Belfast’ın mahalleleri (II)

Ta taaa! İşte Belfast serisinin son yazısı karşınızda. Açıkçası, dünyada çok az insanın ilgilendiği ve görmek istediği bir şehir hakkında neden bu kadar yazdım bunu ben de bilmiyorum. İlk yazı hadi yine hatırı sayılır bir okuyucu kitlesine ulaştı ama ikinci yazıyı ben ittire kaktıra 16 kişiye falan okutabildim. Olsun, okuyucusu yok diye bir şeyler yazmayalım mı? Çok sevdiğim bir arkadaşım, Belfast hakkındaki ikinci yazıyı paylaştığımda “125 gram kıymadan tüm aileye yemek çıkaran ev hanım gibisin adeta.” yorumunu yaptı ki haklı. Biraz öyle oldu gerçekten. Bir de, adını yanlış hatırlamıyorsam, Buket isimli bir okurumuz, ortak e-posta hesabımıza attığı mektupta benim utanmam gereken bir yanlışımı bana hatırlattı. Kendisine buradan teşekkürü borç bilirim, her şey düzeltildi.

İlk yazıda Belfast’ı genel olarak şöyle bir anlatmış, sonrasında ise Kuzey İrlanda’nın en bilinen, en turistik yerlerinden Giant’s Causeway’den ve Bushmills kasabasından bahsetmiştim. İkinci yazıda ise Kuzey İrlanda denince akla ilk gelen “Troubles” yani ülkede 30 sene süren iç savaşı anlatmaya çalışmıştım

İngiliz yanlısı Protestan arkadaşlarla İrlanda yanlısı Katolik arkadaşların yaşadıkları şehirde, hayatı birbirine zehir etmelerinden söz etmiştim. Şehirde hala çoğunlukla ayrık halde duran, kimsenin birbirinin mahallesine girmediği yerler buralar. Arada peace line denilen çirkin kocaman duvarlar var. Bundan bir önceki yazı, İngiliz yanlılarının bir mahallesi hakkındaydı. Bu yazıda ise İrlanda yanlılarının mahallesinde dolanıp, o mahallede var olan duvar resimlerini anlatacağım size kısaca. Sonrasında da tarafsız Belfast bölgesinden bahsedip artık çekip gideceğim buralardan.

Önceki yazıda bahsettiğim o Pazar günü, İngiliz yanlılarının mahallesini gezdikten sonra arkadaşlarım Anastasia ve Nikos’un evine dönüp duşumu aldım, çantamı topladım, onlara ve bebelerine bir öpücük kondurup düştüm yollara. 2-3 saat en İrlanda bölgelerinden birinde, Falls Road çevresinde yürüyüp, duvar resimlerine bakıp, onların fotoğraflarını çekip düşecektim Dublin yollarına. Merak etmeyin, Dublin hakkında bir şeyler yazmayacağım, zira sadece 5 saat falan harcadım ve tüm bu zamanda sadece deliler gibi bira içtim. O yüzden, bu sefer pas.

Falls Road’a girer girmez ilk gözüme çarpan turuncu beyaz yeşil, İrlanda bayrakları oldu tabii ki. Uzunca bir ticari cadde Falls Road, ben Pazar günü orada olmama ve neredeyse tüm dükkanların kapalı olmasına rağmen hiç tedirginlik hissetmedim. İngiliz mahallesine girerken yaşadığım korkuyu burada hissetmedim yani. Bunun iki sebebi olabilir; ya ben öğleden önce yaptığım ziyaret sebebiyle duruma alıştım ya da burası hakikaten daha yabancılara açık, daha rahat bir semt idi. Ben yürümeye devam ettim, İngiliz yanlılarının olduğu mahalleye eş değer sefillikte bir mahalle görüyordum evet ama sokaklarda daha çok insan vardı. Hava bu arada sersem gibi, bi yağmur atıştırıyor, bir güneş açıyor. Yağmur yağdı mı hemen bir otobüs durağına sığınıyorum, hop iki dakika sonra güneş açınca yürümeye devam.

