#52hafta52kadinyonetmen – 5

İşler güçler ve yoğun Kasım vizyonu engel olur diye endişelenmedim değil, ancak Kasım ayı kadın yönetmenlerin filmlerini izleme çabam adına epey bereketli geçiyor. Kasım benim için keşif dolu bir ay oldu, siz de merak ediyorsanız, istirham ediyorum, önden buyurun. 

26 – Leave No Trace – Debra Granik: Winter’s Bone ile bizi kemiklerimize, iliklerimize kadar donduran Debra Granik, izlemesi de hazmı da daha kolay bir işle tekrar huzurlarımızda. Winter’s Bone’da hiç tanınmayan bir Jennifer Lawrence’ın karizmasına bağladığı hikayesinde cümle babacık meselesinin (İngilizce kendini daha iyi ifade edenler daddy issues diye okuyabilir) çözümü için yürünmesi zor bir yol göstermişti dikkatli izleyicisine. Yine bir baba kız hikayesi ile seyircisinin karşısına çıktığı Leave No Trace’te, yolun çetin olduğunu da, yolda yürüyüp iz bırakmamanın hayatiyetini de kafamıza vura vura hatırlatıyor, ellerine sağlık.

Granik’in Leave No Trace’ini ele aldığı meseleye yaklaşımından dolayı Kaptan Fantastik ile karşılaştırmamak elde değil, onun şeker renklerinin ve çok fena sevimli, GAP kataloğundan çıkıp gelmiş çocuklarının karşısında ayakları yere bu kadar iyi basan iki karakter ve bir hayatta kalma hikayesinin gücü tartışmasız. Ben Foster’ı zaten tanıyoruz, seveni yok değil, ama asıl başroldeki Thomasin McKenzie – ki kendisi Timothée Chalamet ile Rooney Mara’nın uzaktan kuzenini andırıyor, kamera karşısında az şey yapmaya, bazen hiç bir şey yapmadan kalmaya cesareti öyle çok ki, yaşını başını unutturuyor. Adını Jennifer Lawrence kadar çok duyarız umarım ki. Tam bir keşif kendisi.

DebraGranik_LeaveNoTrace

27 – Kindergarten Teacher – Sara Colengalo: Maggie Gyllenhaal, kuşağının en iyi oyuncularından, itirazı olan olmaz sanırım. Kendisinin yeteneğine denk fırsatlar pek çıkmıyor karşısına, bu da doğru. Meryl Streep haricindeki hemen her aktris için kritik yıllara gelmiş kariyerinde kontrolü ele aldığını görmek pek sevindirici o yüzden de. Sinema ile televizyonu karıştırmasını, yapımcılığa ve hatta yönetmenliğe soyunmasını pek sevinerek izliyorum. Yapımcılığını üstlendiği bu ilk film olan Kindergarten Teacher‘da, İsrail yapımı aynı isimli filmin yeniden çevriminde başrolü de üstlenerek harikalar yaratıyor. Yönetmen Sara Colengalo’nun bu ilk uzun metrajında performanslara, özellikle Gyllenhaal’unkine nefes alacak mesafeyi tanıması, bunun da filme nefis bir doğallık katması hep olumlu puan. Öte yandan filmin çizdiği resmin kesif çıkışsızlığı, seyirciyi “ee, ben niye izledim bu filmi şimdi” duygusu ile başbaşa bırakıyor. Bu çaresizlik belki de yönetmenin en baştan beri niyetlendiği bir şeydir ve seyircinin de sanatsever yerlerine iyi gelmeyecek bir ayna tutma isteğinin sonucudur. Ben yine de hiç değilse “çıkış” işareti görmek istedim, naçizane. 

28 – Mr. Roosevelt – Noël Wells: Kendini gösterebileceği rolü bulamayan aktrislerin ellerine kamera alması, kendi istedikleri filmi çekmeye soyunması her zaman için iyi bir haber. Filmimiz, bu örnekte görüldüğü gibi az pişmiş olsa da, hikaye bütün bir tüketim pratiğini ve de “Manik Pixie Dream Girl” külliyatını eleştirmeye çalışırken onlara hizmet etmekten uzak duramasa da. Sıradaki filminde çok daha olgun bir işe imza atacağından emin olduğumuz Noël Wells’e çıktığı yolculukta başarılar diliyoruz. Sonuçta Woody Allen bu az pişmiş, vizyona girmeden bayatlamış filmlerden her iki senede bir çekiyor, hala da çekmesine kimse engel olmuyor. Kim tutar Noël Wells’i.

