Harry Potter Nasıl Kalbimi Kırdı?

Harold-Bloom

Harold Bloom’un bir insan olduğunu bile bilmiyordum. Julio Cortazar, en sevdiğim yazar sayesinde öğrenmiştim. Cortazar hakkında konuşmak istiyordum, hayranlığın yan etkilerinden biri. Başkaları da hayran olduğun şey hakkında ne düşünüyor öğrenmek istiyorsun. Başka Cortazar okuyan bulsam, hayranı olduğunu iddia eden karşıma çıksa da hakkında dişe dokunur iki kelime edecek kişiyle tanışamadım. Size de tavsiyem olsun Mahmut okuru, böyle zamanlarda kurtarıcınız akademi olsun. Makaleler, analizler, karşılaştırmalar ve kimi zaman tutku başka zamanlarda ise yayınlanabilmek için ortaya dökülmüş emek spesifik konudaki sohbet arzunuzu fazlasıyla tatmin edecektir.

İşte böyle zamanlarda Bloom ile tanıştım. Cortazar hakkında çeşitli eleştirmen ve yazarların yazdığı makalelerden oluşan bir seçkisi vardı. Bloom’s Cortazar diye geçtiği için Cambridge’s Companion to Bir Şeyler gibi bir isim sandım. Gülmeyin lütfen, cehalet şakası yapılacak şey değil. Sonrasında Bloom’u daha iyi tanıdım ya, yazdıklarına ilgim yoktu. Tam da o zamanlar kötü-ticari edebiyat batağında tam anlamıyla gömülmüştüm. Şaheser denilebilecek romanlarda yan yana heteroseksüel bir adamla kadın duruyor diye “Ne zaman öpüşecek bunlar?” diye sabırsızlanıyordum. Karanlık günlerdi ve ticari, kötü edebiyat okumaktan hâlâ büyük bir zevk alıyorum ama içiniz rahat olsun, en azından kötü edebiyatın sadece iyi örneklerine vakit ayırıyorum. Geçenlerde adını tekrar bir yerlerde duyunca neredeyse 10 yıl sonra Bloom’la tekrar buluştum. How to Read and Why kitabına başladım, çok beğendim ve faydalı buldum. Ve döngü yeniden başladı, bu sefer de Bloom hakkında konuşmak istiyordum. Youtube’da Charlie Rose röportajına rastladım. Beni tanıyanlar Bloom’dan nefret edeceğimi düşünebilir, bunu demem de sizin benden nefret etmenize sebep olabilir ama politik doğruculuğa sırtımı yaslamış, onun rahatlığını ve sıcaklığını konuşma özgürlüğüne tercih eden biriyim. Bloom ise kimlik siyasetinin edebiyat eleştirisinden uzak durması gerektiğini savunuyor. Makul bir insan sayılırım. Söylediklerine tamamen karşı olup kendisini eski kafalı olmakla suçlamanın da, başarısı, zekası ve üretkenliği yüzünden her dediğini din öğretileri gibi kabul etmenin de saçmalık ve zaman kaybı olduğunu düşünüyorum. Bu da ikinci tavsiyem olsun, zeki, bir işe yıllarını vermiş ve pek çok saygın insan tarafından saygı gören biri konuştuğunda katılmasanız da dikkate alın, bu pek de sık yapmadığımız bir egzersiz sağlayacaktır: düşünmek. Kafa yormadan kabullenmek de yanlış bana göre, zeki biriyle aynı fikirde olmak sizi zeki yapmayacak.

Bloom ile aynı fikirde olduğum pek çok nokta var. Sesi duyulmamış insanların sesi olduğu için üzerinde düşünülmemiş ve kötü kitapların göklere çıkarılması okumaktan keyif alan herkes için uzun vadede korkunç bir şey olacak. Ama yazılmış eserlerin feminist, queer ya da başka açılardan eleştirisinin amaçsız ve işe yaramadığı yönündeki fikirlerine sıcak bakmıyorum. Barışçıl ve basit bir önerim var, isteyen yapsın, isteyen yapmasın. Harold Bloom’un en nefis öğrencilerden seçilme sınıfına gireceğim diye uğraşıp müfredattaki modern dönem Orta Asya, queer edebiyatı eksikliğinden şikayet etmenin tutarsızlığının farkına varalım. Bloom için önemli olan tek şey sanat, kağıtta olduğu haliyle. Shakespeare’in biseksüel, Dickinson’ın lezbiyen olma ihtimali onu ilgilendirmiyor. Ama bir lezbiyen için edebiyatın en üst sıralarında temsil edildiğini görebilmenin ne kadar önemli olduğunu anlamıyor olabilir. Kendisiyle evlenmeyeceksiniz, alabildiğinizi alın ve geçin. İyi bir okuyucu olmak, okumaktan gerçek zevki alabilmek istiyorsanız. Ya da Shakespeare seksist diye okumayı reddebilirsiniz. Bu sizi belki iyi bir feminist (ama kötü bir okuyucu) yapacaktır.

