Dahiler ve hisliler

Milletçe, hatta gezegence diyeyim dahilerden gerçekten de çok hoşlanıyoruz. Neden hoşlanmayalım ki? Neslimizin sahip olmak istedikleri her şeye sahipler: çalışmadan mucizevi bir şekilde doğuştan gelen dehalarıyla başarıya ulaşmaları (şu anda gülüyorum ama sinirden), farklı olmaları, çoğunun asi çocuk imajına sahip olması. Birini överken dahi kelimesini kullanıyoruz, çünkü neden doğuştan gelen yetenek varken onca çalışma, ter dökme, emek ve sebat etmeden bahsedelim ki?

Bu deha hayranlığı House MD, Sherlock, Lie to Me gibi aksi, huysuz ama çok zeki, elbette ki duygusuz  adamların başrolünü çektiği dizilerin yayılmasına sebep oldu. Karakter zor davaları çözüp kendisini seven çevresine hakaret ettikçe keyiflenen seyirci bu işi bir adım öteye taşımak istedi; duygusal zeka düşüklüğüyle övünenler mi dersiniz yoksa Asperger olduğunu iddia edenler mi ama şurası kesin: ortalık dayak isteyen insan kaynıyordu. Ve sonra iş gerçek hayattan idoller bulmaya kaldı. Üniversitedeki her daim kız öğrencilerine ters davranan yaşlı profesörlerden Steve Jobs, Tesla gibi daha ünlülere kadar geniş bir yelpazede hayranlıklarını sergilediler. Steve Jobs’un gereksiz pahalı bir telefondan milyonlarca satması ve çevresine hatta kendi öz kızına dahi hayatı dar etmesi Bill Gates’in zamanını ve parasını dünyadaki açlığı bitirmek, çevreyi korumak ve az gelişmiş ülkelerdeki kız çocuklarının eğitimini sağlamak gibi yaptıkları yanında çok daha havalı tabii. Ya da Tesla’nın uzaydan dünyaya düşmüş eşsiz bir deha değil de çok zeki ve çok çalışan aynı zamanda da insanların hala bireysel olarak bilimle uğraşabildiği bir zamanda yaşamış olan patentlerinin kullanılanlarının yanında bir o kadar da hiçbir işe yaramayan komik icatları olan biri olduğu çok da umursanan bir şey değil. Bir elektronikçi olarak kimileri tarafından üçüncü en iyi bilim insanı olarak görülen, elektromanyetik radyasyon teorisinin kurucusu James Clerk Maxwell’in neden aynı ilgiyi göremediğini düşünmüşümdür sıklıkla. Yalan, nedenini biliyorum; Maxwell’i bir Hollywood filminde David Bowie canlandırmadı o yüzden.

Peki bu kadar esip gürlemem niye, nereye varacağım diye merak ediyorduysanız o noktaya geldik. Bir başka idolleştirilen ve yanlış tahta oturtulan insanlardan biri benim de çok hayran olduğum piyanist Glenn Gould, işte bu yüzden.  Gould’un otizmli olabileceği sık tartışılan bir şey, kendisi yaşarken öyle bir tanı konmamış. Kimi hareketleri Asperger olduğunu doğruluyor diyorlar. Bach yorumları şahane, tartışması yok; romantizmden nefret ettiğini de defalarca söylemiş öyleyse duygusuzluk da cepte (bahsettiği romantizm müzikal dönem ve yorum tarzı aslında). Basın alnına dahi damgasını, şuraya oturtun Tesla’nın yanına. Kısmen şaka yapıyorum, internette Gould’u Tesla’ya benzeten (iyi anlamda) yorumlar okudum. Bahsettiğim güruh gerçek, hatta çok yakınlarımızdalar.

gould_dog

Gould’un barok, klasik ve çağdaş dönem bestecilere kollarını açıp romantikleri tümden (Brahms hariç) reddetmesi duygusuz, mekanik bir dahi olduğu yanlış fikrini aşılamış. Bir kere bu garip düşünceyi üretmek için Glenn Gould’un Bach yorumlarını hiç anlamamış olmak gerekir. İçten duygularla üretilmeyen hiçbir sanat eseri böyle evrensel bir başarı yakalayamaz, bu konuda adım gibi eminim. Ayrıca eklemek isterim romantik demek hisli demek değil, müzikte romantizm hislerini belli etmenin yollarından biridir. Gould’un Goldberg Varyasyonları’nın herkesi bu kadar etkilemesi de inanılmaz bir hassasiyetle icra edilmiş olmalarıydı.

