Toplumda nasıl yer edinemedim?

IMG_3890

Yaz tatilinden anladığım, denizi berrak / biraları buz gibi soğuk bir sahil beldesinde duşa yakın şezlongumda bir sürü kitap okumak. İstanbul’da odaklanamadığım, elime alıp odaklanmaya da çalışmamak için Candy Crush’ta level üstüne level atladığım kitaplar, Instagram’da eski sevgilimin yeni kaynının komşusunun kızının mezuniyet törenine kadar derinliklere dalarken hay allah elimin bir türlü uzanamadığı kitaplar…

Bu yaz da geçen sene olduğu gibi, işler istediğim gibi gitti ve kendimi berrak denizli, şezlongları tekel büfesine yakın, sakinlerinin Sözcü gazetelerini okumadan ve biralarını yudumlamadan uyanamadığı laik bir sahil beldesinde buldum. Toplam 14 günlük tatilin bir kısmında annem ve babam benimle olacak, bir kısmında Elif gelecek, hatırı sayılır bir zamanı da tek başıma geçireceğim. Zaten niyetim sahilde raket oynamak gibi 2 kişilik etkinlikler değil. Hatta tek hedefim deniz – kitap – bira – sigara sarma dörtlüsünü doyasıya yaşamak olduğu için bu tek kalış bir hayli işime gelen, hatta içten içe planladığım da bir tek kalış.

Tatilimin ilk birkaç gününde annemle beraber sahile inmelerimiz ve yerleşmelerimiz oldukça olaysız ve sakin geçti. Gerekli uyuklamalarımı, içe dönüşlerimi yaşayabildiğim o saatler, ilerleyen günlerdeki tek başınalığım adına umut dolu saatlerdi. Off diyorum, şimdi biz iki kişiyken bu kadar huzur dolu bir ortam var, bir de tek kalsam ohooo nasıl olur. Herhalde birkaç santim yükselirim, havada dururum. Pek de sınırlı diyalog kuracağım için sessizlik terapisi filan gibi bile olur. İşte İstanbul’da öğrendiğim her türlü içe dönme / merkezlenme / Öz’le buluşma pratiğini birebir gerçekleştirebileceğim harika bir fırsat. Mükemmel!

Ne var ki ertesi gün hiçbir şey beklediğim gibi gitmiyor. Çocuklar köpek yavrusu gibi ayaklarımın dibinde çığlık atıyor, ıslak mayolu bir kız koşarken sularını sıçratarak yanımdan geçiyor, komşu şezlonglarda bir sohbet & bir muhabbet. Hafta sonu yaklaşıyor diye herhalde, diyorum, bugün biraz kalabalıktı sahil. Bir de yanlış yere mi oturmuşum nedir?

Ertesi gün şezlongumun yerini biraz daha özenle seçmeye çalışıyorum. Tamam duşa çok yakın olmasa da olur, çünkü çocuklu aileler de duşa yakın olmak istiyor, şuraya geçeyim. Üstelik deniz öyle yakın ki deniz sesinden çocukların çığlığına, yetişkinlerin sohbetine dikkat kesilmek zor olur. Yaklaşık bir saat sonra, terliklerimin yanında bir su tabancası, ayaklarımın dibinde kavga eden 2 ufaklık, 1 metre ötemde ayakta durup sohbet eden 6 kişilik bir yetişkin (?) grubu, okuduğu bir cümleyi aslında altıncı kez okumaya çalışan ben… Tüm bu karmaşanın ortasında, birden, bir aydınlanma yaşıyorum tabii. Ama hiç ummadığım türden bir aydınlanma!

Arkadaşlar, Türk toplumu tek başına olan insanları, 1 kişi olan insanları, yanında bir eşi / dostu / akrabası / kocası / sevgilisi / hanımı olmayan insanları kesssinlikle görmüyor.

Görmezden geliyor değil, G Ö R M Ü Y O R. Hasbelkader üzerimize basacak olsalar, belki ayakları BİZE takılacak olsa filan, “Amaan o da oturmuş burada tek başına. Gitsin.” diyorlar.

