Domatesli makarna

seafood_pasta_with_73534_16x9

Sürahiyi ağzına kadar musluk suyuyla dolduruyorum, ağır ağır filtreleniyor. Londra’da musluk suyu içilebilir olsa da kireçten kurtulmak lazım. Sonra kaynayacak. Su mühim. Güzel makarnanın sırrı suymuş mesela. Olabilir, bilmem. Yeter ki bir an önce kaynasın.

Domatesli makarna tüm basitliğiyle muhteşem bir şeydir, sarar sarmalar, rahat ettirir. Bol sarımsaklı olmasını tercih ederim, domatesin hakkıdır, yakışır. Ben bir de bol deniz ürünlü severim, o da olmadı dolapta kalan son sebzeleri eklerim. Pek düşünmeden, hafta içi bir gün acele bir öğün, akşamdan kalma öğlenlerin kurtarıcısı, hep lezzetli, pek basit, canım domatesli makarna. En kötü anları güzelleştirebilen, vefalı şey.

Geçenlerde bir perşembe sabahı, domatesli, deniz ürünlü makarna yapmaya karar verdim. Pek karar gerektiren bir şey değil bu tabii; bu sefer öyle icap etti.  5 aydır elimi sürmediğim Mahmut’a yazacak kadar önemli bir karar anıydı bu. 

Ketıla (kettle? su ısıtgaçlı öttürgeç?) boş boş bakarken, sürahideki suyu fark ediyorum. Su bi türlü kaynamaz tabii, sürahide çünkü henüz. Tat kaçıran dalgınlıklardan. Oysa ben o kadar andayım ki bu kadar olur, yani günlerin projesi bu, bu makarna harika olmalı. Neyse hiiiç keyif kaçırmadan, deniz ürünlerine dönüyorum. Ayıkla temizle, bi elden geçir. İş çok.

jnfb

Makarna projem aceleye gelemezdi. Önce, hafta sonunu bekledim, Cumartesi günü ilk iş yakındaki afili balıkçıya gittim, karides ve midye almaya. Çiftlik olmayacak, taze taze, mini bi servet bayılsam da buna değecek. Makarna bu. Ciddi mesele.

-Ne kadar vereyim hanfendi?

-Bilmiyorum. Bol deniz ürünlü bir makarna yapacağım.

-Kaç kişilik?

-Hmmm… kesinlikle dörtten az.

-Hâlâ davete yanıt vermemiş misafirler var galiba? :))))))

-Hayır, hepsini bir tek ben yiyeceğim.

Balıkçının, tahmin oyunlarını bırakıp tazeliğe ve seçime odaklanma mesajımı aldığını varsaydım. Ciddiyetim sinir bozucuydu tahminen; ama sahiden önemli bir meseleydi benim için. Aylardır hiçbir şey değişmemiş ve her şey çok değişmişken, bu makarna, dünyanın ilk makarnası gibiydi. Morning has broken, like the first morning, değil mi Cat? Herkesin süreçleri kendine. Benimki makarna süreci. Projelendirilmiş, süreçlendirilmiş makarna. Balıkçı, tüm denizler onun akvaryumuymuş gibi ev sahibi, özenle seçip tarttı. Deniz tarağı da ister miymişim? Deniz tarağı pek severim. Nergiz, sarımsakla hızlıca bir çevirdikten sonra, dövülmüş, kavrulmuş fındıkla servis etmişti. Deniz tarağı benim için fındıkla yenen bir şey. Hayır, teşekkür ederim. Başka zaman.

il_570xn-1094461714_7par

Dolabın en şekilsiz yerindeki sepetin içini el yordamıyla turluyorum; ama sarımsak bulamıyorum. Bu evin sarımsaksız kaldığı görülmemiştir. Soğan için aynı şeyi söyleyemeyeceğim; ama sarımsaksızlık pek olmaz. İnadına, on tane arpacık soğanı olmasına rağmen, sarımsak yok. “Herhalde insanlar böyle böyle toz sarımsak kullanmaya karar veriyor” diye tespitlerde bulunuyorum. Toz sarımsağa karşı inadım belki de mantıksızdır; ama kendi içinde bi totem gibi. Toz sarımsak kullandığım gün, işte o gün tükeneceğiz. Su kaynadı. Güzel. Nihayet, bir baş sarımsak. Köşeye bir yere saklanmış, zor gün sarımsağı.

