleri de mevcut.

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s