Kitaplar, resimleri ve onları çizenler

Alice Harikalar Diyarında’nın en başında Alice kendisiyle ilgilenmeyip romanını okuyan ablasına sitemli bakışlar yollayıp kendi kendine içinde resim olmayan kitapları okumanın mantıksızlığı hakkında söylenir. Kitabı okuyan ya da birilerinden dinleyen çocukların yanı sıra Lewis Carroll da aynı fikirde olmalı ki yazdığı bu şaheseri ona yakışacak bir şekilde resimleyecek bir illüstratör bulmuş, böylece kitap sadece zekice (ve hatta sinsice) göndermeleri, muzip kelime oyunlarıyla beraber illüstrasyonlarıyla da beraber anılan bir hale gelmiş. Ben çocuk ya da Lewis Carroll değilim, Alice’e de kısmen katılıyorum, resimli olmayan kitaplar da mükemmel olabiliyor olsalar da özellikle yetişkinler için yazılan kurgularda eskilerde yapıldığı gibi görsellerle süsleme açlığı çekiyorum. Charles Dickens ve Jules Verne romanlarında bir zamanlar varmış örneğin.

Bazıları yazılı eserlerde -eğer çocuk kitabı değillerse- görsele tümden karşı, okumanın keyifli kısmının yazanları zihninde canlandırmak olduğunu iddia ediyorlar. Doğrusu şanslı insanlar, ben okurken zihnimde hiçbir şey canlandırmıyorum, ya da daha kötüsü çok yanlış bir şekilde canlandırıyorum. Son okuduğum kitaplardan birinde asıl erkek, arzulanması gereken Doruk ismindeki yakışıklı karakteri hayatta tanıdığım tek Doruk olan lisedeki sürekli aynı kırmızı kazağı giyip bağırsak tenyaları hakkında espriler yapan genç olarak hayal ediyordum. Yan sınıftaki Doruk’a nereden geldik anlamadım ama konuyu bir şekilde resimli kitaplara ve kitap illüstratörlüğüyle ünlenmiş sanatçılara getirmem gerekiyordu, bu zorlama girişi burada bitirip derhal yazının sıkıcı, yani benimle alakalı olmayan kısmına geçiyorum.

Çocuk kitabı illüstratörlüğü şeker pembe hayallerin, romantik komedi kadın kahramanlarının mesleği gibi geliyor kulağa. İşin aslı birkaç yüzyılı aşkın bir tarihi var. 1500’lerde şu anda hala popüler olan Alman masallarının yanında gidecek gayet güzel resimleri varmış örneğin. Matbaa teknikleri geliştikçe bu alanda çalışanların sayısı ve çeşitliliği artmış. 19. yüzyıla gelindiğinde artık metine göre uyum sağlayacak farklı stillerde çalışan bir çok profesyonel çıkmış. Siyah beyaz, mürekkeple ya da kömürle yapılan çizimler ve gravürler hala baskın olsa da renkli resimli kitaplar da gözükmeye başlamış, şıkır şıkır görünen bu kitaplara İngiltere’de “oyuncak kitabı” adı takılmış. Zarif çizimler, yumuşak suluboya renklendirmeleri daha çok zenginlerin evlerinde görülür olsa da zaman geçtikçe yaygınlaşmış.

Renkli baskının ucuzladığı ve altın zamanlarını yaşadığı 20. yüzyılda siyah-beyaz çizimler popülerliğini korumuş. Yüzyılın başlarından tanıdık isimler arayacak olursanız A.A. Milne’ın kitaplarını resimleyen E.H. Shepherd karşımıza çıkıyor. İsim tanıdık gelmediyse Winnie the Pooh karakterlerinin görsel yaratıcısı olarak tanıtalım. 20. yüzyılın ilk yarısı baskı tekniklerindeki gelişmeler sayesinde yenilik göstermiş, fakat ikinci yarısı resimli kitap anlayışını tamamen değiştirecek olan huysuz ama sevilesi bir adam değiştirmiş. Sevdiğim çocuk kitabı sanatçılarını saymaya ondan başlayacağım.