Hâlâ Harry Potter’a gelemedik. Röportaj 2000 yılında geçiyor, bir sonraki Harry Potter kitabının sabırsızlıkla beklendiği, Rowling’in liste başlarını kaptırmadığı zamanlar. Harold Bloom’un konu hakkındaki fikirleri ölüm gibi. Çok üzücü, kalp kırıcı ve çok kesin. Kötü, klişelerle dolu, edebiyat değil söyledikleri kelimeler arasında. Yanımda olsa tokadı yapıştıracağım yaşlı demeden. Charlie Rose ısrar ediyor, çocukların hiç olmazsa okumaları iyi değil miymiş peki? Değilmiş. Edebiyat olmayan eser okuma zevkini aşılayamıyor demeye getiriyor. Çocuk edebiyatına örnek olarak Through the Looking Glass ve Charlotte’s Web’i örnek veriyor. Biraz olsun sakinleşiyorum, Charlotte’s Web en sevdiğim kitaplardan biri. Öyleyse daha az hakarete uğramış gibi hissedebilirim.

Birisi sevdiğimiz bir şeyin değersiz olduğunu söylediğinde duygusal bir tepki veriyoruz, çünkü duygusal bir yatırım yapmış oluyoruz geçmişte. Harry Potter konusunda, özellikle de benim jenerasyonum çok ciddi yatırımlar yaptı. Yedi kitaplık bir seriden bahsediyoruz, sadece okumakla, hayran olmakla kalmadık, çıkacak her yeni bölüm için gün saydık. Ticari, eğlencelik bir roman olduğunu kabul edebilirim de hiçbir işe yaramadığı, okuma zevki aşılamadığı suçlamaları kalbimden yaralıyor. Ama Bloom’un söyledikleri kafama takılıyor ve düşünmeye başlıyorum. Gerçek bir analiz yapmıyorum tabii ki, Bloom’un kitapların edebiyat eseri sayılması için bazı gereklilikleri var. Bunların hepsini anladığımı iddia edecek değilim. Onun yerine kendi çevremi, tanıdıklarımı düşünüyorum. Harry Potter pek çok çocuğa okuma alışkanlığı kazandırdı. Değil mi? Eleştirel bir şekilde okuyan, iyi edebiyatın değerini bilen aynı zamanda da Hufflepuff kazağını çıkarmayan arkadaşlarım var. Fakat eski sohbetlerimizi hatırladığımda Harry Potter’dan çok daha önce çok iyi kitaplar okumuş olduklarını da anımsıyorum. Okumaya Harry Potter ile başlamış, sadece Harry Potter okumuşlarla da tanıştım. Kimileri okumamaya devam etmişti, bazıları kurtulduğum ticari edebiyat batağında kalmıştı, bir iki tanesi de gerçekten çok iyi kitapları satın alıyor ve kenara koyuyordu. Tam Bloom’a hak vermek üzereydim ki silkindim, çünkü dünya benim çevremle sınırlı değil. Okuma zevki aşılaması bir kitabın iyi olmasını sağlayan tek şey de değil.

Bunun üzerine Harry Potter kitaplarının değeri konusunda şüphe yaşamaya başlayan başka biri üzerinde düşünmeye başladım. O da yazarının ta kendisi. J.K. Rowling, bunu açık açık demiyor elbette ama kullanabildiği her mecradan Harry Potter kitaplarına ekleme yapma isteği son hallerinden mutlu olmadığını ortaya koyuyor. Dumbledore erkeklerle sevişiyordu, Minerva’nın kocası ölmüştü, Trelawney gizli bir alkolikti…