Şimdi Gould’un (ya da herhangi bir büyük sanatçının) duygusuz ama harika çalışan bir makine olduğu saçmalığını geçtiysek hisliliği ne dereceymiş, kanıtları neler onlara bakalım. Geçenlerde Glenn Gould’un Gizli Yaşamı diye bir kitap okudum. Neden ben de bilmiyorum, biyografi okuyacak insan değilim, sözde gizli yaşam kısımlarına ilgim sıfır ama güzel oldu, kişisel tarihini öğrendim. Bir kere Glenn Gould eşcinsel değilmiş, pek çok insan eşcinsel ya da aseksüel olduğuna eminmiş gibi konuşuyor ama kaynaklarıyla kendisiyle romantik ya da cinsel ilişkiye girmiş kadınların ve buna tanık olan çevresinin ifadeleri var. Daha da önemlisi Bernstein’ın (evet Bernstein eşcinselliğini gizlemezdi) üstü kapalı olmayan flörtlerine gülümsemekten başka karşılık vermemiş. Şimdi burada Leonard Bernstein’ın ne kadar muhteşem bir insan olduğunu anlatamam ama Bernstein’ın cazibesine kapılmamanın tek açıklaması erkeklere ilgi duymamak olabilir. (Aklıma “Özcan Deniz biseksüel, bunu bekaret testimle kanıtlayabilirim.” diyen manken geldi, keşke gelmeseydi)

gould_kicking_back_reading_bach

Daha öncesine gidelim, eyvallahsız dahi dediğiniz Gould ileri yaşlarına kadar annesiyle birlikte uyumuş, annesiyle babası arasında kavgalar çıkana kadar. Aynı zamanda ilk piyano eğitmeni olan annesiyle arasında bir sevgi-nefret ilişkisi olduğunu iddia ediyorlar. Kesin bildikleri şey kadınlardan sabırsızlıkla beklediği sonsuz ilgi ve şefkat annesiyle ilişkisinden kaynaklanıyor. Zaten çelimsiz, hastalıklı bir çocuk olduğu için babasını hayalkırıklığına uğratarak sporla hiç ilgilenmemiş. Ama hassas ve merhametli bir çocukmuş, hayvanları çok severmiş, köpeğiyle arasından su sızmazmış, yolda bulduğu kediyi, kuşu eve getirirmiş. Eh, babasının da kürkçü olduğunu düşünürsek aralarının şahane olmamasına şaşırmamak gerek.

Magazinsel kısmına gelirsek kişisel tarihi bir sürü kadın, birkaç evlilik teklifi ve bir tane de evli kadınla ilişki içeriyor. İlk aşkı Frances Batchen aynı zamanda gençliğinden kalma çok yakın bir arkadaşı. Aralarındaki sıkı ilişki Glenn’in (samimileştim) garipliklerine rağmen yıllara meydan okuyabilmiş. Kendisi gibi piyanist olan Franny ile başlarda bence romantik sayılabilecek bir ilişkileri olmuş. Gould stüdyo kayıtları ve konserler için şehir dışındayken geceleri Franny’yi arar saatlerce telefonla konuşurmuş. Doğal olarak kıza bıkkınlık gelmiş, Gould’un evlenme teklifini reddetmiş. Kalbi kırılan kahramanımız başka kadınlara yönelmiş. Kitapta eksik bulduğum kısım bunların müzikal hayatına etkisinden hiç bahsedilmemesi. Örneğin Franny evlilik teklifini geri çevirip de başka bir flörtünün onunla yatmayı reddetmesinin pekala da aynı dönemde Mozart’a olan nefretiyle alakası olabilir. Mozart’ın klasik müzik dünyasının en şehvetli bestecilerinden biri olduğunu düşünürsek Gould’un “aşka da sekse lanet olsun, itliği serseriliği öğreneceğim.” diyerek müziğini aşağılaması ilk aklıma gelen şey.  Ya da sevgililerini etkilemek için Brahms’ın Intermezzo’larını çalması… Romantizmden hoşlanmayan bir adam için fazla romantik bir hareket. Intermezzo’lar hem çok romantik hem de çok kişisel kısa parçalardır. Pek çoğunun düşüneceğinin aksine Chopin’le böyle bir kur yapamazsınız, Chopin romantiktir ama aşkla ilgili değildir, seksten ve paradan iğrenir, Chopin’in en duygulu parçaları polonezleri ve mazurkalarıdır çünkü belli ki hayatında en çok sevgi ve özlem beslediği şey anavatanı Polonya’ymış. Brahms ise karşılıksız aşkını ve çaresizliğini açıkça notalara dökmüş. İşte bu ayrımı yapabilmek için de bayağı romantik bir insan olmak gerek.

