#52hafta52kadınyonetmen – 6

Öncelikle mutlu yıllar. Nasıl geçti habersiz koskoca yıl, değil mi? Bir baktım ki Aralık ayının son günlerindeyim. 

Hileden saymazsanız bazı kısa filmlerle açıyoruz bu haftanın seçkisini. Hem kısalan gün ışığı süreleri hem de iş yerindeki mevsimsel yoğunluk dolayısıyla ilgi açıklığım 20 dakikayı çok zor geçiyor. Allah’tan çiçek gibi kısa filmler gencecik kadın yönetmenler müjdeliyor. 

Hazırsanız, başlıyoruz.

36 – The Trader – Tamta Gabrichidze:  Genç Gürcü yönetmen Tamta Gabrichizde’nin bu belgeseli takasa dayalı bir ekonomi kurmaktan başka çaresi kalmamış Gürcistan kırsalındaki patates yetiştiricilerinin arasında yolunu bulmaya çalışan bir satıcının hikayesini anlatıyor. James Gandolfini’yi andıran başkahramanı kadar gösterdiği fukaralık manzaralarının asla bir duygu sömürüsüne dönüşmemesini, umut ve merak hissini hep canlı tutmasıyla kalbimi çaldı. 2018 Sundance’ten de ödüllü “Satıcının Hikayesi” bu yıl Netflix’te izlediğimiz en iyi bir kaç şeyden biri. 

37 – Rabbit – Laure de Clermont-Tonnerre:  Laure de Clermont-Tonnerre, kameranın önünün de yabancısı değil aslında, kendisini Schnabel’in unutulmaz filmi Le scaphandre et le papillon – Diving Bell & Butterfly’da izlemiştik yıllar önce. Rabbit’de çok kısıtlı bir alanda, çok insani bir hikaye anlatmaya soyunuyor. Bazı mahkumların evcil hayvanların bakım sorumluluğu ile rehabilite edildiği hapishaneleri araştırarak yola çıkan Clermont-Tonnerre, kısa metrajında bir kadın mahkumun tavşanı ile ilişkisine odaklanıyor. Tertemiz kadrajları, dar mekanı kullanma biçimi, sabırlı kamera çalışması ve minicik filmde pırıl pırıl parlayan performanslarıyla küçük ama kıymetli bir iş olmuş Rabbit. Yeni filmi, bu sene Sundance’te yarışacak “the Mustang” de,  Rabbit’e benzer şekilde bir mahkumun hayvanlar ile, bu sefer vahşi atlarile ilişkisini ve bu sayede iyileşme sürecini konu alıyor. Başrolünde ise waffle’dan sonra Belçika’dan çıkmış en iyi şey olan Matthias Schoenaerts var. Merakla bekliyoruz. 

38 – Bao – Domee Shi: Tarifsiz tatlılığı sizi şaşırtmasın, ebeveynlik, hatta net olalım, annelik üzerine bir mesel, Bao. Anneliğin temellerine, bir şeyi onu öldürecek kadar çok sevmekle ilgili karanlık ve çok insani yere dair 8 dakikada anlatılabilecek en iyi hikaye belki de. Gencecik yönetmeni Domee Shi, yıllardır Pixar’ın kadrosunda, pek sevdiğimiz Inside Out ve merakla beklediğimiz Toy Story 4’ün storyboard’larında imzası var. Inside Out’u çekerken minik bir yan-görev gibi gelişen pek minnoş filminde Japon anime ustalarını, örneğin stüdyo Ghibli işlerinin ve de kendi köklerinin, (Çin asıllı) göçmen bir ailede yetişmenin izlerini gözlemlemek mümkün. Bir yanıyla bir şirinlik muskası, diğer yanıyla epey karanlık bir aile dinemiğinin ipliğini pazara çıkarıyor. Bao, Pixar filmlerinde gelenek olduğu üzere, ikinci The Incredibles filminin başında gösterilmiş, vizyonda yakalamış bile olabilirsiniz yani. Ben şahsen Oscar aday adaylığının adaylıkla sonuçlanmasını, Domee Shi’nin kendi uzun metrajına daha da yaklaşmasını temenni ediyorum. 