29 – Miss Stevens – Julia Hart: Kadın yönetmenlerin, özellikle küçük bütçelerle yola çıkanların işlerinde, sık sık tekrarlanan ve benim pek sevdiğim bir durum var, o da karmaşık ve hatta bir parça sevimsiz olmasına cesaret edilmiş, kusursuzlukları kusurlarında saklı kadın kahramanları. Filme ismini de veren Miss Stevens da bu anlamda Kindergarten Teacher ve Mr. Roosevelt’in başkahramanlarının yanına pek yakışıyor. Amerika’nın yükselen film ve teknoloji festivali SXSW’den de Kadın Oyuncu Jüri Özel Ödülü ile tescillenmiş, pırıl pırıl bir performanstan bahsediyoruz.

Yönetmen Julia Hart, hem eşi hem de yaratıcı partneri Josh Horowitz (2017 Oscar gecesinin trajik kahramanını bilmem hatırlar mısınız, “Moonlight, you won, this is not a joke” ?)  ile birlikte kurduğu yapım şirketi Original Headquarters ile bağımsız filmlere ev sahipliği yaparken bir sonraki filminde, Disney’in internet üzerinden abonelik servisinin iddialı işlerinden Stargirl’ün yönetmen koltuğuna geçiyor. Julia Hanım ile tanışmak ve kariyerinin gözlerimizin önünde olmasını izlemek çok keyifli olacak gibi görünüyor. Kendisinin yine SXSW festivaline uğramış, 2018 yapımı, Gugu Mbatha-Raw’lı bir yarı-fantastik işi de var. Eleştirmenleri pek memnun etmese de, ben bir şans veririm bir yerlerde karşılaşırsam. Unutmadan, Miss Stevens’ın başrollerinden birinde bütün internetin yeni erkek arkadaşı Timothée Chalamet’in de nefis bir performansı var.

30 – Cameraperson –  Kirsten Johnson: Belgesel kameramanı Kirsten Johnson (en bilinen işi muhtemelen Citizenfour) Cameraperson‘da film setlerinden topladığı anı parçalarını birbiri ardına eklemiş, yer yer anlamlı bir bütüne zorlamış, yer yer bırak dağınık kalsın şiarıyla hareket etmiş. O yüzden hem profesyonel bir portfolyo hem de bir çeşit anı defteri yerine geçebilecek, belli ki çok kişisel bir iş ortaya çıkmış, hem kariyerinin yapıtaşları, hem annesi hem de ikiz bebekleri var filmde. Bana seyirci olarak çok da bir şey ifade etmedi korkarım ki, ama bunun Kirsten Hanım’ın seyirciden çok kendi için kurguladığı bir film olduğuna ikna olduğum için çok da gürültü çıkarmıyorum. Meraklısı zaten illa ki ziyaret etmiştir. 

31 – Divines – Houda Benyamina: “La Haine”in küfürbaz kız kardeşi gibi lanse edildiğine bakmayın, cinsiyet rollerini ters yüz etmesi, kızlar arası dostluğu bütün aidiyetlerini üzerine yerleştirilmesi, hem sert hem de kırılgan olabilmesi ile biçim kadar, belki daha çok içeriğe çalışmış bir ibret hikayesi Divines. Yönetmeni Houda Benyamina çok iyi bildiği Paris’in müslüman banliyölerinin filmini çekerken kız çocuklarının içindeki kavganın sebeplerini de listelemeye çalışıyor. Kendisinin kelimeleri ile söyleyecek olursak “…ama kibar olmak zorunda değiliz. Geçtiğimiz yüzyıl eşit haklar için savaştık, şimdi eşit güç için savaşmamız gerekiyor“. Yer yer klişe, hatta azıcık yokluk pornosu olabilecekken, merkezindeki korkusuz performans ile değeri yükselen bir iş olmuş. Hem Houda Benyamina’nın hem de başroldeki Oulaya Amamra’nın bundan sonra ne yaptıklarını takip etmek isterim. Misal, Oulaya hanımı FilmEkimi’nde “Le monde est à toi”da izleyen varsa, yorumlara beklerim.