Bakın, eğer o korkunç lafları söylediği sırada Bloom’un yanında olsaydım, tamam tokat atmazdım. Ama ona bu kitapların iyiyle kötünün savaşını anlattığını, arkadaşlığın değerini gösterdiğini, ırkçılık başta olmak üzere ayrımcılıkların üzerine yürüdüğünü ve bu şekilde de çocukların iyi birer insan olma yoluna gittiğini, sanatın, edebiyatın birincil amacının da insanı daha iyi olmaya yönlendirmek olduğunu söylerdim. Hayali cevabım beni çok tatmin etmişti ama kafamın içindeki o sinek vızıltısı geçmek bilmiyordu.  Harry Potter hayranları arasında gelenektir, herkes Hogwarts’ta hangi topluluğa ait olacağı konusunda fikir yürütür. Bu tür sohbetlere kulak kabartırsanız pek çok kişinin gururla Slytherin olduğunu iddia ettiğini duyabilirsiniz. Rowling yedi kitap boyunca Slytherin mensuplarının içinde en ufak bir iyilik göstermedi. Son kitabındaki yarım ağızla söyledikleri hariç. Yedi kitap boyunca ırkçı, cani, kibirli ve bencil olduğunu her fırsatta gösteren Draco Malfoy karakterinin yanlış anlaşılmış bir tarafı yoktu. Rowling kendisi bile bu kadar çok Malfoy hayranı olmasına şaşkınlıkla baktığını ve onaylamadığını söylemişti. Düşününce Malfoy, Snape gibi kötücül karakterlerin ne kadar çok hayranı olduğunu farkediyorsunuz. Abarttığımı mı düşünüyorsunuz? Öyleyse Draco Malfoy hayranlığı için yazılmış olan bir fan fiction hikayesinden yüksek bütçeli bir Hollywood filmi ve televizyon dizisi ve kitap serisi çıktığını hatırlatayım. Birkaç defa cinayete teşebbüs etmiş, isteyerek insanlara zarar vermiş bir karaktere olan hayranlığın milyonlarca dolar değeri var. İstisnalardan bahsetmediğim ortada.

Arkadaşlığın değerini gösterme meselesine gelince fazla direnemedim bile. Harry, herkesin kendini özdeşleştirmesi gereken baş kahraman, arkadaşlık konusunda neler yaptı bilmiyoruz. Hayatı boyunca ilgiye ve takdire aç bir şekilde yaşamış Ron arkadaşı için ömür boyu geri planda kalmayı kabulleniyor, tatillerde ailesi yerine arkadaşının yanında kalıyor, ölümü göze alıyor, Harry atla derse istediği yüksekliği soruyor. Biz hikayeyi Harry’nin gözünden görüyoruz. Ron’a karşı sempati ya da üzgünlükten bahsedilmiyor, aksine zayıf noktası olan ilgi açlığıyla dalga geçiyor. Her fırsatta arkasını toplayan, koruyucu annelik görevini üstlenmiş Hermione ise bu şefkatten daha da az pay alıyor. Sarı çiçeğe annesi, babası var mıdır diye sormak bile aklına gelmiyor. Bir çocuğun gözünden Harry Potter’ı okuduğumu düşünüyorum, arkadaşlık hakkında gördüğü şey sürekli kendini feda eden iki insan olacak. Gerçi hakkını yemeyelim, Harry Ron’a bir kere şapka hediye etmişti.

Tamam, elimde en azından ayrımcılığa karşı duruşu kaldı. Kitap serisinde büyücüler, özellikle de safkan olanlar değerli, Muggle’lar ve Muggle doğumlular küçük görülüyor. Ve kitabın amacı bunun ne kadar yanlış olduğunu söylemek. Baş kahraman Harry’nin annesi Muggle doğumlu mesela. Babası da büyücülük dünyasının en köklü ailesinden gelen bir safkan, onu geçiverin. Ron, safkan. Harika insan Dumbledore, safkan. Aşık olduğumuz Sirius, safkan. Muggle doğumlu tek önemli karakter Hermione. İşte gördün mü Harold Bloom? Bu kitap hangi ırka ait ya da şartlarda doğarsan doğ, eğer kendini delirtecek kadar çalışırsan, göz kamaştırıcı derecede zekiysen ve kendini hiç önemsemeden fedakarlık üstüne fedakarlık yaparsan başkalarından farkın olmayacağını söylüyor. Bu çocuklar için verilebilecek şahane bir mesaj!

Çok sevdiğim birinin sosyal medyada korkunç politik fikirler sıralamasını izliyor gibi hissediyorum. Tabii durum biraz daha farklı, Harry Potter kitapları aslında gerçekten iyi niyetle yazıldılar, buna eminim. Ama farkediyorum ki mesajını iletme konusunda başarısız oldular. Zorbalık yapan, insanları küçük düşürmekten zevk alan, güçsüz ve zayıfın yanında durmayan bir karakter takıntılı bir aşkı devam ettirdiği için takdirin çoğunu topluyor örneğin. Burada kesinlikle iletilmeyen birkaç mesaj olmuş gibi görünüyor.

Peki Rowling bunu nasıl engelleyebilir, çocukların gelişimine değeri ölçülemeyen bir katkıda bulunabilirdi bunu düşünelim. Kitapta iğrenç olmayan Muggle karakterler olabilirdi örneğin. Hani değerimizi ne şartlar altında dünyaya geldiğimiz değil de seçimlerimiz belirleyecek ya. Ona dair somut bir örnek görmek fena olmazdı. Ya da Harry iç düşüncelerinde kendini eleştirebilirdi, ya da Hermione ensesine bir tokat yapıştırıp bencilin teki olduğunu söyleyebilirdi. Bunların hepsi uygulaması kolay ve herkesin aklına gelebilecek basit fikirler, neden uygulanmıyor dersiniz? Kompleks duygular, iç çatışmalar, zıtlıklar, haklının ve haksızın belli olmadığı durumlar, iyi niyetli ama çirkin ve sempatik olmayan karakterler… Bunların hepsi de okumayı zorlaştıran unsurlar. Tarafını bilmek kadar rahatlatıcı bir şey olamaz. Hele ki iş çocuklara geldi mi kendini yerine koyacağı karakterin hataları kabul edilemez olur, okumak zorlaşır. Böylece okuyan kişi azalır ve tahmin edeceğiniz gibi az para kazanılır.