domeeshi_2.jpg

39 – the Tale – Jennifer Fox: Yarı otobiyografik bir hesaplaşma filmi “the Tale”. Hafızamızın bize oynadığı oyunlar ve doğru hatırladığımızda bizi mahveden şeylerle ilgili. Biraz da şu malum hikaye, “ormanda bir ağaç düşerse ve onun düştüğünü kimse görmezse…” Geçen yıl Sundance’te gösterildikten sonra rekor bir anlaşma ile HBO tarafından satın alınan “the Tale” yönetmen Jennifer Fox’un kendi geçmişiyle hesaplaşmasının belgesi The Tale. Habercilik ve belgesel sinemadan geldiğini saklamayan yaratıcı tercihleri ve yenilip yutulması zor hikayesi ile izlemesi de hayli zor. Öte yandan bu film belli ki yönetmenin ve nice erken yaşta taciz kurbanının iyiliği için çekilmiş, seyir zevki önceliğimiz değil yani. Bazı hikayelerin sadece dinlenmesi gerekiyordur belki. Başroldeki Laura Dern herkesin malumu, ama yepyeni Widows’ta da izlediğimiz Elizabeth Debicki’yi de unutmayalım. 

40 – Shirkers – Sandi Tan:  Fena halde kişisel hikayelerden devam ediyoruz. Öyle özel bir film ki “Shirkers”, tarifsiz tatlılığını anlamak için kendi gözlerinizle görmeniz gerek. Yine hayatındaki genç kadınlara av gibi yaklaşan bir olgun erkek karakter ve yine ilk gençlik travmalarını filme dökmeye cesaret eden bir kadının hikayesi. Korkmayın, the Tale’inki kadar travmatik değil hikaye bu sefer, Sandi Tan hep anlatsın, ben hep dinleyeyim istedim ben. Kimlik, yaratıcı neşe ve bastıralamayan bir merakla örülü sürprizlerle dolu bu hikayenin bir de bonusu var; pek iyi tanımadığımız Singapur toplumuna dair nostaljik gözlemler. Netflix olmasa belki de asla çekilmeyecek bu nefis film, yılın en iyilerinden, belgesel meraklıları zaten kaçırmayacaktır diye düşünüyorum. Ben geri kalan film meraklılarına da tavsiye ediyorum. 

shirkers netflix main.jpg

41 – I Feel Pretty – Abby Kohn & Marc Silverstein: Amy Schumer, büyük bir eksiklikmiş, gelince anladık. Kamyoncu gibi küfreden, şirin olma zorunluluğunu reddeden, büyük beden bir komedyen kendisi, hem kendi TV programı hem de asıl büyük çıkışını yaptığı Trainwreck’te kadınlara biçilen rollerin sorgulanmasına hizmet ediyor, pek güzel. Öte yandan, büyük eril düzen problemiyle mücadele etmek için gerçek hayat dersleri arıyorsanız çok yanlış geldiniz, kızınız feminizmi Amy Schumer’dan öğrenmeyecek. Trainwreck’in Bill Hader’ı bir arzu nesnesi olarak kullanması ve değme Beta erkeğin kısmetini açması, Tilda Swinton’ın kariyerinin belki de en eğlenceli işine ev sahipliği yapması gibi meziyetleri var Allah’tan, ancak I Feel Pretty maalesef hiç bir cephede verdiği mücadeleyi kazanamıyor. Filmin yönetmenlerinden biri olan Abby Kohn’un aslında yabancısı değiliz, kendisi “He’s Just Not That Into You” ve “Never Been Kissed” gibi kalburüstü romantik komedilerin yazarı. Lakin I Feel Pretty maalesef ucuz şakalardan fırsat bulup bu iki filmin mertebesine yaklaşamıyor. N’apalım, kısmet değilmiş. 

Abby Kohn_I Feel Pretty

42 – RBG – Julie Cohen & Betsy West: Son zamanların en ilham verici hayat hikayelerinden birinin kahramanı, Amerika’da cinsiyet tabanlı ayrımcılığın azaltılması adına devrim niteliğinde işler yapmış 84 yaşında bir adalet meleği Ruth Bader Ginsburg, gazabından Trump bile kurtulamıyor. RBG’nin bizzat kendisi ve en yakınları tarafından anlatılan hayat hikayesini ve bir Yüksek Mahkeme yargıcından milenyum çağı için olgun bir rol modeli yaratan gelişmeleri perdeye taşıyan Julie Cohen’in de şimdiye kadar en ses getiren işi. Ortağı Betsy West ile öznelerine saygılı bir mesafe ve gizlemedikleri bir hayranlıkla yaklaşıyorlar. Filmi bu kadar ciddi bir meseleyi fazla sulandırmak, feminizmin metalaştırılmasına, içerikten çok biçimi konuşmasına itirazı olanlar olacaktır elbet, ancak ben RBG ile tanışmak için çok iyi bir fırsat olduğunu düşünüyorum. RBG hanımefendinin hayat hikayesinin kurgusal bir versiyonunu da bu sene sinemalarda izleyeceğiz, “On the Basis of Sex” adıyla. Merakla, hevesle bekliyoruz. 

