Kitap raflarının arasında düşünceler

dav

Merhaba değerli Mahmutterlar! Uzun zamandır tsundoku’nuzu azdıracak yazılar yazmıyorum. Özlemişsinizdir.

Cuma akşamı bir anda beni yıkıp geçen bir kitap düzenleme hissiyle salondaki rafların önüne oturuverdim. İlk niyetim Harry Potter kitaplarımı en arkadaki yerinden çıkartıp görünür bir şekilde öne dizmekti. Sonra olay büyüdü…

Kütüphanem / kitaplığım asla yeterli gelmeyecek, bunu biliyorum. Hem fiziksel alan olarak hem de içerik olarak sürekli genişleyen bir kütüphane en büyük fantazilerimden birisi olabilir. İçerik genişlemesi konusunu sürekli kitap alışverişi yaparak beslesem de raf, kitaplık konusunda oldukça sınırlanmış durumdayım.

İki oda bir salon ufak evimizde, iki tane sekizer raflık Ikea kitaplığı dışında dört başı mamur bir kitaplığım yok maalesef. Kitaplarımın yarısı da annemlerin Sapanca’daki evinde duruyor üstelik. Bazen kabuslarıma giriyor kolilerde duran kitaplar ama yapacak bir şey yok. Bunların dışında baş ucumdaki komodin, yatak odasındaki küçük çekmeceli dolabın üstü, mutfaktaki fırının üstü, banyoda camın önündeki çıkıntı, her yer okunan, en kısa zamanda okunmaya niyetlendiğim ya da okuyup tekrar ortalığa çıkarttığım kitaplarla dolu.

Cuma akşamı güle oynaya bir yandan Potterless dinleyip (muhteşem bir podcast, ayrıca bahsedeceğim!) bir yandan kitapları düzenlerken aklıma gelenleri paylaşayım dedim.

  • Harry Potter kitaplarımın artık basılmayan eski kapaklı – beyaz kağıtlı seriden olması yaşlılığımı mı gösteriyor yoksa Potterhead’liğimi mi? İlk kitabı bir pazar günü İçerenköy Carrefour’daki Remzi Kitabevi’nden kardeşim okur diye almıştık. Aynı gece kitabı bitirdiğimde hissettiklerim o kadar net ki zihnimde. Sonrası tüm Potterhead’lerin hayatlarının en güzel günleri olarak hatırladığı o günler tam olarak. Melez Prens kitabımın 250-300 sayfasının tek tek kopmuş olması tek sıkıntı.
  • Kitapları (eskiden ideal olduğunu düşündüğüm düzen olan) alfabetik sıraya göre dizmektense görsel uyumla, yayınevlerine göre dizmek çok daha cazip bir fikirmiş gibi gelmeye başladı. Örneğin tüm booktuber’lar / bookstagram’ların da hemfikir olduğu üzere İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel serisini aynı rafa koymak insana acayip bir tatmin hissi veriyor.

nor

  • En sevdiğim serileri, birbiriyle konu olarak ilgili kitapları bir araya koymak da çok hoşuma gitti. Yüzüklerin Efendisi, Yerdeniz ve konu olarak hiç ilgisi olmasa da gönlümde aynı kıymete sahip Napoli Romanları serilerini bir araya getirdim. Sizin en sevdiğiniz seriler hangileri? Yazsanıza…

dav

  • Napoli Romanları demişken, diziyi izlemeye başlamadan önce seriyi tekrar okumak için çok büyük bir istek var içimde. Peki vakit?
  • Yunan mitolojisine olan sevdam çok eski yıllara dayansa da uzun zamandır el atmıyordum. Stephen Fry’ın Mythos kitabını Storytel’den dinlemeyi yakın zamanda bitirdim ve yine mitoloji aşkıyla yanıyorum. Bu yıl İlyada ve Odysseia’yı tekrar okuma niyetim var ama problem aynı, bkz bir üstteki madde. Bu arada Odysseia ve İlyada artık İş Bankası Kültür Yayınları’na geçti, Can Yayınları baskıları da gizli gurur duyduğum konular arasında.

mde

  • Eskiden çok sık İngilizce kitaplar alırdım, fiyat olarak Türkçe kitaplardan %25-%30 fazla olurdu ve çok da zorlamazdı bütçemi. Bazı merak ettiğim kitapların Türkçe’ye çevrilmesini beklemeye sabredemeyip önce İngilizcesini alırdım, hatta sırf kapağını beğendiğim için Türkçesi elimde olsa da İngilizce kitap almışlığım vardır. Bu kitaplık düzenleme seansında fark ettim ki olay sandığımdan daha kritik bir boyuta gelmiş bile.

