Alnımın ortasındaki sinema perdesi

Bhagwan

“Şimdi gözlerinizi kapatın ve iki kaşınızın ortasında bir büyük sinema perdesi hayal edin. O ekranda olmasını istediğiniz, gerçeğe dönüşmesini arzu ettiğiniz ne varsa görselleştirin.” diyor sahnedeki kadın. Gözlerimi sımsıkı kapadım. İki kaşımın ortasındaki dev sinema ekranında ne filmler dönüyor. Belki biraz romantik komedi, çokça başarı hikayesi, neden hepsinde 34 beden olduğumu anlayamadığım, ama her birinde bir şıklık ve zarafet temsilcisi olarak parladığım sahneler geçiyor gözümün önünden.

Sektörden yaklaşık 850 kişi, İstanbul’un lüks bir otelinin lüks denilebilecek halılarla kaplı büyük bir konferans salonunda, sahnedeki kadının meditatif yönlendirmelerine kendimizi bırakmışız. Sektör dediysem, tabi ki gurular ve de yogaya gönül verenler sektörü değil. Ülke ekonomisine yön veren şirketlerin birbirinden havalı çalışanları, çoğunlukla pazarlama ekipleri, bir plazada iş bulur bulmaz ilk 3 maaşını pahalı çantalara yatıran küçük hanımları, eski iş yerimden hırslı ve fönlü kadınlar, şimdiki iş yerimden hırslı ve kel adamlar, o güne özgü en prezantabl kostümünü giyinmiş ajans sahipleri, fahiş fiyattaki konferans davetiyesine para vermemek için araya sponsor firmalardan tanıdıkları sokan network’ü bol cengaverler, konuyla hiç ilgisi olmamasına rağmen sırf eşantiyon ürün toplamak için gelen stant turistleri ve ben. Bense senelerdir bu konferansların en çok VIP bölümündeki şarap reyonlarına talibim.

Sahnedeki hanım ablanın yönlendirmeleriyle, gözlerim sımsıkı kapalı nefesimi sayarken; birden yan sandalyede çantamın başı boş öylece durduğunu hatırlıyorum. Ben gözlerim kapalı, iki kaşımın ortasında bir hayaller filmi çekerken, yok yere tek mal varlığımdan (çantamdan) olmayayım? Çaktırmadan sol gözümü açıp, şöyle yan tarafa doğru bakıverdim. Çantam yerinde. Bir de içindeki cüzdanı kontrol etmek gerekiyor, ama bu sefer de çantanın hemen yanındaki sandalyede oturan adama çok ayıp olacak. Senden şüphelendim de çantamı sağlama almak istedim, der gibi… Davetiyesi için 120 kişi öldürmen gereken, davetiye bulamazsan bileti satın alabilmen için sol böbreğini açık artırmaya çıkartman gereken bu konferansa geldim gelmesine; ama içimdeki “şehirler arası otobüslerde el çantasına sarılarak uyuyan teyze” alt kimliğimi de yanımda getirdim der gibi… Adamcağızı da yanıma otururken gördüm üstelik. Biraz kısa boylu, kel, takım elbiseli. Bir sahil kentinde belediye başkanısındır da makamın gereği takım elbiseyle gezmen gerekmektedir hani? Bu adamcağız da aynı şekilde, rengarenk konferans alanında tüm heyecanlı genç profesyonellerin arasında, lastik top ve güneş kremi satan esnafla tokalaşan, alnı damla damla terlemiş bir takım elbiseli belediye başkanı gibiydi. Sanki kendisi de ortamda oldukça iğreti durduğunun bilincinde, belki hemen kaçıp gitmek ister gibi sıranın en ucuna oturuvermişti.

Sahnedeki kadın gözlerimizi açabileceğimizi söyledi. Fırsattan istifade çantamı yanıma çekip içinde telefonumdan saate bakar gibi yaptım. Cüzdanım da yerinde. Bir diğer göz kapatmalı meditasyona geçmeden, kadın biraz daha kalbimizin sesini dinlememizin, ne istediğimizi bulmamızın öneminden ve de hayallerimize kavuşmanın tek yolunun istemek ve harekete geçmek olduğundan bahsetti. Koskoca konferans salonunda 800 kişi miyiz, 1000 kişi miyiz? Bu kadın bizim mutsuz olduğumuzu nereden biliyor? Bu kadar mı belli hasbelkader girdiğimiz yollarda günü kurtarmaya çalıştığımız, bu kadar mı aşikar üniversitelerimizin ferah feza çimenlerinde uzanırken kurduğumuz hayallerin fersah fersah uzağında olduğumuz? Kim çağırdı bu kadını buraya? Gıcır gıcır ayakkabılarımız ve de blazer ceketlerimizle birbirimizi selamlayacaktık oysa fuaye alanında. Beyaz fincanlardan otel kahvesi içerken birbirimize şimdilerde ne yaptığımızı anlatacaktık. İşlerimizden mutsuzsak bile söylemeyecek, çaktırmadan arkadaşımızın çalıştığı o çok özendiğimiz firmada acaba bize uygun bir pozisyon var mı öğrenmeye çalışacaktık. Hangi kendini bilmez çağırdı mutsuzluğumuzu yüzümüze vuran bu hadsiz kadını buraya?

