İpek Ongun’un getirdikleri

Ben tam olarak ne zaman kapağını açtım da okumaya başladım; hatırlayamıyorum. Ama eve ilk ne zaman girdiğini çok net hatırlıyorum. Babam birkaç gün önce eve getirmiş. Ben 7-8 yaşlarındayım. Dolayısıyla kitabı tabii ki bana değil, anneme getirmiş. Matematiğe vursan annem de 31-32 yaşlarında. Sonradan bizzat öğreneceğim kadarıyla kitabın hedef kitlesi için o günlerde kendisi oldukça yaşlı. Babam bir akşam öylesine soruyor, beğendin mi bu kitabı diye. Annem de, başından savar gibi, hıı mıı diyor. Kitabın o günlerde çok sattığını anlıyorum bir şekilde. Ama ne şekilde anlıyorum şimdi hatırlamıyorum. Kapağında, ufacık bir pencereye sıkışmış genç kız kafasını biraz ürkütücü buluyorum. Kitabın kapağını dikkatlice inceledikten sonra ilk satırlarını okuyorum:

“Annemden nefret ediyorum!”

Yeterince ilginç bulmuyorum bu nefreti. Kitabı yerine bırakıyorum.

İpek Ongun yaşı gelen her kızı, İpek Ongun kitapları bir şekilde gelir, bulur. Benim de İpek Ongun yaşım, 12’imde, Mersin’de gelmiş. İlkokulun son yılları öyle bir rekabet içerisinde, öyle stresli geçmiş, o kadar çok test çözmüşüm ki; Anadolu Lisesi sınavlarının sonrasında tüm soru bankalarının yerini birer birer birbirinden tatlı tatil kitapları almaya başlıyor. Kâh annemin yazlıkta okuduğu kitaplara sulanıyorum, kâh yeni isimlerle tanışıyorum. Sabah kalkar kalkmaz yatağımda okumaya başlıyor, salonda devam ediyorum. Yatmadan önce okuyor, sabaha karşı uykumdan uyanacak olursam hiç yeniden uykuya dalmaya çalışmakla uğraşmıyor, başucumdaki kitabımı alıp kaldığım yerden okumaya devam ediyorum.

Aradan yıllar geçiyor, İpek Ongun benim için geçmişte bir isim… Kız arkadaşlar arasındaki her tatlılıkta, yolu bir zamanlar İpek Ongun’dan geçmiş kız arkadaşlarımızla İpek Hanım’a referans veriyoruz. Eve misafirliğe gelecek kız arkadaşın yatağının başucuna bir paket çikolata koymak, eve gelirken kendi kendine bir buket çiçek almak, evdeki güzel yemek takımlarını, güzel masa örtülerini kullanmak için illaki eve çok önemli misafirler gelmesini beklememek, sırf öğrenci evi diye evini şık detaylardan mahrum bırakmamak, saç fırçamızı, tokalarımızı ufak bir sepet içinde organize bir şekilde tuvalet masasının kenarında tutmak, gerekirse odamızın badanasını kendimiz bile yapabilmek. Evet, kız başımıza… Ve bunun gibi daha milyon tane detay.

Mersinli kızlar için İpek Ongun’un yeri ayrıdır bu arada. Çünkü o zamanlar, kendisi Mersin’in en ünlü sokaklarından, “Kuşimato Sokağı”nın denize en yakın apartmanının bir arkasındaki apartmanda oturuyordu. Araya eş dost girdi, bağlantılar kuruldu, kitaplarını okuduğum o yazı takip eden aylarda birkaç küçük kız kendisinin evine davet edildik. Koca koca kızlarmışız gibi bize mavi (ya da mor?) desenli porselen fincanlarda çay ikram etti, yanına tatlı & tuzlu pastalar… Daha önce Mersin’de hiçbir evde bile görmediğim bir tarzda, kutu gibi, şimdilerde cosy olarak tanımlanabilecek, hatta akşamları hygge bile yapılabilecek bir salonu vardı. İçerisi tepe lambasıyla değil, köşedeki abajurun tatlı sarı ışığıyla aydınlanıyordu. İmzalamak için eline aldığı kitapları hep “Öpücükler!” diyerek bitiriyordu. İpek Hanım kitaplarını acaba o salonda mı yazıyordu? Bilmiyorum. O dönem arka arkaya geliyordu Bir Genç Kızın Gizli Defteri serisi. Evden çıkarken utana sıkıla kendisinden bir ricada bulundum: “Bir sonraki kitabınızda benim de adımı kullanabilir misiniz?” Ahh, şu an bunları yazarken bilgisayarımın başında omuzlarımı yere düşürüp utanıyorum kendi adıma… “Aaa! Tabii!” diyor. “Hemen not almalıyım ismini.”