Deniz ürünleri tamam. Makarna kısmı önemli tabii; mutenalaşmış mahallemdeki her Türk esnaf gibi adını ORGANIC BİRŞEYLER olarak değiştirmiş, manav-bakkala girdim. Baldo pirinç, biber salçası ve çarliston biberle Türklüğüme, buğday alternatifi binbir makarnayla da hipsterlığıma hitap eden bir yer. Bu güzel makarna projesine dandik bir şey yakışmazdı,  bilmem ne unlu, altın tozlu, organik bir şeyler bulmalıydım. Normalin iki katı sürede haşlanmalı, al dente kalmalı, yapışmamalı ama tadı da kötü olmamalı filan. Uğraştırmalıydı yani. Ben aylardır makarnayla uğraşmayı bekliyormuşum meğer.

Sarımsakla bakışıyoruz. Havan mevcut. Sarımsak ezeceği mevcut. İnce ince dilimlemek de bir seçenek. Ya ben her şeyi bu kadar düşünecek miyim? Havana üşeniyorum. Metal ezici işkence aleti gibi geliyor gözüme. İnce ince dilimlemek en iyisi. Dilimle geç deryik.

deli
görsel: Tomartacus

Türk organikçiden istediğim verimi alamayınca, istikamet Deli Downstairs. Makarna seçeneği niyeyse pek bir boldu. Spagettiden emin miydim peki? Bucatini görmüştüm ki pek bulunmaz. Linguine, fettucini, tagliatelle de vardı. Boş boş rafa baktım bi süre. Ben her şeyi bu kadar düşünecek miydim? Spagetti alıp çıktım. İnsan hedefe giden yolda ayrıntılara özenebilir ama hedeften de şaşmamalı.

Deniz ürünleri pişirmek beni hep gerer. Kesin bir şeyleri atlayacağım, bir püfler gözden kaçacak, harika olabilecekken vasat olacak ve sonrası hep yokuş aşağı. Ketıldaki su ne kadar sıcak kalabilir acaba? Hadi domateslerin kabuğuna da üşenmeyeyim. Bir yola girdin deryikcim, kestirmesi yok.

O cumartesi günü, makarna ve deniz ürünü tedariğinden sonra, aylaklıkla geçti. Makarna projemi bir an için unuttum bile denebilir. Günün geri kalanını şimdi pek hatırlamasam da, zaten bu yazı özelinde pek de bir önemi yok. Pazar günü, parkta pazar kuruluyor. Domatesçi de tezgah açacak. Makarnanın domatesi çok önemli. İngiltere’de şüphesiz ki en zor şeylerden biri, tadı ve kokusu olan domates bulmaktır. İspanya mesela, sırf bu ülkeye ihracat için tatsız domates yetiştirme zahmetine katlanıyor, düşünün. Cumartesi günü her ne kadar domates düşünerek uyusam da, uyandığımda aklımda yoktu aslında. Yine de o pazar sabahı, hızlı bir kahvaltı ertesi pazara gittim. Biraz dolanıp yürüyüş yapacaktım. Aslında aklımda domates vardı.

Domatesleri kaynar su-buzlu su şoklamasıyla soyuyorum. Merve asla kabuklu yemez, hiç de üşenmez. Ben hep üşendiğim için domates kabuğu soymak beni anlamsızca tatmin eden bir şey – kendime özenim için kendimi omzumdan öpesim geliyor. Her şeyin tavada birlikte pişmesi gibi basit ve ani bir karar veriyorum. Püfleri atlasan ne olacak be deryik, sarımsak var. Sarımsak her şeyi güzelleştirir. İnsan hedefe giden yolda ayrıntılara özenebilir; ama hedeften de şaşmamalı.

c0c0af574ac851e6ed84c65878c21c69
Görsel: Brigdet Chetwynd

Pazara girdiğim anda domatesçinin tezgahı tüm kırmızılığıyla parladı. Sahiden şirketin tek işi bu: domates ve ürünlerini satmak. İngiltere gibi bir ülkede, belirttiğim sebeplerle kârlı bir iş olabiliyor bu. Domatesli chutney, ev yapımı ketçap gibi yan ürünler de mevcut. Tezgahtar cherry ve baby plum domateslerde kampanya olduğunu, tadabileceğimi söyledi. Tattım; gerçek domates. Çiftçinin tek tek, her domatese şeker şırınga etmesi ihtimalini o an hiç yadırgamayacağım kadar lezzetlilerdi. Seçemediğim için kampanyaya yenilip ikisini de aldım. İki avuç şey için 7 pound verdim; ama neticede domatesli makarnanın belkemiği domatestir. “Bu makarnaya normalde baby plum çok yakışırdı” diye düşündüm ve asla baby plum koymamaya karar verdim.  Makul olmayan ama geçerli sebeplerim vardı.