film1820-rbg-1024x576.jpg

43 – You Were Never Really Here – Lynne Ramsay: Lynne Ramsay’in You Were Never Really Here ile Cannes’ı sallamasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti ama filmle benim yolum ancak kesişti. Olsun, geç olsun da… Cannes’ın en iyi erkek oyuncu ödülünün de sahibi You Were Never Really Here şiddet ile örülü bir dünyada adalet arayan erkek kahramanının peşinden dolaştırıyor bizi. Hipnotik ve sürükleyici müziğe kapılıp çok iyi bir film izlediğiniz hissine kapılmanızı sağlayacak kurgusu da cabası. Lakin senaryonun özensizliği benim seyir zevkimi biraz olumsuz etkiledi. Güçlü sinema hissiyatı ve sıkı kurgusu ile vaktinizi boşuna harcamayan bir iş olsa da zat-ı şahanenin inanmamız istendiği gibi en iyi filmi değil maalesef You Were Never Really Here. Yine de kendisinin kredisi sonsuz bizde, buyursun bir daha vursun çekici gözümüze gözümüze.

you-were-never-really-here-lynne-ramsay-joaquin-phoenix

44 – Dumplin’ – Anne Fletcher : Senenin son filmiydi Dumplin’ benim için, tesadüfen bir kadın yönetmenin işini seçmişim, maksadım sadece şöyle hafif, cupcake tatlılığında bir film izlemekti. Kısmetime vücut olumlama ve cinsiyet eşitliği üzerine pek de yeni bir şey söylemeyen bu Dolly Parton güzellemesi düştü. Her şey belli bir standardın üstünde, Jennifer Aniston’ın Teksas aksanı hariç, ama yine de bir olmamışlık, bir müsamere havası hakim Dumplin’‘e. Fletcher’ın önceki işlerine bakılırsa yeni bir Campion beklentisi yaratacak hiç bir şeyle de karşılaşılmıyor zaten. Sadece çok vaktiniz varsa…

Bize ayrılan sürenin burada sonuna geldik. 52 farklı kadın yönetmeninin 52 farklı işini izlemeyi umut ederek başladığım yılı 44 kadın yönetmen ile bitirdim. %84, fena değil sanki. İşler güçler, birtakım bahanelerim var elbet. Ama bazı kadınları önceliklendiremedim, bazı yönetmenlerin işlerini izleyecek zihinsel alana kendimi sokamadım bir türlü. Sayıyı tutturamamak değil de, onları izleyememiş olmak beni biraz üzüyor. Örneğin, kendimden bir Chantal Akerman, bir Jane Campion, bir Claire Denis, ne bileyim, bir Mira Nair izlemeyi beklerdim, ki hepsinin filmografisinde tonla eksiğim var. Vazgeçecek değilim, ama bu sene bunu bir teslim tarihi endişesi olmadan, kendi zamanımda yapmak niyetindeyim. Belki birkaç aya sayıyı 52’ye tamamlar, sonucu sizinle de paylaşırım.

Yeni yılda, filmler etrafında dönen gürültüden azade seçimler yapabilmemiz, iyi filmleri çok popüler diye yermekten, kötü filmleri herkes izlemiş diye izlemekten kaçınabilmemiz, kendi damak tadımıza uygun filmleri bulabilmemiz dileğiyle.

İyi seyirler herkese.

Film Sayısı: 44

Hafta Sayısı: 52

2 thoughts

  1. Bao’yu izlediğimde neredeyse ağlayacaktım sonunda. Bir filmi izlerken yönetmenlerini bilip de izlemek çok güzel ve zevkli bir şey. Bazen arkadaşlarımla film izlemeye karar verirken yönetmenlerini araştırırken buluyorum kendimi ve garipsiyorlar. Bu alışkanlığı ve farkındalığı bana kazandırdığınız için teşekkürler ^.^ !

    Liked by 1 kişi

    1. Güzel yorumunuz için teşekkürler. Yönetmenini tanıyıp bilmek bir müddet sonra kendi zevkinizi oluşturmada çok yardımcı oluyor, en azından bana öyle oldu. Yolunuzun iyi filmlerle kesişmesi dileğiyle…

      Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s