Hikâyenin başladığı yerde, Lena Chamamyan’ı dinlemek…

Cemal Reşit Rey’de keyifle izlediğim son konser Hindi Zahra’nınkiydi sanırım. Kendisine fazlaca ayılıp bayıldığımdan konser boyunca kıpır kıpır duygularla şarkılarına eşlik etmiş, sık sık ıslıklar çalmıştım. Finalde de Zahra’nın pası dinleyicilere atmasıyla ayağa kalkıp hep birlikte kıvırmıştık. Şahane bir konserdi!

Ondan sonra CRR’de birkaç konser daha izlemişliğim var ama unutulmazlara Hindi Zahra ile noktayı koymuşum. Sonraki yıllarda maalesef pek uğrayamadım Cemal Reşit Rey’e. Değişen hayat dengeleri, başka konserler, başka mekânlar, şunlar bunlar… Bir hafta önce Lena Chamamyan’ın İstanbul’daki konserini haber veren duyuruyu görünce, CRR ile yollarımız yeniden çakıştı, ama konser biletleri çoktan bitmişti. Son bir çabayla dergicilik günlerinin hatrına sığınıp eski bir arkadaşıma yazdım, “sandalyede oturmaya razıysan çık gel” dedi, sağ olsun beni kırmadı.

lena

Konserden yarım saat kadar önce salona gelince, bol bol etrafı izleme şansım oldu. Çok değil birkaç yıl önce herhangi bir konserde hep tanıdıklarla karşılaşmak hiçbirimizi şaşırtmazdı. Ooo Melih Bey’ler de buradaymış; aman Ece Hanım’lar da gelmiş; Haluk Bey’ler yine geç kalmış, Güler Hanım’lar her zamanki gibi kalabalıkmış…  Selamlaşmalar, karşılaştığına memnun olanlar, gülüşmeler, uzaktan uzaktan bakışmalar… Çoğu basından ve kendi çapımda takip ettiğim sanat çevresinden tanıdık yüzler. Birkaç yılda herkes bir yana savruldu tabii, ülkede ise değişimin ardı arkası kesilmedi; haliyle dün gece salonda bildik bir iki kişi dışında kimseye rastlamamış olmak da beni pek şaşırtmadı.

Bir de CRR’nin eskiden nispeten homojen bir dinleyici profili vardı; dün geceki konserin, Lena Chamamyan’dan kaynaklı olarak çok farklı kesimleri buluşturacağını zaten tahmin ediyordum ama profilin yine de bu kadar çeşitli olacağını beklememişim demek… Benim gördüğüm, bu farklılığın sadece konsere özel olmadığıydı. Bence CRR’nin şimdiki dinleyici profiline bakarak bile yeni Türkiye yorumları yapılabilir…

Neden bu konserde olduğuma gelince… Lena Chamamyan’la her yıl 19 Ocak’ta, Agos Gazetesi önünde yapılan Hrant Dink anmalarında tanıştım. Katılanlar anımsayacaklardır: İnsanlar sokaklardan çıkıp yavaş yavaş Agos önünde toplanmaya başladığında, sessiz bekleyiş zaman zaman Lena’nın sesiyle bozulur, ortamda başka hiçbir ses işitilmez. O anda herkes, Ermenice bir ağıt olan Sareri Hovin Mernem’e teslim olur… Bildik tariflerle insanın burnunun direğini sızlatır türkü; boğazını düğüm düğüm eder, göğsünün üstüne bir ton ağırlık bırakır, kalbini deler geçer. İçinizin acıyla kavrulduğunu hissedersiniz… Sonra gazeteci Bülent Aydın’ın davudi sesi duyulur, her yıl olduğu gibi. “Hrant’ın arkadaşları, hepiniz hoş geldiniz” der de Aydın, sesindeki soğukkanlılık biraz olsun su serper içinize. Lena Chamamyan, yanılmıyorsam 2013 yılında verdiği bir İstanbul konserinde Hrant Dink için seslendirmiş bu türküyü; “onun toprağında, kendi toprağında, ona anadilinde seslenmek” istemiş. Sonrasında da anmaların ayrılmaz bir parçası olmuş. O türküydü işte beni de konsere getiren. Sareri Hovin Mernem, “Dağlarının rüzgârına öleyim…” diyen bir çeşit yakarış. Aşkı konu alıyor ama içinde memleket hasreti de var, sürgün olmanın acısı da…

Sesiyle her türlü sihri yapabilecek bu güzel kadının şarkılarında neden keder var, yorumu neden bu kadar dokunaklı diye merak edenler olabilir belki. Ondan da biraz bahsedeyim.

