Hayalimdeki Sağlıklı İstanbul

2-sinif-2si_503x335
İstanbul Maratonu Resim Yarışması

“Hiçbir çocuk Türkiye’yi bugünkü haliyle düşünmez, düşünemez. Sağlıklı Türkiye deyince aklıma havası tertemiz, sokakları pırıl pırıl, trafik kargaşasının olmadığı bir yer geliyor. Bu güzel ülkeyi ve şehri böyle düşünüyor ve istiyorum. İstanbul’da yaşadığım için de, öncelikle özlediğim İstanbul’u yazmak istiyorum.

Eski İstanbul resimlerinin neden bugün yaşadığımız yer ile ilgisi yok? Neden şimdi sokaklarda rahat yürüyemiyoruz? Neden etrafa baktığımızda güneş ve mavi gök yerine 10-15 katlı gökdelenler görüyoruz? Neden bazı özel yerler dışında etrafta bir tek yeşillik yok?

Neden o güzelim tarihi eserlerle, özenilmeden yapılmış binalar neredeyse iç içe?

Geçmiş kuşakların İstanbul’u bize böyle bırakmadığını biliyorum. Günümüzdeki bazı düşüncesiz ve kendilerini çağdaş (!) sanan insanlar, İstanbul’u gelişmiş bir kent gibi değil, ne bileyim çöplük gibi kullanıyorlar. Halbuki ben ve benim gibi binlerce çocuk buna çok üzülüyoruz. Niçin bu insanlara karşı önlemler alınmıyor? Bunu çok merak ediyorum. Bu insanlar da rahat, yani cezasız ortamı bulunca her türlü densizliği yapıyorlar. Gecekondu yapıyorlar, yeşil alanlara villalar yapıyorlar… Sırf daha çabuk zengin olmak uğruna yapıyorlar bütün bunları. Kimse gelecek kuşakları, yani torunlarını ve onların çocuklarını düşünmüyor.

Görünüşte herkes bunlara karşı gibi. Fakat yine de hiçbir şey değişmiyor.

İnsanların çocuk yaşta eğitilmesi (çevre ve her konuda) çok büyük önem taşıyor. Ben de çevreciyim. Ailem beni küçük yaştan başlayarak eğittiği için şanslıyım. Bu konuda eğitim ailede başlamalı, okulda devam etmelidir.

İnsanların çevreyi kirletmesinin bir sebebi de çöplerin ortaya bırakılması. Diyelim bir İstanbullu elinde çöpler, bir çöp kutusu arıyorsa, her yerde ters dönmüş çöp bidonları ve çöpler ortalığa saçılmış… Bu sefer aynı İstanbullu önemsiz görünen çöpü “Aman bu ufacık şey, bundan çevre mi kirlenir? Nasıl olsa herkes atmış.” deyip atıveriyor. Fakat bu olayı görmeyen başka bir insana “ben çevreciyim” diyebiliyor.

Anladığım kadarıyla herkes her şeyi devletten ve belediyelerden bekliyor. O zaman da hiçbir şey olması gerektiği gibi olmuyor. 

Kısaca; ben insanların çevreyi kirletmediği, yerlere tükürmediği, sağlıklı ve mutlu olduğu (çünkü gürültülü ve kirli bir çevre sağlıklı değildir) havanın, toprağın, denizin kirlenmediği, balıkların ve diğer deniz ürünlerinin yok olmadığı bir İstanbul istiyorum. Ayrıca yemyeşil parklar, ve sokakların ağaç ve çiçeklerle süslü olduğu, binaların 8-10 kat yerine 3-4 katlı olduğu, sokaklarda karbondioksit yerine oksijen soluduğumuz pırıl pırıl, tertemiz bir İstanbul istiyorum!”

23.04.1996

1996_ibb_kompozisyon_hayalimdeki_saglikli_istanbul.jpg
1996 İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kompozisyon Yarışması ödül töreni. Tam da yerinde durmuşum ve yüzümden mutluluk akıyor.

1996 yılında ilkokul son sınıftayken İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin “Hayalimdeki Sağlıklı İstanbul” konulu kompozisyon yarışmasına katılmak için yazdığım yazı bu. Yarışmadan mansiyon aldım. Dönemin “dinci minci ama çalışıyor” kod adlı belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan verdi ödülümü. Beraber bir fotoğrafımız bile var, o, ben ve diğer ödüllü çocuklar. Mansiyon ödülü ise bir kitap seti ile, Sızıntı dergisine bir yıllık abonelikti. Derginin ilk sayısını biraz karıştırdıktan sonra, eve gelen diğer sayıları jelatinini bile açmadan çöpe atmaya karar verdiğimizi hatırlıyorum.

Kitaplar için bu kadar acımasız değildim. Onlara bir şans verdim. Gerçekten verdim. Fakat olacak gibi değildi. Çocuk kitabıydılar belki ama o zamanlar Jules Verne eserleri ya da daha ılıman bir ihtimalle Polyanna filan okuyan bir çocuk için boş ve ilhamdan uzaktılar. Yıllar sonra, ibretlik hikayelerin kör gözüne parmağı türünde anlatıldığı birtakım televizyon dizilerine, ağlak ve mağdur yerli reality showların senaryolarına dönüşmüş olabilir bu hikayeler. Böylece kitapları da attık sanırım. Belki birilerine vermişizdir (umarım vermemişizdir).

11 yaşındayken pırıl pırıl, yemyeşil parklarla dolu, havası temiz bir İstanbul istiyordum ben. İstanbul’un o günü ve geleceğine dair, partisinin İstanbul’a yapışıp kaldığı seneler boyunca kariyer basamaklarını hızla tırmanan Recep Tayyip Erdoğan kadar vizyoner olmadığım için de mansiyon aldığımı -sırf bu yüzden mansiyon aldığımı- düşünmek hoşuma gidiyor. Kompozisyonuma layık görülen ödülle daha bir gururlanıyorum. Bir de neye gururlanıyorum biliyor musunuz? Bu fotoğrafın çekildiği tarihten 17 yıl sonra, aynı adamın ve aynı vizyonun karşısında duran Gezi’de var olacağım o zamandan bilinse, bu ödülü asla alamayacak olmama.

2019 yerel seçimlerinin bir türlü sonuçlanamayan sonuçları bana tüm bunları düşündürdü. Kompozisyonumu yarışmaya göndermeden önce Zeyyat’ın okumuş ve birkaç yere güzel el yazısıyla minik notlar almış olmasıyla ilgili olarak hissettiğim “bir profesyonelden yardım aldım / birilerini kandırdım” duygusu da, olsa olsa, seçimde sandık görevlisi olan bir arkadaşımın kendi sandığında iktidar partisine bir oy eksik yazıldığını anlatırken hissettiğini hayal ettiğim muzip vicdan azabı ile eşdeğerdir.

Nisan… Fakat hava hala çok soğuk. Belki bahar geldiğinde çiçekler de açar ve ben hayal ettiğim İstanbul’a bir nebze yaklaşırım, kimbilir?

Yazar: bellatrixbegins

twitter, instagram: @bellatrixbegins kişisel blog: www.bellatrixbegins.blogspot.com Daha ne diyem, Mahmut mu diyem? (DEDİ)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s