Sahildeki gürültümsüden kaçıp denize, cankurtaran sınırı şamandıralarına yüzüyorum, dakikasında 2-3 kişilik bir grup güle oynaya 3 metre ötemde bitiveriyor. Yani zannedersin ki yer yok, oraya geldiler tutundular. Öyle değil. Gerçekten uzun bir sınır, metrelerce uzanan bir ipin üzerindeyiz ve denizin içinde bir ben, bir de o grup bulunmakta. Hiçbir şey söylemeden başka noktaya yüzüyorum. Yerime döndüğümde yaşları 4 ila 7 arasında değişen yeni yüzlerin şezlongumun yanında hummalı bir inşaat çalışmasına girdiğini gözlemliyorum. Neyse ki sessiz sakin oynuyorlar diye düşünürken ben, yakınlarda bir anne, melek yavrusuna, Balıkçı Hasan isimli bir vicdansızın oltasını hazırlama ve eyleme geçme aşamalarını anlatan ibretlik bir çocuk şarkısı söylüyor.

Önce ailelerin gürültüsüne katlanabilmek, ardından toplumda bir “alan” elde edebilmek için anlıyorum ki üremek, üremek, ÜREMEK gerekiyor. Fakat bu fikir birden aşırı masraflı geliyor, gözümde büyüyor. Beldenin, “herkese pipisini gösteren delisi”yle arkadaş olup sahile onunla çift olarak gelmek, pipisine de asgari seviyede maruz kalmak için daha çok kitap okuma fikrine yakınsıyorum.

Bundan 5-6 sene önceydi. Çok yakın arkadaşım Ayşe’nin kardeşi Mert İstanbul’a gelmişti ve hep beraber bir Cumartesi akşamı Beşiktaş’ta rakı içilecekti. Buluşma yerine biraz geç gittiğimde, masada duvar dibindeki tek sandalyenin boş olduğunu gördüm. Karşımda Ayşe’nin daha önce hiç tanışmadığım, güler yüzlü bir arkadaşı oturuyor. Rakımı koydum ve başladım karşımdakilere birkaç gün önce döndüğüm Yunan adaları gezisini anlatmaya. Bir yandan da karşımdaki adamın incecik doğranmış yeşil elmalarından yiyorum, adam sabırla beni dinliyor. Ayşe kıs kıs gülmeye başlıyor. Bir noktada ben masadaki birinden, adamın yabancı olduğunu, uyanık meyhane işletmecisinin tek başına oturan müşterinin masasına ek masalar yanaştırarak 8 kişilik grubu ona itelediğini, adamın da “Tamam ben zaten çok oturmayacağım.” diyerek olayı sakince sineye çektiğini öğreniyorum. Tek başına rakı içeceğim, iki tek atar eve geçerim diyorsun, birden kendini hiç tanımadığın, kendinden 10 yaş küçük insanların olduğu 10 kişilik masada buluyorsun. Bir şenliktir İstanbul… Elmalarından da yiyorlar bu arada.

O an içimden şunu geçirdiğimi çok iyi anlıyorum, “Aman canım, Cumartesi Cumartesi gelmiş Beşiktaş’a tek başına.. Ne bekliyordu yani?”

Bu çığır açıcı tespitimin dev bir karmayla beraber belirmesi beklediğim bir şey değildi. Gerçeğin yüzüme çarpması bugüne kısmetmiş. Toplumun gözünde bir alan kaplayabilmek için en az 2 kişi olman gerekiyor sevgilim okurum. Şimdi eğer tatildeysen şayet, sarıl sevgiline, sokul karına / kocana. Tatlı bir öpücük kondur yanındaki dostuna. Bir bira ısmarla O’na ve kendine. Ayağını uzat. Iyi ki doğurmuşum de içinden, iç gözünle rahmini & yumurtalıklarını okşa. İyi ki doğurmuşum seni! de dışından, hatta bağır sahilde oynayan aslan parçası yavruna. Toplum dediğin şey başka türlü çekilmiyor çünkü.

5 thoughts

  1. 28 aylık bir bebe anası olarak bayıldım yazınıza. İnanmayacaksınız ama 28 aydır uyku dahil yalnız kalamayan ben de o tek olma hayalinizle yanıp tutuşuyorum 😃

    Liked by 1 kişi

  2. tespit gibi tespit, şahane bi yazı, manken gibi kız…
    belli ki istanbul’da yaşayan, güzel bir mesleği olan, kendi ayakları üstünde duran, birasını&sigarasını içen, tatilini ülkesinde yapan bir Cumhuriyet Kadını. illa ki farkeden birileri olmuştur :)

    Liked by 3 people

  3. Ne kadar doğru. Rodos’ta bir otelin yola bakan bahçesinde oturup tek başıma telefonla konuşurken, çocuklu bir öğretmen hanımlar topluluğu başka bir çok koltuk olmasına rağmen, amaan o tek başına o gitsin diyerek yanıma oturmuştu. Kalkıp gitmeyi sindiremediğim için telefon konuşmam bitene kadar direnmiştim. Kolay gelsin hepimize.

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s