Deniz ürünleri tamam, domatesler suyunu bıraktı, sarımsak kokusuna karşı cam açık, Spotify uzun bir klarinet solosuna teslim. Güzel. Keyifleniyorum. Ketılın düğmesine bir daha basıyorum. 2019 kararları listesine ekleme: bir seferde su kaynatıp kullanmayı becermek. Sabırsızlık yüzünden iki kere iş yapmaktan oluyor bu. Bu harika tespitleri de kenara not etsem keşke.

lily-vanilli-bakery

Çantamda 2 paket domatesle pazar gezmesi bir yere kadardı tabii. Hızlıca eve uğrayıp gerisin geri parktan geçip, kanal boyunca yürümeye devam ettim. Her hafta sonu olduğu üzere bisikletliler ve koşuya çıkanlar, yürüyenlere karşı. Dar alanda kısa paslaşmalar ve uzun söylenmelerle geçen bir rota bu. Yılların alışkanlığıyla, en darboğaz yerleri yol tarafından yürüyüp, kaldırımın genişlediği kısımda kanal kenarına geri döndüm. Ordan çiçek pazarı. Kalabalıkta hiç çekilmiyor; ama benim tek derdim o güzel arka sokak zaten. Bir küçük avludaki canım Lilli Vanilli Bakery. Elimde kahve, kaldırım kenarına oturmuş müzisyenleri dinlerken Merve’nin pembe kaşkolunu anıyorum. Hemen kenardaki istridyeci yeni yeni tezgah açıyor, onu da Berna severdi kesin. Biraz daha oyalanıp doğruca Brick Lane. Hiç düşünmeden ve çok düşünerek yürüyebildiğim tek pazar rotası. Bu pazar günü mühim. Makarna vakti geldi.

Bir paket spagettiden 4 kişilik çıkıyor, hepsini yemeyeceğim elbette. Sahi bu nasıl ölçülür? Tabii ki bunun için de bi alet yapmışlar ve elbette çok gereksiz bir şey bu; ama işte yeri geliyor, spagetti porsiyonunu dert ediyor insan. Spagetti porsiyonu ölçücüsünün bir eve anca yılbaşı hediyesi filan olarak girebileceğine karar veriyorum. El yordamıyla dörde ayırıyorum; ama bu tek kişilik porsiyon beni asla kesmez gibi. Hepsini pişirmek de saçma olur. Hem, deniz ürünleri zaten “dörtten az kişiye yetecek kadar” var. Sahi, ne kadar saçma bir cevap vermişim balıkçının sorusuna. Ben her zamanki ölçüyle, “2 kişiden birazcık fazla ama 3  de denemez, geriye kalanla da çok aç biri rahat doyar”a göre yaparım bunu. Karar verdim, evet. Her zamanki ölçüde. Hiçbir şey her zamanki ölçüde değil, makarna hariç.

wine

Adımsayar 8 bin civarıyken dönüş yoluna geçtim, eve kadar 10 bini rahatlıkla geçeceği belliydi. Günde en az 10 bin adım önemli. Böyle sağlık analizleri yaparken bir anda aklıma, 3-4 aydır buzdolabında duran, ofisten hediye ettikleri beyaz şarap geldi. Bu makarnaya da bu yakışırdı sahiden. Unuttuğum şarabı hatırlamaktan pek memnun, etrafa pek de dikkat etmeden, otomatik adımlarla eve gittim. Mutfağa girip sarımsak kokacağımı bile bile, önce duş. Hazırlanmak lazımdı. Neticede projelerin kadarsın, projelerin mis kokmalı*. Yemek yaparken bir kadeh şarap çok keyifli gelse de bu seferlik pas geçtim. Sofrayı beklemeliydik, ben ve şarap.

Makarna ve kaynar su nihayet buluşuyor. Tuz. Bol tuz. Ben sırf ambalajı güzel diye İzlanda’dan tuz taşıdım eve. Ambalajı sahiden güzel. İzlanda tuzu neticede, kesin tuzluğu da güzeldir.  Makarna suyuna azıcık zeytinyağı damlatıyorum. Yapışmayacağınızdan emin olmam lazım. Tavanın altını kapatıyorum. Makarnanın 12 dakikasını gözümü ayırmadan bekliyorum. 11 dakika ve al dente eşiği kaçmak üzere. Suyundan tavaya azıcık ekleyip kalanı süzüyorum. Makarnayı soğuk sudan geçirmemeliyiz. Makarnayı soğuk sudan tabii ki geçirmeliyiz. Geçiriyorum. Herkesin makarna süreçleri kendine.