Hakikaten holde bulunan bir telefon rehberi gibi bir deftere adımı not alıyor. (Eskiden evlerin hollerinde bulunan telefon dresuarlarını, üzerindeki telefon rehberini, hatırlıyor musunuz? Kesin hatırlıyorsunuzdur! Artık dresuarlara ne konuluyor sahi?)

Aylar sonra beklenen kitap çıkıyor. Bir akşamüzeri annemle babam arabada beklerken, benim bir koşu kitapçıdan kitabı almamla dönmem bir oluyor. Hızlıca sayfalarda göz gezdirirken, kendi adımı görüyorum. Eskiden Serra’ya aşık olan Egemen’in, Serra’dan yüz bulamadıktan sonra sevgili olduğu kızın adı Merve. “Sevimli bir kıza benziyor.” diye yazıyor Serra günlüğünde Merve için. Hımm. Tamam, peki. “Ama sanki Egemen’in gözlerinde bir anlık bile olsa hâlâ bana karşı hisler gördüm.” diyor Serra hızını alamayarak. Ay bi git Serra ya!

Büyüyorum.

Yıllar sonra, 2014’te pek kolay olmayan bazı süreçlerden geçiyordum. Ofiste dert üstüne dert biriktirirken adıma bir paket geldi. Içinde İpek Ongun’un son kitabı. Canımın sıkkınlığını bir yerlerden duymuş Simge, uzunca bir mektupla varlığını hissettirmiş. Mektubunu okurken ağlıyorum. Akşam da başlıyorum kitabı okumaya. Bu sefer, kardeşimle paylaştığım, üzerinde saç fırçalarımı bir sepet içerisinde organize edebileceğim bir tuvalet aynasının bulunmadığı bir yatak odasında değil, kendi kendime süslediğim, tepe lambasını değil köşe lambasını yaktığım evimdeyim.

IMG_5452
Son zamanlarda, nasıl oldu bilmiyorum, ilk gençliğinde İpek Ongun okumuş olmak, bir tür salaklık, saflık, tamam politik doğruculuk için kasmayayım: bir nevi Kezbanlık olarak görülür oldu. Twitter’da gördüğüm kadarıyla bu şekilde… Argümanlar genelde kitapların gerçekçi olmadığı, bir nesli standart üstü hayatlar vizyonuyla gençleri zehirlediği yönünde. Bir banka şubesi müdürü anneyle bir akademisyen babanın tek çocuklarını Ankara’da bir özel üniversitede okutabilmesi gerçekçi değil, ama tüm yaz dizilerinde fakir kızın, zengin patronunu tavlayıp kendine derhal aşık etmesi gerçekçi, öyle mi? Ya da İstanbul nüfusunun yarısına yakın bir nüfusun Boğaz hattındaki tarihi yalılarda oturması? Hmm. 

Elbette burada Twitter saldırganlarına birer birer argüman sunacak değilim. Devir nefret kusma devri. Negatiflerin üzerinde durmak, trolleri beslemek pek tarzım değil. Ben istedim ki burada bir İpek Ongun yazısı olsun. Bir nesle kitap okumayı sevdiren, kibarlık, zarafet ve küçük de bir doz mizah aşılayan bu zarif kadına bir teşekkür yazısı bulunsun.