Maurice Sendak

Where the Wild Things Are enfes bir kitap olsa da yetişkin hayranları kabak tadı vermeye başladı. Maurice Sendak’ın hem yazıp hem de çizdiği bu kitap aslında ne de derin ve karanlık bir kişiliği olduğunu kanıtlamaya çalışanlara alet olsa da ayağa düştü diyerek sevmeyi bırakacak değiliz. Şu anki popülerliğine rağmen zamanında asıl olay çıkaran Sendak kitabı In the Night Kitchen’mış. Son derece masum, çıplak bir çocuk resmi tutucu Amerikalı ebeveynlerin hassasiyetlerine dokunmuş, kitap kimi eyaletlerde yasaklanmış.

Bu kadar devrimci ve ses getiren bir sanatçıdan güçlü de bir karakter beklersiniz sanıyorum, hayalkırıklığına da uğramazsınız. Risk almadan, kendini boşluğa atmadan, garanticiliği bırakmadan iyi sanat eseri yaratılmayacağını savunan Sendak’ın bir röportajında çocuk kitabı değil de sadece kitap resimlediğini söylediğini hatırlıyorum. Çağdaş illüstratörlerden Martin Salisbury’nin öğrencilerine çocuklara patronluk taslamamaları konusunda verdiği öğütlerle paralel bir fikir bu. Çocuklar, tamam o kadar da zeki insanlar değil fakat yetişkinlerden daha iyi oldukları iki alan var: küçük yerlere saklanabilmek ve gözlemcilik. Ve eğer elinize kağıt, kalem, boya alıp küçük çocukların seveceği sevimlilikte bir şeyler çizeyim derseniz bunu farkederler, ve bundan hoşlanmazlar. O yüzden Pinokyo kimsenin en sevdiği masal değil bana göre. İşte Sendak’ı bu işlerin kralı yapan sadece sanatı adına, çocukları düşünmeden yazıp çizen ilk demeyelim de en göze çarpan sanatçı olması.

Çocukları düşünmeden derken ticari amaçlar açısından diyorum, yoksa kendi çocuğu olmasa da gerçekten çocuk seven bir insan kendisi. Kucağına alıp yanaklarını sıkıştıran değil de onları ciddiye alan, kendisine gelen mektupların her birine cevap veren biri. Hatta röportajlarında en sık bahsettiği şey kendine bir resmini yollayan okuyucusuna kart atması ve sonrasında çocuğun annesinden “oğlum kartınızı çok beğendi, o yüzden kartınızı yedi” diye cevap almasıdır. Yaptığı resmin 5 yaşındaki bir çocuk tarafından yenmesinin en büyük iltifat olduğunu söylerkenki yüz ifadesinde ve ses tonunda bir gram sahtelik bulamazsınız. Neyse, yeterince konuştuysak Sendak’ın imzası haline gelmiş taramalarını ve karanlık ama romantik renk paletlerine göz gezdirebiliriz.

Quentin Blake

Roald Dahl hayranları burada buluşuyor. Dahl’ın bir tanesi hariç bütün kitaplarını resimleyen İngiliz sanatçının stilini görseniz hemen tanırsınız. Line and wash denilen medyumu kullanıyor, havalı bir şey değil, mürekkepli kalemle çizip suluboya ya da sulandırılmış mürekkeple renklendirmeye verilen isim bu. Rahat, sanki umursamazcasına çizilmiş gibi duran çizimleri Roald Dahl’ın yazı stiline çok yakışıyor. Tabii Blake sadece Dahl için çizmemiş, başka yazarların yanında kendi yazdığı resim kitabını da çıkarmış: The Green Ship. Sadece çocuklara değil görsel zevkleri az da olsa gelişmiş herkese hitap eden bu kitapta yazı ve resimler kimi sayfalarda zıt şeyleri anlatıyor, bu da güvenilmez anlatıcının çocuklar için olan versiyonu olsa gerek.

Yakın zamanlarda çocukları aslında hiç sevmediğini itiraf eden Quentin Blake bu aralar çıplak kadın resimleri yapmaya başlamış, koca sevimli devler ve dev şeftaliler sanatçı ruhunu tatmin edemedi herhalde.

