Birkaç saniyelik flört esnasında vücudumuzda olanlar

d628367c-2717-4cb6-b40f-3b31a4df2004

Yazı & Fotoğraf: Neslihan Elagöz

 

Le Rousseau’ya oturduğumda çok neşeliydim. Sonra Simon’un talebi üstüne garson içeriden bir tuşa basarak hemen üstümdeki ısıtıcıyı açtı, keyfim iyice yerine geldi. O anın, bulunduğum yerin, vuran güneşin ve ağrısızlığın neşesiyle, garson çayımı getirip masaya koyduğunda yine çok büyük bir neşeyle teşekkür ettim ona. Şaşırdı biraz. Bunu yüzüne ilk kez birkaç milisaniyeliğine baktığımda fark ettim. Simon’la yarım saat lafladıktan sonra o bir trene yetişmek üzere kalktı. Masaca kalktığımızı sanan garson koşarak hesabı getirdi. Simon ayrıldı. Ben keyfime biraz daha devam edecektim.

Paris’te kahveyi barda kafanıza dikerseniz ucuzdur. Terasta ya da içerde bi masada içerseniz biraz daha pahalıdır, ama her şeye rağmen, güzel bir mekanda insanın kendisini iyi hissetmesinin en ucuz yoludur. Yapacakları keyif gibi, kahvenin de biraz daha uzun sürmesini isteyenler aynı fiyata allongé söyler. Fakat….. Olur da paraya biraz kıyıp çay söylerseniz, işte o zaman ayrıcalıklı bir başka boyuta alınırsınız. Demliğiniz, bardağınızı en az iki kez, yanlış duymadınız, en az iki kez dolduracak kadar sıcak suyla gelir. Bununla da bitmez. Her zaman demliğinizi bir kez daha sıcak suyla doldurmalarını isteyebilirsiniz. Ben de isteyecektim, her zamanki gibi.

Sudan nefret ettiğim için, bu çay seanslarını vücuduma nihayet bir miktar sıvı alımı seanslarına dönüştürmüştüm. Fakat terastaydım. Yalnızdım. İki çantam ve masada duran bilgisayarım vardı. Bu yüzden ricam için içeri girdiğimde bir bacağım ve kolum terasta kaldı, bir bacağım içerideyken diğer kolum demliği bara koyup, aceleyle afacan bir şekilde acaba tekrar doldurup dolduramayacaklarını sorup dışarı kaçtı. O an, aslında söz konusu garsonun BAYAĞI yakışıklı olduğunu fark ettim. Bu sefer de bu afacanlık ekstra neşe katmıştı etkileşime, alışık olmadıkları bir neşe ve şirinlik.

Bu yüzden garson demliği getirmek için geri geldiğinde flörtözdü. « Böyle genç kızları asla geri çevirmeyiz! » dedi. Ağzım kulaklarıma vararak teşekkür ettim. Artık her geçişinde karşılıklı gülümsediğimiz, dudak kırıp bakışlarımızı yere indirdiğimiz, öteki bakmıyorken çaktırmadan bakıştığımız bir garsonumuz olmuştu!

Ardından, dört beş bardak çay geri dönülmez bir şekilde çişimi getirdiğinden mekanı terk etme vakti geldi. Tek kol ve bacağımı içeri sokup işeyemezdim. Bir çay için eşyalar toplanıp tuvalete gidip geri dönüp tekrar masaya yerleşilmezdi. Garsondan ben işerken dışardaki eşyalarıma bakmasını ise HİÇ isteyemezdim.

İçeri girdim. Kartımı uzattım. “Üşümediniz umarım.» «Hayır, sayenizde..» “Sayemde mi?” Aslında tam olarak kendisini değil, müşterileri yarı yolda bırakmayan bu ısı sistemini müesseselerine monte ettikleri için restoranı kastetmiş olmama rağmen «evet» dedim. «Sizin için yapabileceğim herhangi başka bir şey olursa… ». Derhal «merci» diye sözünü kestim ve «A bientôt! » diyerek kapıdan çıktım.

Paris flört sahnesinde «à bientôt» nun (yakında görüşürüz) özel bir yeri vardır. Aslında düşününce, restoran sektöründe de ikili ilişkilerde de yeri başkadır bu tabirin. «Au revoir» (görüşmek üzere, görüşürüz) ne kadar anlamından bağımsızsa, « à bientôt » o kadar anlamına sadıktır. Herkes birbirine «au revoir» der, asla yeniden görüşmeyeceğinden emin olanlar bile, mesela metroda

bavulumu birkaç merdiven çıkarmama yardım etmiş biri uzaklaşırken söyleyebilir bunu? Sorgulamazsın. (En son sorguladığımda Paris’e taşındığım ilk gündü.)

Ama « à bientôt » öyle değil. « A bientôt » hak edilir. Tarafların birbirini hakikaten de yeniden görmek istediği anlamına gelir. Gerçekten. Samimiyetle. Bir kimse «à bientôt» ları takip ederken sosyal hayattaki yerini kestirebilir. Bir restorandan çıkarken «à bientôt»yu kapmışsanız, garsonun gerçekten gözüne girdiğiniz için, onu eğlendirdiğiniz için, harika bir müşteri olduğunuz içindir. İyi bir bahşiş size bu «à bientôt» yu veremez.

Bugünkü durumda ise, mekan restoran, taraflaran biri garson olmasına rağmen, «à bientôt»muz farklı bir kategoriye giriyordu. Demek istediği «Yaa.. işte böyle yakışıklı, doğru, aynen düşündüğün gibi oldu, az önce biz flört ettik, ‘sana karşı boş değilim’, aceleyle kalkar gibiyim, son bakışlarına terasta karşılık vermemiş olabilirim, bilirsin bu oyun bazen de böyle oynanır, fakat burası rastgele bir durak değildi, yani büyük olasılıkla geri döneceğim, sadece senin için tabii ki geri dönmezdim, gerçekçi olalım, ama bir şekilde okulum birkaç bina ötede, anlayacağın, zaten geri gelme ihtimalim vardı, işte bu ihtimal, SENİN İÇİN yükselecek ve belki normalde olacağından daha yakın bir tarihe SENİN İÇİN çekilecek, beklemekten çekinme, evet muhtemelen beni yeniden göreceksin, özetle à bientôt» idi. A bientôt’m, gereken zaman zarfı içinde (birkaç nanosaniye) karşılığını buldu.

Yine bu durumda, ağızdan çıkan “yakında görüşürüz”ün en makbul karşılığı, karşı tarafça bir an bile beklemeden, asla tereddüt etmeden tekrarlanması, iade edilmesidir. Aksi takdirde karşılık görememiş sayılır. Bir başına kalır. Cesareti kırılır. Düşer à bientôt’nuz. Hayat hiçbir şey yaşanmamış gibi devam eder. Ki önceden de açıkladığım gibi, herkese à bientôt dağıtamazsınız, bunu gerçekten kastetmeniz gerekir. Tereddütsüzlüğünüz ve seriliğiniz şu anlama gelir, değerlidir: «Ha şunu bileydiniz, inanın sizle aynı hisleri paylaşıyorum, elbette gelin, sizi unutmayacağım, en azından önümüzdeki iki hafta boyunca.»

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s