Mutlu Beyin

Mutluluğun yeri, tarifi, gizemiyle ilgili birçok bilgi ve aforizma var biliyorsunuz sevgili Mahmutterlar. Aslında mutluluğa dair tarifimiz ve hislerimiz tamamen kişisel olsa da bu  hislerimize neden olan kimyasallar hepimizde aynı. Şimdi sizleri beynimizdeki mutlu kimyasallarla olan ilişkimizi aşinalıktan hakimiyet seviyesine çıkarmaya ve ipleri elimize alarak beynimizle biraz oyun oynamaya davet ediyoruz. Bu yoldaki rehberimiz Loretta Graziano Breuning’in Habits of A Happy Brain/ Mutlu Beyin kitabı.

Öncelikle, büyük bir kortekse sahip memeliler olarak işimiz gerçekten de çok zor. Yaşanmışlıkların üstesinden gelmek şöyle dursun, nöronlarımız o kadar fazla ki gelecekle ilgili ürettiğimiz kaygılarla bile başa çıkmamız gerekiyor. Bir diğer gerçek de beynimizin devamlı ödül aradığı ve acıdan kaçma eğiliminde olduğu. Bu zorlu mücadelede yanımızda olan  dört mutlu kimyasalımız var: dopamin, serotonin, oksitosin ve endorfin. Bu kimyasallar öyle yatırımlık mutluluklar vaat etmiyorlar. Metabolizmada hızlıca yok oluyorlar ve bilinçli tüketilmezse mutluluk veren alışkanlıkları problem yaratacak kadar sık tekrar etme eğiliminde olabiliyoruz.

Bu kimyasalların tetikleyicileri farklı. Şöyle ki:

dop

Dopamin: Aradığınızı elde etmeyle, başarıyla devreye giriyor. Örneğin kemanda uzun süredir üzerinde çalıştığınız bir parçayı çalmayı sonunda başardınız. İçinizde başlayıp yüzünüze yayılan o sırıtmanın kaynağı dopamin.

 

serSerotonin: İşin statü tarafıyla tetikleniyor.  Kendinizi önemli ve saygın hissettiğinizde salgılanıyor. Yani bir de kemanınızla çıkıp konser verdiniz, ayakta alkışlandınız ve sosyal medya takipçi sayınız tavan yaptı. Bu da serotonin.

Beyin ve bağırsak ilişkisi uzun süredir araştırılan bir konu. Serotoninin de çoğu beynimizde değil, sindirim sistemimizde olduğundan eğer sindirimde problem yaşıyorsanız, bir kontrol noktası olması açısından bu ikilinin ilişkisini araştırmak da faydalı olacaktır. (Yeri gelmişken Giulia Enders’ın Büyüleyici Bağırsak kitabını da şiddetle önereceğim.)

oxy

Oksitosin: Sosyal bağlar oluştuğunda ve güvende hissettiğimizde salgılanıyor. Yani kemanınızla ona bir ses verebildiyseniz eğer, karşılığında bir de sevildiyseniz, oksitosin orada devreye giriyor. Mutlu Beyin kitabında ‘herkesin adınızı bildiği o yeri arayıp durmak’ olarak açıklanıyor. Yanında pijamayla oturabildikleriniz, kemanı berbat çalsanız da utanmadığınız kişilerin olduğu yerde oksitosin de vardır diyebiliriz.

end

Endorfin: Bunu da keman çalarken koşmak gibi düşünün. Acıyı fark etmemizi engelleyen, coşku ya da zindelik hissi olarak tariflenen kimyasalımız. Delicesine yorulduğunuz bir spor sonrasında kendinizi iyi hissetmeniz işte bu yüzden.

Beyin, genlerimizin hayatta kalmasını önemsiyor ve çocukluk deneyimleriyle kendini şekillendiriyor. Yine kitaptaki bir örneğe göre; çocukken pizzanızı paylaştığınız için size sevecenlik gösterildiyse bu sizi pizzaya aşırı düşkün biri yapabilir. Geçmişteki mutlu anlar nöronları birbirine bağlıyor ve pratik bir devre oluşuyor. Bu yollar da birleşerek sinirsel rehberlik devremizi oluşturuyor. Tekrar etmek sinir yollarını geliştiriyor. (bkz. 10 bin saat kuralı)

Yeni devreleri gençken kurmak oldukça kolay, yetişkinlikte ise ciddi çaba ve tekrar gerektiren bir süreç. Eski devreler iyice yerleştiği için yeni bir devre yaratmak istiyorsak istikrar sağlamamız gerekiyor. Yerleşik devreler içi bir silme mekanizması da olmadığı için ancak odağı başka yere kaydırarak değişim sağlamak mümkün. Kitap bunun için en az 45 günlük bir tekrar pratiği öneriyor. Hiç aksatmadan, aksatılırsa o günü sıfırlayarak yeniden başlayarak pratik etmek gerekiyor.

Yeni devreler, yeni devreler. Peki nasıl kurulur bu yeni devreler?