Edward Gorey

Gerçekten tuhaf biri arayışındaysanız Edward Gorey adamınız olacaktır. En ünlü resimlediği kitaplar arasında T.S. Eliot’ın Old Possum’s Book of Practical Cats var, kendisinden daha önce bahsetmiştik. Gotik, retro, enigmatik, karanlık kelimeleri yan yana gelince aklınıza gelen ilk isim Tim Burton ise yerini Gorey alabilir, zaten Tim Burton da Edward Gorey’den etkilendiğini söylemiş bir zamanlar. Mürekkepli kalemle çizilmiş neredeyse üç boyutlu görünen dokular, kürk giyen erkekler, tüylü şapkalı kadınlar, çok zenginler ve çok fakirler, Viktoryen dönem arkaplanları Gorey’nin eserlerinin göze çarpan unsurlarından birkaçı. Tabii ilgisi böyle şeylere yönelik bir adamdan sadece çocuk kitabı çizmesini bekleyemeyiz, Bram Stoker’ın Dracula’sı gibi yetişkin kitaplarını da süslemiş, kendi yazdığı korkunç ve rahatsız edici ama aynı zamanda komik şiirlerini kendi illüstrasyonlarıyla yayınlamış, Ogdred Weary takma adıyla pornografik sayılabilecek kitaplar çıkarmış.

Çoluk çocuk, yeğen-kuzen birilerine Edward Gorey kitabı alacaksanız iyi düşünün, içeriğini kontrol edin. Gashlycrumb Tinies isimli alfabeyi öğreten mini kitabı alfabenin her harfini temsil eden bir çocuğun üçüncü sayfa haberlerine yakışacak ölümünü anlatıyor (fazla cin içmekten ölen fakir kız ve ennui‘den ölen aristokrat oğlan bunlardan ikisi).

Ve yeniler:

Efsaneler bir yana bu alanın yeni sayılabilecek, gelenekleri yıkıp yenilerini oluşturan bir sürü yetenekli illüstratör var. Sara Fanelli çılgın kolajlarıyla hem çocuklar hem de sanat eleştirmenleri tarafından çok takdir görüyor. Ben pek beğenmiyorum ama ben kimim ki, boşverin. Jon Klassen hem kendi yazdığı hem de başkalarının kitaplarını resimliyor, sınırlı paleti, çocuksu gibi görünen ama karanlıklığını da hissettiren bir tarzı var. Ama asıl ilginç yanı hikayeleri bana göre, bir kitabının kahramanı üçgen mesela. Bildiğimiz üçgen, gözleri falan var. Suzy Lee ödüllere doyamayan, zarif ve yaratıcı bir kadın. Dalga isimli kitabını bizim kitapçılarda bulabilirsiniz Türkçe’ye çevrilmiş. Kitabın metninin olmadığını düşünürsek çok da zor olmamıştır. Daha onlarca hakkında konuşmalık sanatçı var ama buraya kadar bile okuyan varsa sizi selamlıyorum. Son olarak ünlü olmasa da Instagram’dan bildiğim Kelsey Oseid var, kelzuki adıyla bulabilirsiniz, What We See in the Stars kitabı hem rüya gibi resimlere sahip hem de astronomi/kültür öğretiyor.

3 thoughts

  1. Sizin yazilarinizi o kadar ozlemisim ki anlatamam :) gecende yayimladiginiz yazidan sonra dedim ki “evet yine aylarca hasret kalacagiz…” bi baktim bugun yeni yaziniz var. Ellerinize saglik! Gercekten bilginize, kulturunuze hayranim. (Sizin boyle bir sey duymayi sevmeyeceginizi az bucuk tahmin ederek yazdim bu cumleyi :) Sizi takip edebilecegimiz baska bir mecra kullaniyor musunuz? Blog, twitter gibi mesela?
    Tummm Mahmutterlara selamlar, hepiniz cok kiymetlisiniz… Guzel gunler.

    Beğen

    1. Teşekkür ederim, çok kibarsınız. Sosyal medyaya ara verdim bir süreliğine, bir tek Mahmut’tayım. Biz de Mahmutlar olarak okuyucularımızı çok seviyoruz <3

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s