gouldstudio

Kitapta daha pek çok kadın anlatılmış, ama en önemlisi eşiyle birlikte arkadaşı olan Cornelia Foss. Foss her zaman bilinmiyordu, 2007’deki röportajında açığa çıktı, Gould’un eşcinsel ya da aseksüel olduğu şüphelerini yalanladı, kendisi için “…extremely heterosexual” dedi. Heteroseksüelliğin aşırısı nasıl oluyor bilemedim, yumruğunu duvara vurup kafasıyla bira şişesi mi açıyormuş diye merak ettim. Neyse mesele bu değil, Cornelia kocasını terkedip iki çocuğunu ve inanamazsınız kedisini de alıp Glenn’le beraber yaşamaya başlamış. İçekapanık ve yalnızlığına düşkün olarak bilinen Gould çocuklara babalık yapmış, çok da sevecen bir adammış. İlişki Gould’un paranoyaları yüzünden bitmiş ama Foss’un çocukları hala iyi niyetler besliyorlar kendisinde.

Aşk meşk kısmından sıkıldıysanız hayırsever bir insan olduğundan da bahsedebiliriz. Genç piyanistlerin burs bulmasına yardımcı olur hatta hocalık yaparmış. Tabii bu piyanistler ekseri kadınmış, erkeklerle arkadaşlığa merağı yokmuş. Kafasını piyanoya eğip mırıldanarak kendisini taklit edenlere de hiç bozulmazmış, kibirli de davranmazmış. İyi bir insanmış kısacası.

Pekiyi bunlardan bize ne derseniz cevabın en kısa ve temiz özeti kitabın yazarı Michael Clarkson’dan geliyor: “Bu kitap cinsellik hakkında değil (ancak içinde cinsellik var). Daha ziyade Gould’u duygusal, manevi, sosyal ve cinsel açıdan, düşündüğümüzden daha komple bir kişi olarak açımladığını sanıyorum. O, insanlar olmadan yaşayabilen, sadece öteki dünyaya ait müziğiyle ayakta kalan bir solist, kendi kendine yetebilen bir kale değildi.” Sırf özel hayatını herkese açmadı diye insanları başarılı birer robot gibi görmek, onların insanlarla yakın olmama fikrinden hoşlanmak, kaideye oturtmak yapabileceğimiz en yanlış şeylerden biri. Garip olansa buna duyulan istek. Sevgi, merhamet, arkadaşlık, aşk ve insani olmak eksik bulunuyor; zekanın, yeteneğin ve başarının kimseye yakın olmayan, bir ada haline gelmiş insanlarda bulunacağına inanılıyor. Hayranlıklarımız bizim hakkımızda çok şey anlatıyor. Başka hiçbir Bach yorumu dinlememiş insanların Tesla’yla bir gördükleri Glenn Gould’a duyduklarını söyledikleri hayranlık aslında Bach’ın müziğine olan beğeni çıkıyor çoğu zaman. Snob olduğumu düşünmenizi istemem, elbette müzik bilgisi olmayan biri Gould’un yorumunu beğenebilir, sadece eğitimli kulakların takdir edeceği bir şey olsa klasik müzik bu noktaya gelmemiş olurdu ama diyorum ya çılgın bir dahi tarafından çalınmış olması tek dayanağı olan hayranlık can sıkıcı.

Neyse, Glenn Gould’un sizin, benim kadar insan olduğunu kabul ettik. Az bir şey de müzikten bahsetmek istiyorum. Gould’un Bach yorumlarını en iyi ve tek iyi olarak görmek, pedal katılmış her yorumu romantize edilmiş diye itelemek, Gould kültü diye bahsedilen garip grubun parçası olmak, sırf o sevmiyordu diye Mozart’ın müziğini anlamadan aşağılamak… Bütün bunları yapan bir sürü insan var (piyano forumlarında takılırsanız donanımhaber ya da memurlar.net size çok daha zarif gelmeye başlayacak), eğer bu kervana katılırsanız sizin kaybınız olacak. Bach öyle büyük bir müzisyen ki müziğiyle yapılabilecek şeyler sonsuz. Sırf havalı diye pedalla çalınan yorumlara burun kıvırırsanız saçmalamış olursunuz. Müzikal doğrucu olacaksanız piyanoda da çalınmaması gerekir. Çok sevdiğim Rafal Blechacz Bach albümünü çıkardığında barok stilini anlamanın elbette önemli olduğunu ama aslolanın müzisyenin kalbinden geçen şeklinde çalması olduğunu söylemişti. Müzisyen değilseniz bile bu yönden gitmenizi tavsiye ederim, kalbiniz atacağınız havadan önce gelsin (bence).

Glenn Gould’un Gizli Yaşamı, Michael Clarkson ZoomKitap tarafından yayınlanmış, almak isterseniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s