Havalı bir laf ederek bu otomatik şakayı telafi etmeye çalışacağım: Dürtülerimizin kölesi olmaktan kurtularak. Burada bir alt başlık olarak bizi acıya karşı uyarmak için devreye giren kortizol hormonundan da bahsetmek lazım gelir. Mutsuz kimyasallar da elbette beynimizin bir parçası. Bunlar bize genetik olarak da aktarılmış, hayatta kalma dürtümüzü besleyen kanallar. Kötü bir niyetleri yok, yalnızca dikkatimizi farkında olmamız gereken bir alana çekmeye çalışıyorlar. Yemek yiyen bir ceylan, aslanın kokusunu aldığında aslında gönlü yemek isterken korktuğu için kaçmaya başlıyorsa, bu kortizol sayesindedir. Yani yapılması gereken şey içimize bir korku, endişe düştüğünde hemen onu savuşturmaya çalışmak olmamalı. Bunun yerine ‘beynim beni hangi olumsuzluğa karşı uyarmaya çalışıyor?’ diye düşünerek ondan yararlanmak mümkün. İnsanların stresli, kötü hissettikleri zamanlarda kendilerini ivedilikle tatlıya vermelerinin nedeni, doğada az bulunan yağ ve şekerin mutlu kimyasalları kolayca tetiklemesi ve kötü duyguları dağıtmasıdır. Buradan başlayarak bile eski alışkanlıkları yönetmeye başlayabilirsiniz.

Eğlencenin gücünden faydalanmak da başka bir yöntem. Yoğunluk ve stres üzerinden değil, merak ve keyif üzerinden uyarılma ilkesiyle de nörobiyolojinin organize olması mümkün.

Sürekli pompalanan ama erişilmediği sürece mutsuzluk ve endişe yaratan statü arzusu, beğenilme arzusu gibi iştahların kök nedenini araştırarak, kontrolü ele geçirmeye çalıştıklarını sezdiğimizde ipleri elimize almak mümkün.

Hedefleri parçalara bölerek, her bir hedefe ulaşıldığında hak edeceğimiz kutlamaları çoğaltırsak sürekli ödül arayışı içinde olan beyni de tatmin etmiş oluyoruz.

Değişip uyum sağlama yetimiz olduğunu hatırlayarak. Örneğin yaban domuzları gıda ararken burunları uzuyor, soğuktan korunmak istedikleri zaman tüyleri uzuyor. İnsanoğlu da tehdit tepkilerine karşı bilinç geliştirerek gereken güçleri oluşturması için yeterli ekipmanı var.

Sosyal ilişkiler konusundaki bilgilerimizi güncelleyerek sandığımızdan fazla seçimimiz olduğunu keşfetmemiz de gerektiğinde özgürleşebilmek için çok işlevsel bir yöntem. Çoğu zaman en doğru tercih olmasa da oksitosin salgıladığımız için bir işten veya ilişkiden uzun süre kopamıyor oluşumuzun nedeni de bu. Halk arasında konfor alanımızı terk edememek.

Özgür İrade ve Bağımsızlık

Hem nörokimyasallar hem de psikoloji açısından çarpıcı bir başlık da irade ve bağımsızlık konusu. Herbert Simon, tatmin edici çözümlerin sonsuz analizlere zaman ayırmaktan daha iyi olduğunu söylemiş. Bazı insanlar seçim yapmakta o kadar güçlük çekiyorlar ki, (kitaptaki metafora göre) hayvanat bahçesinde yaşamayı tercih edebiliyorlar. Burada korunmak ve yönlendirilmek işlerine geliyor. Kötü hissettikleri zaman da buradaki görevlileri, liderlerini ve bu düzeni suçluyorlar. Çemkirdikleri konularda irade göstermekten geri durdukları için idealize ettikleri özgürlüğe ulaşamıyorlar.

Sürekli iyi hissetmek üzere değil, hayatta kalmak üzere tasarlandığımız için korkularımız, kısa süren mutluluklarımız, sürekli tekrarladığımız alışkanlıklarımızın kendi içinde bir dengesi var. Mutlu kimyasalların kısa ömürlü oluşunu akıllıca kullananlara bir örnek; French Laundry isimli bir restoran yalnızca küçük tabaklarla sunum yapıyor. Kurucu ve baş aşçının söylediğine göre yemek sadece ilk birkaç lokmada mutlu ediyor. Birkaç lokma sonra onu yeni bir şeyle değiştirmek isteyebiliyorsunuz. Bu bilinçle yemek uzmanları tadı damakta bırakmak suretiyle küçük porsiyonlarla işbirliği yaparak bize unutulmaz ve tadına doyulmamış bir yemek deneyimi yaşatıyorlar.

Bence Michelin yıldızlı restoranların da taktiği bu. Yoksa tabağın sağındaki mikroskobik yemekle solundaki yemeğin ortasında yalnızca silik bir yol şeklinde sos olması nasıl açıklanabilir?

Bayılarak aldığınız bir çantayı birkaç ay sonra aynı hevesle kullanmıyor olacağınız gerçeğiyle aynı durum aslında. Tanımadan hayranlık beslediğiniz insanlarla yakından ilişki kurduğunuzda hayal kırıklığına uğrayabilmeniz gibi.

Sözün özü, biraz farkındalığın üzerine ufak ufak yeni devre oluşturma hedefleri koyarak yeni alışkanlıklar edinmek ve ağırlık yaratan eski alışkanlıklardan kurtulmak mümkün. Başarılarınızı hor gören devrelere pabuç bırakmadan, başardıklarınızı küçümsemeden pratiğe başlayabilirsiniz.

6 thoughts

  1. Simge’cim şunca koşturmamız arasında harika bir kitapla bizi buluşturman ne kadar değerli! Daha güzel özetlenemezdi! aklına, gönlüne ve tabii ki ellerine sağlık🙏🏻

    Beğen

    1. Bu tesadüfün bir anlamı olmalı :) Umarım beğenmişsinizdir Ebrar Hanım, kitabı bu kadar benimseyebilmemde çevirinin payı çok büyük, elinize sağlık 🌺

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s