Sanattan zevk almak havadan gelen bir hediye değil. Müzik, resim, sinema ya da edebiyat farketmiyor, gerçek tadını çıkarmak için emek harcamak gerekiyor. Yeri geldiği zaman tek bir kelime seçiminden yazarın niyetini sorgulamak, karakterlerin anlamlandıramadığımız duygularına empati yapmaya çalışmak, kısacası düşünmek lazım. Harry Potter bunların çok azını talep ediyor. (Yok ben çocuk yaşımda her şeyi analiz ettim, hiç öyle değil diyorsanız en sıra dışı insan madalyanızı bir ara veririm.) Bence hâlâ şahane kitaplar, moralim bozukken kıvrılıp Azkaban Tutsağı’nı okumaktan vazgeçecek değilim. Ama ticari, popüler edebiyatı övmekten hoşlanan biri olarak sanata bakış açımda değişme yaşamaya başladığımı söyleyebilirim. İnsanları kendilerini tanıttıkları şekilde kabullenmiyoruz, değil mi? Yalandan ve dedikodudan nefret ettiğini söyleyenlerle ikisi olmadan konuşamayan insanların ortak kümesinin genişliği bize bir şey öğretmedi mi? Kitapları da farklı görmemek gerekiyor, ayrımcılığa savaş açan, “arkadaşlık her şeyden önce gelir” diyen kitabın ilettiği mesajın doğuştan gelen üstünlüğün eğlencelerini göstermesi ve bencilliği norm olarak öğretmesi belki de şaşırtıcı değil. Belki de bu yüzden Rowling Twitter üzerinden hayranlarıyla Snape’in gerçek niyeti hakkında tartışıyor. Daha fazla satmak için vazgeçilmesi gerekenlerin hiç de az olmadığını farkediyorum, milyonlarca dolar ve ömür boyu süren pişmanlıklar…

İçimdeki sıkıntıyı bakış açımı değiştirerek geçiriyorum. Harry Potter çocuklar için Charles Dickens, E.B. White ya da Lewis Carroll gibi isimlerin yerlerini değil de televizyondaki -o dönem bizde neler vardı bakalım- BBG, Yılan Hikayesi ve Asmalı Konak gibi şovların yerini aldı aslında. Ortada bir kayıp yok, kimse aslında The New Yorker’da eleştirmen olabilecekken Harry Potter hayranlığı yüzünden bu şansını kaybetmedi. Fakat bu yine de Harold Bloom’a yöneltilen snobluk suçlamalarını haklı çıkarmıyor. Derslerine girebilmek için yüz binlerce dolar, iyi bağlantılar, eğer anneniz Felicity Huffman ise milyonlarca dolar gerektirecek bir profesör iyi bir okuyucu olmak, kısıtlı vaktinde alınabilecek maksimum zevki alabilmek için lazım bilgilerin sadece kendi öğrencilerine has olmaması için oturup 40 tane kitap yazdı. Okumasını tavsiye ettiği kitaplar e-kitap olarak bedava bulunabilecek, en köhne kütüphaneden bile temin edilebilecek eserler. İnsanların zaten az olan vakitlerinde okumaları için, yıllardır kazandığı birikime ve araştırmalara dayanarak önerilerde bulunan bir insanı sevdiğimiz bir kitabın değersiz olduğunu söyledi diye elitist ve snob ilan etmek en hafifinden kolaycılık. Sanki asgari ücretle geçinen birine 50 yıllık bir armanyak içmediği için azarlamış gibi bir tepki abartılı olabiliyor.

2 thoughts

  1. Harry Potter serisini 11 yaşında okumaya başlamış, bir süre baykuş yolu gözlemiş, otuzuna yaklaşırken hala ucuz yollu depresyondan çıkış formülü HP serisini okumak olan minik kalbimi kırdınız. Şaka bir yana, şimdiye dek seriye getirebildiğim minik eleştiriler sadece aceleye getirilmesi ve bunun sonucunda kurgudaki birtakım mantık hataları olması olurdu. Bu yüzden kitaplarıyeni baştan bu eleştiriyi göz önünde tutarak okuyacağım, teşekkür ederim.
    (Not: Draco Malfoy fan fiction ı, Hollywood filmi ve dizisinin isimlerini paylaşır mısınız?)

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s