Babası Maraşlı, anne tarafı ise Mardinli ve Diyarbakırlı Lena’nın; yani aslında buralı bir hemşehrimiz. Babası Ermeni, annesi Süryani olunca, Chamamyan’ın hikâyesinin neden Suriye’de devam ettiğini tahmin edebilirsiniz. 1915’te yaşanan büyük kayıplar, zorunlu göçler; yeni toprağa tutunma, hayatta kalma mücadelesi… Dinlemeye artık mecalimizin kalmadığı bir dolu acı şey. Karşımızda hem Ermeni hem de Süryani olmanın bedellerini ödemiş bir kadın var. Üstelik şimdi de Paris’te sürgün hayatı yaşıyor. Kendi deyimiyle “Ermeni Diasporası”yken bir de “Suriye Diasporası” olmuş. Çünkü doğup büyüdüğü topraklar son beş yıl içinde yerle bir edildi; yeniden sevdiklerini, yakınlarını, dostlarını kaybetmiş Lena. Yersiz yurtsuzluk peşini bırakmayınca kaçınılmaz olarak sesine, yorumuna, şarkılarına yansıyor…

lenaa

Tabii eğer Lena’yı sadece bu türküyle tanımayanlardansanız onun aynı zamanda ne kadar neşeli, ne kadar yaşam dolu olduğunu da bilirsiniz. Ben şahsen dün geceki konserine kadar sahnede bu kadar cıvıl cıvıl bir kadın görmeyi beklemiyordum. Ne yalan söyleyeyim, Sareri Hovin Mernem’den sonra peş peşe şarkılarını dinlemeye korktuğum bir sesti Chamamyan. Birkaç doz yetiyor, sonrasında kendime kapa kapa diyordum; fazlasını bünye kaldırmıyor. Nitekim dünkü konser de böyle başladı, önce üst üste darbeler indi. Ama her şarkı sonrası yumuşacık sesiyle hikâyesinden bahsederek, anekdotlar aktararak, yer yer salondan kendisine atılan laflara tatlı tatlı karşılıklar vererek dinleyicilerini yine düzlüğe çıkarmasını bildi Lena. Köksüzlüğüne, oradan oraya savrulmuşluğuna, Suriye pasaportuyla yaşadığı sıkıntılara rağmen anlattıklarında hep aşk, umut ve barış vurgusu vardı.

2015 yılında Agos Gazetesi için Maral Dink’e verdiği röportajında şunları söylüyor Lena Chamamyan:

Tüm o karanlığın ve acıların yanı sır, geleceğe dönük umudu ve yaşamı konuşmak gerekiyor. Bence, devam edebilmenin yolu buradan geçiyor… Yurda dönüş umudunu yavaş yavaş kaybetmek, bir anlamda bana yardım etti. Bazen evine dönmenin bir yolu yoktur, anladım. Bu durumda yapman gereken, evini gittiğin yere götürmektir. Yeniden yaratmak belki… Kültürünü, değerlerini taşımak ve dünyaya anlatmak seni ayakta tutar. ” 

lena-chamamyan-770x470

Dinleyicilerin bir kısmı elinde çiçeklerle gelmişti konsere. İlk şarkılardan sonra kocaman bir gül demeti sunuldu Lena’ya; dünyanın bir başka ucundan dinleyicisi, azmederek İstanbul’da da izini sürmüştü Chamamyan’ın. Salonda tek bir boş koltuk kalmadığı gibi oturma alanlarına sonradan eklenen sandalyeler de dolmuştu ki bendeniz, misafir kontenjanından gelen son dakikacı olarak o sandalyelerden birinde izledim konseri. Arapça, İngilizce, Ermenice, Türkçe, Fransızca dilleri havada uçuştu konser boyunca. Bir ara kimler Arapça biliyor diye sorduğunda Lena, salondaki dinleyicilerin yarısından fazlasının elleri yukarı kalktı. Bazı şarkılarda dinleyici seslerinin, onunkini bastırdığı bile oldu. Hemen yanımda oturan iki genç kız, benim Arapça bilmiyor oluşuma üzüldüler, ama onlar tüm şarkılara ezberden eşlik edince bu kez üzülen ben oldum.

Şarkıları gibi orkestrası da çok sesliydi Lena’nın. Piyanoda Wajdi Riahi, basta Basile Mouton, davulda Ariel Tessier, perküsyonda Wassim Derbel, kemanda Marwa Fafir, kanunda Hend Zouari, dudukta ise Gürkan Çakmak eşlik etti Chamamyan’a.

Sahneye dudukla Gürkan Çakmak çıkınca, arka koltuktaki cazcılar “ama bu olmadı” diyerek yaşadıkları hayal kırıklığını bize kadar duyurdular. Bazı şarkılarda zılgıtlar atılınca, bu kez de küt saçları krepeyle kabartılan fönlü teyzeler hayal kırıklığına uğrayıp etrafa ters bakışlar attılar. Ortamdaki hâkim duygular, Twitter’a yazılan “#lenachamamyan konserindeyiz. Salon full Suriyeli dolu. İnsan kendi ülkesinde böyle yabancı oluyormuş” mesajı ile Instagram’da paylaşılan “Şam’dan çıkarak Irak’a, Mardin’e, Mağrib’e, Tunus’a, Endülüs’e uçtuk.  En çok Arapça duymayı ve Ortadoğu’yu özlemişim,” mesajı arasında gidip geldi. Bir de sevgili Başak’ın aylar önce Lena’nın bir şarkısına eşlik eden şu cümlelerindeki gibi hissedenler vardı: “Çok kırgın, çok ağrı, çok bungun, çok şükran, çok habibi, çok afitap, çok hayat…”   