Siz İpek Ongun’dan ne öğrendiniz? Ben İpek Ongun’dan, kızıyla mesafeli bir arkadaşlık kurabilen annelerin DE varlığını öğrendim. Hayatta ilgisiz ve çocuklarını hiç arayıp sormayan babaların DA olabildiğini, fakat dedeler, anneanneler, komik teyzeler ve kuzenlerle oturulan masalarda sevgi dolu kahkahalar patlayabildiğini öğrendim. Bir genç kızın asla erkeklerden pahalı hediyeler kabul etmemesi gerektiğini, hayatı yaşamayı önce insanın kendi alanından, odasından başlayabileceğini öğrendim. İnanır mısınız, An’da kalmak diye bir şey yokken, İpek Ongun An’da kalmanın güzelliklerinden bahsediyordu. Japon’un mutluluk sanatı, Danimarka’nın keyif çatma sanatı gibi sanatsal kitaplar henüz yokken; dallarından pembe çiçekler fışkıran bir kiraz ağacına bakarak mutlu olma fikrini de ondan öğrendim. Şık bir davete giderken kesinlikle “kot” giyilmemesi gerektiğini, öğrenciyken de ufak tefek işlerle cep harçlığı çıkarabileceğimizi filan ondan öğrendim. Bunları ailemden de öğrenebilirdim. Ama bunu ailesinden öğrenemeyen genç çoktu. Bir kadın 13 yaşındaki çocukları yetişkin yerine koydu, bunları öğretmeye çalıştı. Taşradan büyük şehre okumaya gelmiş pırıl pırıl çocuklar, yeni işe başladıkları şirketlerin iş yemeğinde komik duruma düşmesin diye öğretti. Hâlâ mı çok gerçekçi değil? Bu da mı değil?

Hatta kızlı erkekli sosyalleşilen ortamların illaki fuhuş batağı olmadığını, genç kızların günlüklerini okumamak gerektiğini tüm ebeveynler bilse iyi olurdu.

Hayat benim için Serra’nın gittiği yola benzer bir şekilde hiç mi hiç ilerlemedi. Neden ilerlemedi bilmiyorum. Kafamın içi, 12 yaşındaki Merve’nin kafasından çok ama çok daha karışık. Hatta şimdi düşündüğümde “12 yaşındaki Merve de bir şey mi yaşamış? Peeh!” diyorum. Ergenlik hiçbir şeymiş ergenler, eğer aranızda buraya kadar okumuş bir ergen varsa eğer, E R G E N L İ K  H İ Ç B İ R  Ş E Y M İ Ş  D O S T L A R I M. Umarım anneleriniz, babalarınız gençken İpek Ongun filan okumuştur da, bir çocuğu yeteneklerine yönlendirmenin hayattaki en önemli şey olduğunu filan biliyorlardır. Umarım ebeveyniniz kimse “Senin için bu kadar çalıştım, şu kadar mesaiye kaldım, it gibi çalıştım, köpekler gibi savaştım.” diyerek üzerinizde manasız baskılar kurmuyordur. İpek Ongun okudularsa ve hâlâ bunları yapıyorlarsa eğer; İpek Ongun, kitaplarında doğum kontrol konusuna yeterince yer vermediğindendir. (Burası tatlı tatlı gülümsediğim kısım.)

Hayat benim için Serra’nın gittiği yola benzer bir şekilde hiç mi hiç ilerlemedi, evet. Ama sofraya minik bir mum yakmak, güzel kadehlerimi sık gördüğüm arkadaşlarımdan bile hiç sakınmamak gibi güzel huylarımı pek seviyorum. Ama galiba en çok akşamları evlerin önünden geçerken, tepe lambası değil, köşe lambası yanan evleri seyretmeyi seviyorum.

IMG_5451
İllustrasyonlar, birkaç ay önce Flow Magazine sayesinde tanıyıp bayıldığım @augustwren‘e ait. Tanısanız pek seversiniz. İpek Ongun’a da bir hayli yakışmadı mı?

 

7 thoughts

  1. Ilk ergenlik yillarimda ki Edirne Anadolu Lisesi‘nin ilk yillarina tekabül eder bu sürec, bütün Ipek Ongun kitaplarini yalayip yutmus biri olarak bayildim bu yaziya ve sosyal medyada kendisinden faekli düsünen herkese öfke kusan insanlarin ruh hastasi hallerinden fenalik geldigi icin tamamen olmasa da cook uzaklastim artik sosyal medyadan.

    Liked by 1 kişi

  2. Ben İpek Ongun kitabı hiç okumadım, hatta yaşıtlarım okurken burun kıvırarak okumadım; ama keşke okusaymışım, yaşıma göre zevklerim olurmuş belki. Samimiyetle böyle düşünüyorum şimdi baktığımda.