Makarna da tavaya katılıyor. Bileğime kuvvet, her şey birbirine karışıyor. Karabiberliğe taze taneler dolduruyorum. Kadehler temiz. Şarap mantarı hiç uğraştırmıyor, tirbüşon reklamında oynuyormuş gibi düzgün bir şekilde çıkıveriyor. Gülümsemek ne kelime, resmen sırıtıyorum. Kadeh ve şişeyi salona götürmüşken, bi telaşla masadaki mumları yakıyorum, müzik buraya taşınıyor, ışık tam ayarında. Çok güzel olacak. Aynı bu illüstrasyondaki gibi, kendi kendine mutlu bir makarna anı.

past
Görsel: Nanna Prieler

Sosla ve deniz ürünleriyle bir olmuş spagettiyi tabağa koyacakken, donakalıyorum. Bu makarna tek kişilik değil. Ben tek kişiyim. Makarnayla uyumsuzuz. Birazını ayırsam, sonra yenmez de bu meret, taze taze güzel. Kayan yıldız gibi, tam o an için güzel olacak bir makarna projesi bu ve şu an bana birkaç beden büyük geliyor. Deniz ürünlerine dolanmış spagetti öbeğine bakakalıyorum. İstesem de bölemem bunu. Bu bir düğüm. Yani sahiden bir makarna yapmak bu kadar mesele olmamalıydı, farkındayım; ama n’eylersiniz, oldu. Bu da bunun hikayesi zaten.

O kadar uğraşmış ve sabahtan beri doğru düzgün yemek yememişken, tüm makarnayı bitirebileceğime karar veriyorum. Onca makarna, bir de deniz ürünleri, hatta domates ve hele hele sarımsak, hiçbir tabağa sığmayacak gibi. Her şey çok kıvamında, her şey olması gerektiği gibi ama her şey inatla yerini yadırgıyor.

Çaresizce etrafa bakınırken dev salata kasesini fark ediyorum. Kafamdaki o şık, ışıklı sofraya bir hançer saplansa da estetik uğruna fonksiyondan vazgeçecek halde değilim. Kase doğru tercih. Gerekirse, servis kasesini yemek için kullanabilmeliyiz.

Her şey kıvamında, her şey olması gerektiği gibi ve artık su yolunu buluyor. Sahiden de, sanki en baştan beri bu dev kaseye konacakmış, tepeden de bir parmak dudak payı bırakılacakmış da, ona göre ölçülmüş gibi, makarna ve diğer her şey, güzelce yerleşiveriyor yerine. Ben bu kaseye daha önce hiç makarna koymuş muydum ki? Hatırlamıyorum. Biraz limon. Birazcık da taze maydonoz. Tamam.

***

iliara
Görsel: İlaria Falorsi

O pazar akşamüstü, aklıma düştükten tam 3 gün sonra, nihayet domatesli, deniz ürünlü makarnama kavuştum. Kendime o sofrayı kurduğum için kendime teşekkür ettim. Kendimi önce elinesağlıkladım, sonra afiyetolsunladım. Makarnanın tamamını, birkaç uzun şarkı süresinde ağır ağır, keyifle yedim; ne soğudu, ne fazla geldi. Her şey bittikten sonra, şarabın mantarını geri kapayacakken, hadi bi ufak kadeh daha koydum kendime. Kadehimi, sarımsak kokulu boş salata kasesinin şerefine kaldırdım, hiç hak etmediği anlamlar yüklediğim bu makarnadan şifa bulmalarıma içtim. Makarnalar mis kokmalı.

 

 

 

 

*Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun harika şiiri Yalnız‘a selamlar.

Temsili kapak fotoğrafı: supervalu.ie

5 thoughts

  1. Beğen düğmesine basarken elim titredi, beğenmek nedir ki, narin bir kadeh köpüklü bir şeyler ısmarlamak, pamuklara sarıp sarmalamak istedim. Elinesağlıkafiyetolsun, Deryik.

    Liked by 1 kişi

  2. O kadar güzeldi ki, 20 dakikalık bir Netflix dizisinin bölümü olsaydı da Londra’nın sokaklarında yürürcesine seyredeyim istedim.

    Makarnandan bir çatal aldık, çok güzel olmuş, eline sağlık. :)

    Liked by 1 kişi

  3. “Makarna bu. Ciddi mesele.” ahah makarna hakkında benim gibi düşünen bir babayigit de çıkmış bulunmakta. Ne okusam ne okusam diye öyle dolaniyordum ama bir makarna yazisina dalıp gideceğim aklıma gelmemişti. Canımız çekti ama afiyet olsun diyorum.

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s