32 – Madeline’s Madeline – Josephine Decker: Korkusuz performans demişken, Madeline’s Madaline’in başrol oyuncusu Helena Howard’ı anmamak olmaz. Neredeyse her karesinde göründüğü bu ilk uzun metraj filminde seyirciyi perdeye çiviliyor kendisi, yıldız ışığı mı dersiniz, yetenek mi, karizma mı, yoksa hepsi birden mi, takdir sizin… Genç bir aktrisin ilk gerçek film performansında bu kadar soyut, bir o kadar da ayakları yere basan bir iş çıkarmasının yolunu açan yönetmeni de selamlamayı atlamayalım o halde. Josephine Decker, üretken bir yönetmen, kısa uzun metraj demeden film çekmeye, yeri gelince performans sanatçılığına, hem de kelimenin gerçek anlamıyla soyunmaya çekinmiyor.  Kendisinin de yabancısı olmadığı bu dünyanın içinden bildirdiği filmi gerçekle hayalin, performansla deneyimin sınırlarının muğlaklaştığı bir film izleme deneyimi vaat ediyor. Benim sevdiğim bir sinema değil, ama özellikle deneysel sinema ile performans sanatının kesişimine meraklı seyirciyi çok cezbedeceğinden eminim. 

33 – Desert Hearts – Donna Deitch: Brokeback Mountain’dan önce Desert Hearts vardı. Seksenlerde çekilmiş, ellili yıllarda geçen bir hikayeyi perdeye taşıyan yönetmen Donna Deitch’in, biri boşanmak üzere olan bir edebiyat profesörü, diğeri kasabanın asi kızı, iki kahramanının çekildiği zaman ve coğrafyada tabu sayılacak hikayesini perdeye aktarırken gösterdiği incelik ve hassasiyet, Reno’nun doğasını seyirciyle paylaşma konusunda yaptığı seçimler ve iki başrol oyuncusunun kalburüstü performansları ile öne çıkması gereken bu nefis, minicik filmin daha çok bilinmemesi gerçekten üzücü. Kendi de eşcinsel olan Donna Deitch’in “sadece iki kadının aşık olduğu, biseksüel bir aşk üçgeni ve ya intihar ile bitmeyen bir film çekmek istemiştim” demesi* çok güçlü ve basit bir gerçeği işaret ediyor, çekildiği dönemde eksikliği çekilen “temsil” gücünü teslim eden, nereden baksanız öncü bir iş Desert Hearts. Siz de Criterion’un tertemiz baskısı ile izleyip dijital devrimin hemen öncesini yad edebilir, duayen kameraman Robert Elswit’in kamera işçiliğinin hakkını verebilirsiniz. İzleyip de sevecek olanlara bir de müjde, halen sinema ile uğraşan Deitch’ın kendi kelimeleriyle alışılmadık bir devam filmi ile hikayeyi tekrar ziyaret etme planları var. Gökkuşağı filmlerine daha kolay yeşil ışık yakılan 21. yüzyılda işinin daha kolay olması, aşkın sadece aşk olarak anılacağı zamanların yakın olması dileğiyle. 

34 – Strange Weather – Katherine Dieckmann: Pek özlediğimiz Holly Hunter’ın yeteneğine denk, güzel bir fırsat Strange Weather, oğlunu kaybetmiş bir annenin gerçeği ve gerçekle uzlaşmayı aradığı bir yolculuğu bizimle paylaşıyor. Başyapıt değil ama derinlikli bir kadın oyuncu performansı, azıcık adaletli bir dünyada Holly Hunter’ın adını ödül törenlerinde daha çok duyacağımızın da bir kanıtı. Üstelik filmde nefis bir de Carrie Coon var, neden her prestijli filmde kendisiyle karşılaşmadığımızı merak etmekten uyuyamıyoruz. 

35 – Les Secret des Banquises – Marie Madinier: Kendi de oyuncu olan Marie Madinier’nin ilk filmi Le Secret des Banquises, tam anlamıyla büyüklere masal kontenjanından. İçinde penguenler, aşkın değiştirip dönüştüren gücü ve çoklu orgazmlar var. Ciddiyetle izlemek pek mümkün değil, çünkü bütün bir bilim dünyasını madara ediyor, bilimsel ahlak kuralı tanımıyor, ancak öte yandan pek de eğlenceli bir seyirlik ortaya çıkarıyor. Yine de filmde gördüklerimizi evde denemiyor, ucunda bilime hizmet etmek de olsa, kendimizi feda etmiyoruz, değil mi kızlar? 

Eski yazılara buradan ulaşabilir, işin bir ucundan da siz tutabilirsiniz. 

Film Sayısı: 35

Hafta Sayısı: 46

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s