Neyse, kısa keseceğim demiştim değil mi? Kısa keseyim o zaman. Buradaki en önemli, en çok ziyaret edilen, en çok fotoğrafı çekilen duvar resmini aşağıda görebilirsiniz. Bobby Sands, IRA’nın yani İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun en bilinen üyelerinden. Açlık grevinde hayatını kaybediyor. O dönemde, kendi seçim bölgesinde Margaret Thatcher’den daha  fazla oy alarak seçiliyor ve açlık grevinin 66. gününde hayata veda ediyor. Belfast’taki İrlanda yanlıları için inanılmaz önemli bir isim. Onun duvar resminin olduğu köşeye geldiğinizi zaten ister istemez anlıyorsunuz, tur otobüsleri, ellerinde telefon onlarca insan geziniyor burada. Bobby’nin gerçekten istediği bu muydu bilinmez.

İrlanda yanlılarının olduğu mahallede benim gözüme çarpan tek şey şu oldu. İngiliz yanlılarının mahallesinde olay tamamen onların dertleriyle ilgiliydi. Ne kadar İngiliz olduklarını, ne kadar sadık olduklarını, savaş söz konusu oldu mu nasıl da cesaretle savaştıklarını belirtmekten çekinmeyen birileri vardı karşımda. Gördüklerim bunu söylüyordu. İrlanda yanlılarının mahallesinde ise daha çok dünyaya ait bir dilek, temenni hissettim. Bu çok bireysel bir düşünce olabilir ama belirtmekten çekinmiyorum. Katalunya hakkında, Güney Afrika hakkında, Şili’deki diktatörlük hakkında duvar resimleri olan bi yerdi burası. Dayanışma, destek, başka halkların da değerleri vardı. O yüzden ister istemez kendimi burada daha rahat hissettim.

 

Bir tek, şehir merkezine, kestirmeden gideceğimi düşünüp girdiğim bir mahallede tedirgin oldum. Google ablamız, tren raylarının üstünden geçebileceğimi söylüyordu ve ben oraya vardığımda karşımda boyumun 4 katı bir duvar vardı. O esnada bana bakıp evlerinden laf atan arkadaşlara tatlı tatlı gülümsedim, onlar beni asla tatlı bulmadı ama bir sorun yaşamadık. Aşağıdaki kilise fotoğrafı da o mahalleden. Ama nasıl götüme vura vura tekrar ana caddeye çıktım, bir ben bir yüce Zeus biliyor.

Şimdi size, çok kısaca Belfast Merkez diyeyim ve yazıyı bitireyim. Çünkü burada hayat devam ediyor. Belediye binasından Titanic Müzesi’ne  kadar uzanan bölgeden bahsediyorum; burası, imzalanan barış antlaşmasını temsil ediyor adeta. Burada kim Katolik, kim Protestan ; kim İngiliz, kim İrlanda yanlısı bilinmiyor. Bira var, güzel barlar var, neşeli mutlu insanlar var. İşte istediğimiz manzara. Sıradan bir Avrupa şehrinin merkezinde ne görüyorsak o. Commercial Court, Belfast’ın en eski mekanlarının olduğu, cıvıl cıvıl bir bölge. Ayrıca Belfastlılar gerçekten çok tatlı, çok güleryüzlü, özellikle şehirlerine gelmiş yabancılara çok samimi davranan insanlar. Titanik Müzesi, göz alan binasıyla dikkat çekiyor, ben akşama doğru oralarda yürüdüğüm için kapalıydı, içine giremedim. Dramalar gemisi Titanik burada yapıldığı için, şehir de seneler sonra bu durumdan nasibini alıyor işte. İlgilenenler için çok güzel olsa gerek.

B2EDD30D-6AB0-4E47-AB93-4DE3F8ACE7F7

719EA160-8347-4F45-B129-75C5CA066314

Şiddet, terör, acı, Ortadoğu’dan baya iyi bildiğimiz şeyler. Dibimizde oluyor her şey yıllardır, farkındayız. Benim için ilginç olan ve Belfast’a bu kadar merak duymamın sebebi, medeniyetin merkezi dediğimiz Batı’da da bunların olmasıydı. Çok çok Batı’da olmasıydı hem de. Seneler sonra gidip görebildiğim, olabildiğince durumu gözlemleyebildiğim için çok mutluyum. Biralar da çok şahaneydi bu arada.

Umarım aradaki duvarlar kalkar, bu deli abiler ablalar gönüllerince kadeh tokuşturur ve bu yağmurun, gri bulutların eksik olmadığı topraklarda kahkahalarını susturamazlar.

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s