    Liked by 2 people

  3. Çok tatlı yazmışşsın Merve gülümseyerek okudum hatta işten çıkarken (sevgili kütüphanem) İpek Ongun’un torununa anlattığı yaşam hikayesinden derlenen ‘Anlat Anane ‘isimli kitabını alıp dolmuşta okumaya başlayacağım ve bitirince bütün gençkız öğrencilerime tavsiye edeceğim :) Çok öptüüümmm

    Beğen

  4. Merhaba,

    Ben de Mersinliyim ve hatta şu anda yeniden başladığım yüksek lisansımda da tezimi eski Mersinli kadınlar üzerine yazıyorum. Bunun için geçtiğimiz kış birkaç Mersinli kadınla yaptığım görüşmede bana hep İpek Ongun’un son kitabı “Anlat Anneanne”yi tavsiye ettiler. Oradaki Mersin bölümünde Mersin’in o eski halinin çok başarılı tasvir edildiğinden bahsettiler. Ben de kim bilir kaç sene sonra bir kez daha İpek Ongun kitabı aldım, hem de yine Kitapsan’dan! :) Ve okudum. Tez için pek fazla bir materyal bulamamış olsam da şimdi çoluk çocuğa karışmış bir lise arkadaşımın anne-babasının düğününden bahsediliyordu bir yerde mesela. Değişik duygulara sürükledi :) İlkokuldayken birkaç kez okulumuza gelmişti, kitaplarını imzalamıştı. Bir Genç Kızın Gizli Defteri’nden önceki kitaplarını da okumuştum ben. Mektup Arkadaşları veya Kamp Arkadaşları gibi isimleri olduğunu hatırlıyorum. İmzalamıştı hepsini.

    Bir Genç Kızın Gizli Defteri serisiyle ilgili duygularım ise karışık. Sizin eleştirdiğiniz “bunu okuyan qezodurrr” diye düşünenlerden değilim; zira o zaman okumayan yoktu, hepimiz okuduk ve hatta Türkçe derslerinde kitap özeti olarak anlattık, bugünün tabiriyle “sunumunu yaptık.” Ama Serra karakterinden kesinlikle haz etmiyorum. Okuduk, okuduk, sizin de belirttiğiniz gibi zannettik ki Serra’nınki gibi bir üniversite hayatımız olacak, onun gibi kolay iş bulacağız, işimizde de çok mutlu olacağız, yükseleceğiz, bir nişanlıyı terk edip hemen sonra yenisini ve daha düzgününü bulacağız :) Gerisini okumadığım için fazla hakim değilim ama anne olduğunu duydum :) Eminim Serra istediği anda gayet kolay hamile kalmış, hiç zorluk yaşamadan doğum yapmış, kesinlikle bir depresyon yaşamamış, çocuğunu da gayet mutlu mesut bir şekilde yetiştiriyordur şimdi. Hatta belki bir instamom da Serra olmuştur! Yani şimdi düşününce şahsen benim hayatım Serra’nın beğenmediği Oktay’ınkine daha çok benziyor :) işinde mutsuz olma, ben niye okudum o zaman bunalımları yaşama, işten ayrılma, yenisini bulamama, ne yaptığını bilmeden dolanma, sonra yılların akıp gittiğini fark etme vs. Serra’daki çalışma aşkı kimsede yoktur bugün artık herhalde :) Bilemiyorum, belki de onunki hayatlar yaşayamamış olmanın yarattığı hayal kırıklığını Serra’dan çıkarıyoruzdur, gerçekten bilmiyorum :)

    Mahmut yazarlarından Axolotl twitter kullanırken kendisi birkaç defa Serra’yla ilgili bir şeyler yazmıştı, çok gülmüş ve hak vermiştim. Fırsatı olursa ondan da ayrı bir Serra yazısı okumak isterim :)

    Çok güzel bir yazı olmuş, İpek Ongun’dan aldığınız yoruma ben de çok sevindim :) Sevgiler

    Liked by 1 kişi

    1. Böyle uzun uzun, tatlı tatlı anlattığınız yorum için çok teşekkür ederim. :) Mersin’le ilgili tez yazma fikri harikaymış. Online’da okuma fırsatı varsa ve belirtirseniz nefis olur. Hatta bununla ilgilenecek 1-2 arkadaşım da olacaktır mutlaka. Anlat Anneanne’yi ben de alacağım ya, annem de çok sever kesin. Beraber okuruz.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s