Hadi artık diyorum içimden, gözümüzü kapatalım ve hayal kurmaya devam edelim. Kapatacağım gözümü ve o anda olacağım yer burası değil. Sabahın 8’inde çektirdiği fönüyle önümde oturan şu ürün müdüründen, fuayede eşantiyon olarak dağıtılan şampuanları çantasına tıkıştırmış pazarlama yöneticisinden uzakta bir yerdeyim gözümü kapattığımda. Sonradan fark ettiğimde ise, hiç kimse o sırada orada olmayı benim kadar istememekte aslında. 800 kişi bir konferans salonunda birlikteyiz, ama gözümüzü kapattığımızda kesinlikle orada değiliz. Birlikte, HİÇ değiliz. Bu sahnedeki lanet kadın bunları nereden biliyor?

Dehşet içinde gözlerimi açtım, zaten konsantrasyon da gitti, gözüm sol yanımdaki adama kayıverdi. Gördüm ki gözleri açık, bu topluca hayal kurma şirinliğine katılma ihtiyacı hissetmemiş. Işkillendim, cebinden telefonunu, cüzdanını yürütürüm diye mi kapatmadı gözlerini yavşak? Sen ne sandın beni be? Ben ki bu ülkenin önde gelen firmalarının alt düzey çalışanlardan biri olsam bile, üst düzeyliğe asla hayır demeyecek bir insanım! Uzandım isimliğine baktım; ülkemizin önde gelen enerji şirketlerinden birinin CEO’su… “Koca CEO’sun pezevenk, daha ne istiyorsun hayattan?” demeyelim diye kapatmadı demek ki gözlerini… O da haklı kendi evreninde…

Tebrik ederiz sevgili anneler babalar, ellerinizden sıkarım ekonomiye can veren birbirinden kıymetli global şirketlerimiz. Böyle böyle, el birliğiyle bir zindan yaratıp her birimizi içine attınız. Kendimizi önemli hissedelim diye götünüzden konferanslar, forumlar düzenleyip bu konferanslara davetiye kapabilmek için beyaz yakalıyı beyaz yakalıya kırdırdınız. Sonra da delirmeyelim diye, “kapatalım gözümüzü, hayaller kuralım…”

O değil de, bu kadın benim mutsuz olduğumu nereden anladı?

14 Ocak 2018

GÖRSEL: BHAGWAN SHREE RAJNEESH. CREDIT: MATTHEW NAYTHONS/GAMMA RAPHO VIA GETTY IMAGES

2 thoughts

  1. mutluluk yelpazenin verdiği serinlik hissi gibi “var olmak için” yelpazeyi sallayacak bir ele ama çok daha kötüsü havanın yelpaze sallanacak kadar sıcak olmasına ihtiyaç duyuyor.

    peki adam sizin mutsuz olduğunuzu nereden anlıyor?

    “çünkü o da mutsuz.” diyerek hikayeyi, saç tokası almak için saatini satan sevgilisine, saçlarını perukçuya satarak saat zinciri alan kıza bağlamak isterdim ama kuvvetle muhtemel o kişi size gözleri kapattırdığında “kaşesini biraz daha artırabilir mi?” onu düşünüyor. keyfi yerinde yani. sizin mutsuz olduğunuzu ise söz ile, yazı ile “anlatılamayacak” fakat uzun uzun düşündükçe “anlaşılabilecek” bir yöntem ile fark ediyor.

    düşünürseniz siz de fark edersiniz.

    *ipucu: adam klimacı.

    Liked by 1 kişi

  2. iki kaşımın ortasında sinema oynatmak için ortasındaki kılları cımbızlamam lazım… demek bundan mutsuz oluyormuşum diye düşünüp düşünüp mutlu olurum şimdi ben.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s