Ortadoğu’nun tüm halkları selamlandı konserde; Arapça’nın farklı lehçeleri duyuldu; Şam’ın, Halep’in adı her anıldığında salonda kıyamet koptu; şarkılar türküler hep barışa ve aşka adandı. Sıra Sareri Hovin Mernem’e geldiğinde ise çıt çıkmadı. Lena’nın sesi billur bir su gibi aktı geceye; kalplerin pasını sildi, gidip canım Hrant’ın canına değdi.

Yıllar önce uzaktan korkarak baktığı İstanbul, şimdi onu bağrına basıyordu; belki de yeni bir yurt olarak hayallerini süslüyordu artık. Yeniden Agos’taki söyleşiye dönelim:

Dört yıl önce, İstanbul’a ilk ayak bastığım gün, hava güneşliydi. Benim için buradaki güneş, Suriye’deki güneşin aynısıydı. Güneşin her şeye renk verdiğini gördüm. Binalara, sokaklara, insanlara… Ancak, Avrupa’daki güneş, benim değil, renk vermiyor.”  

Üstelik memlekete geri dönüşü, köklerini tanıyan ve anlayan bir kızdan babasına sunulmuş bir yaşam hediyesi olarak görüyordu Lena.

“Sürekli evinden olan ve evine dönmek isteyen biri olarak, belki de tüm yolu bunun için yaptım. Hikâyemin başladığı yere, evime dönüyorum…”

Bildiğim kadarıyla Lena Chammamyan henüz İstanbul’a yerleşmedi, ama yolu daha sık düşüyor bu coğrafyaya. Biz de giderek daha çok aşina oluyoruz sesine, şarkılarına. Onun da artık yabancılık çekmediğini düşünüyorum; dünkü konserde misafir tedirginliğinden çok ev sahibi sevinci vardı yüzünde. Kendi topraklarında, kendi dillerinden şarkılar söyleyip hemşehrilerine unutulmaz anlar yaşattığı için mutlu ve gururluydu. Bir ara coşku o kadar arttı ki gerdanlar kırıldı, kollar yılan dansı yapmaya başladı, kendini frenleyemeyen bazı genç kadınlar sahneye atılmak üzere ayağa kalktı. Muhtemelen konser sonrası albüm imzalama ritüeli de uzadıkça uzamıştır. Kim bilir belki çıkışta toplaşıp hep beraber hasret gidermişlerdir, umarım ki de öyle olmuştur.

Anlattığına göre Lena, verdiği konserlerden sonra, orada bulunan Suriyeli topluluklarla buluşuyormuş. Suriye dışında Suriyelilerle olmak, herkes için kısa süreliğine evine dönmek gibiymiş… Lena’ya devam edebilmesi için enerji veriyormuş. Bunları da yine söyleşisinden aktarıyorum…

lena2

Çıkışta neler olduğunu bilmeyi, hatta aralarına katılmayı çok isterdim ama saat 23.00’a yaklaşınca metroya koşturmam gerekti. Vakit gece yarısını bulmadan Yenikapı’dan kalkacak son metroya yetişmeliydim ki külkedisine dönüşmeyeyim. Lena’yı en son kendisine gelen çiçekleri sahneden birer birer izleyicilerine atarken gördüm; sevgi çemberi içinde halkıyla bütünleşmişti. Ben de Ala Mowj El Bahr şarkısını mırıldana mırıldana yoluma devam ettim..

Bu notum sana sevgili Lena Chamamyan: Turnam Gidersen Mardin’e türküsünü daha çocuk yaşlarda Gülbahar Uluer’den dinleyip ezberlemiş, kendi kendine doldurduğu karışık kasetinde seslendirmiş biri olarak bir gün seninle düet yapmayı çok isterim. Konserde “Böyle gelmiş, böyle geçer dünya” şarkısını arkadaşın Nihan’la birlikte söylemen biraz kıskandırdı… Henüz tanışmıyoruz ama ben de arkadaşınım!

Ve tabii ki teşekkürler Sümeyra!

********

Lena’nın konserde seslendirdiği şarkıları becerip bir Spotify listesi olarak ekleyemedim. Yine de merak ederseniz diye listeyi aşağıya bırakıyorum:

Program

1. Oror + we will go home (Lena Solo)
2. Lena Solo + Lamma Bada
3. Bali Maak
4. KissatIshk
5. Yar Deli / Cha Moumar
6. Washa2a Al Hawa
7. Shaam
8. Rassael
9. Al Moj el Bahr
10. Ana Souriya 11. Sareri
12. Hal Asmar
13. Akher El Aan’oud
14. Ya Mal Sham / Oriental Mix
15. Halali
16. Bent Shalabiye / Turkish Part (Bis)

 

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s