mde

  • Can Yayınları’nın beyaz kapakları bırakmasından sonra beyaz kapaklı kitaplarımız özel bir değer kazandı biliyorsunuz. Özellikle George Orwell – 1984, Patrick Süskind – Koku gibi daha bi popüler olan kitapların eski kapakları Nadir Kitap’ta şaka maka ciddi fiyatlara satılıyor. Bunları raflarda buldukça anlamsız bir koleksiyoner gururuna kapıldım, yalan söylemeyeceğim.
  • Yüzüklerin Efendisi – Yüzük Kardeşliği’nin kapağında Kasım 2001 tarihini görmek tokat gibi çarptı yüzüme. 17 yıl olmuş. Yatağımın üstünde otururken sırtıma batan duvarı, grip olduğum için göğsüme sürdüğüm Vicks’in kokusunu, dinlediğim The Strokes albümünü dün gibi hatırlıyorum halbuki. Peki Yüzüklerin Efendisi okurken The Strokes dinlemek nedir yahu? Tam bir ergen davranışı.

dav

  • İpek Ongun’un efsanevi serisinde dünyanın en ideal genç kızı Serra her yıl bir konsept belirleyip öyle kitap okurdu. Bir yıl Fransız yazarlar, bir yıl Rus romanları falan. Okuduğumda çok sıkıcı gelirdi ama şu anda öylesine mantıklı geliyor ki. Bu aralar örneğin Ruslara taktım. Bir yandan Maksim Gorki’nin otobiyografik üçlemesinin ilk kitabı Çocukluğum’u okurken bir yandan da Romanov’ları anlatan dev bir kitap okuyorum. Sırada bekleyen diğer Rus klasikleri de var, sanırım bir şişe vodka, bir de sahte kürkten kalpak alacağım kendime.
  • Bu arada Merve’nin İpek Ongun ve Serra hakkındaki efsanevi yazısını okumamış olamazsınız değil mi? İpek Hanım’ın kendisi dahi bu yazıya bayıldı, lütfen kaçırmayın.
  • Dizi ve filmlerde geçen kitapları siz de çok merak eder misiniz? Orphan Black izlerken Dr. Moreau’nun Adası kitabına bol bol referans yapılmasıyla bu kitabı müthiş merak etmeye başladım. Uzun zamandır bana çok antipatik gelse de Sanal Kitap Fuarında ciddi indirimler yapan Idefix’ten bugün YİNE baya hacimli (14 kitapçık!) bu kitabı da içeren bir sipariş verdim. Merakla bekliyorum. Zaten uzun zamandır şöyle şapkamı uçuracak muhteşemlikte bir bilim kurgu kitabı okumuyorum. Aklınıza gelen böyle bir kitap varsa (ve sabredip de yazıyı buraya kadar okuduysanız) lütfen yorumlara yazın.
  • Eski basımlar konusu bazı kitapseverler için çok mühimdir. İlk baskıya sahip olmak, kitapların eski basımlarını biriktirmek falan. Benim için çok kritik değil aslında. Ama özellikle iki kitapta eski serilere sahip olduğum için ekstra bir mutluluk duyuyorum ne yalan söyleyeyim. Tante Rosa’da Bilgi Yayınevi’nden çıkan eski baskıyı kaybettiğimi zannediyordum, o yüzden yenisini almıştım, sonradan eski basım da ortaya çıkınca piyango çıkmış gibi oldu. Sırça Fanus ise Paris’e taşınırken kitaplığının bir kısmından ayrılmak zorunda kalan Müge’nin bana çok kıymetli bir hediyesi.

dav

  • Uzun yıllardır Tüyap Kitap Fuarı’na gitmiyorum. Hem çok uzak olması, hem sadece hafta sonu gidebileceğim için o insanlık dışı kalabalıklara girmek istememem hem de artık internet sitelerindeki fiyatların fuar fiyatlarından çoğunlukla daha iyi olması bunun sebebi. Ama fuar öncesi kitabevlerinde oluşan o heyecanı takip etmeyi de çok seviyorum. En güzel, en baba yeni kitaplar tam bu dönemde çıkıyor, uzun zamandır basılmayan kitaplar yeniden basılıyor, setler oluşturuluyor falan.
  • Bunca kitap sevgisiyle birlikte hayatımız boyunca, insanlık tarihinde yazılmış kitapların %0,000000000001’ini bile okumadan ölüp gideceğimizi bilmek çok fena değil mi. İnsan nasıl anksiyete sahibi olur bunu düşündükçe anlıyorum…

NOT: Storytel’den reklam almadım, alsam fena olmazdı tabii ama… Cidden tavsiye ediyorum. Aylık abonelikle sınırsız sesli kitap dinleyebiliyorsunuz. Özellikle toplu taşımada, yollarda geçen saatlerde kitap dinlemek çok güzel ve rahat oluyor. Üstelik Storytel’in düzgün, kaliteli Türkçe kitaplarla gitgide koleksiyonu genişliyor. İngilizce kitapları zaten baya fazla ve güncel. Aklınızda olsun…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s