Hindistan ve bavuldan çıkmayan yoga matı

IMG_4871

IMG_4864IMG_4870 2IMG_4872IMG_5041IMG_5044IMG_5063IMG_5069IMG_5236

IMG_5288IMG_5397IMG_5445IMG_5619IMG_5624IMG_5630IMG_5631IMG_5634IMG_5635IMG_5648IMG_5649IMG_5655IMG_9421IMG_9539 2IMG_9542IMG_9555 2IMG_9577IMG_9746IMG_9791IMG_9805IMG_9840IMG_9876IMG_9907IMG_9927IMG_9929IMG_9932 2IMG_9982

IMG_0187 2

IMG_0294

Yeni Delhi havaalanına indiğimde, henüz dışarı çıkmadan şehrin kokusu uçağa doluyor, genzimi yakıyor. Pasaporttan geçerken birileri sıramı alıyor, bunu vücutlarıyla ittirerek yapıyorlar. Bedenlerimiz arasında fark yok, hepimiz biriz, birbirimize sınırsız dokunabiliriz, ittirebiliriz. 

Bavulun gelmesini bekliyorum, gece yarısına az kalmış, uykum var. Bavullar sonunda banda düşmeye başlıyor, tek tek. O kadar tek ki, biri düşüp bant üzerindeki turun üçte ikisini tamamladıktan sonra diğeri düşüyor. İhtimal yüzlerce bavul var. Ve düşüyorlar. Sakin sakin. Tek tek. Beklemekten yorgun düşüyorum.

Sonrası taksi, ilk kazıklanma, duşu çalışmayan, belli saatlerde sıcak su veren, musluktan akan suyu plastik bir kaba doldurarak yıkanmanız beklenen, rengi kararmış havluları özenle kuğu yapılmış bir otel. Yine de Hindistan’da olabilecek en iyi otellerden biri olduğunu biliyorum. Deneyimliyim sonuçta. Bavuldan bir iki günlük eşyayı çıkarırken yoga matımı da kenara koyuyorum ama kapalı pencerelere rağmen dışarının kirli havası içeriye de dolmuş durumda, yoga yapılası bir hava yok.

Tuk-Tuk şoförlerinin kazıklamaya çalışmaları, satıcıların ısrarları, sokaklarda ezilme korkusu, sonsuz korna sesi denizi, nispeten temiz yemek bulma ümidi… Arundhati Roy kitabı içindeyim, Subadh Gupta’nın “everyday object”leri gülümsüyor, birkaç saatte bitkinim. Arkadaşıma bir fotoğraf gönderiyorum, “bulanık çıkmış” diyor. Hayır, bulanık değil, şehrin üstüne kirli hava bulutu çökmüş, Delhi’nin doğal filtresi. Bu filtre Tac Mahal’i olduğundan daha gizemli gösteriyor ama işte o beyazlığıyla meşhur dünya harikası da kararma tehlikesi altında. Hintli yetkililer buna bir çözüm arıyorlar, günlük gazetelerde hep bu konu var. Sabah gün doğumunda gittiğim Tac Mahal instagram fenomenleriyle dolmuş durumda. Yanlarındakini ittirerek en doğal pozu veriyorlar. Onlarca poz veriyorlar. İçlerinden birini seçecekler. Tac Mahal önünde yapayalnızlarmış gibi görünmek temel amaç. Çok mistik görünmeli. Bu anıt mezar Ercümend Banu Begüm’e değil de onlara yapılmış gibi olmalı. Tam pozlarını verdiler ve sonsuz kalabalıktan birkaç kişi o tarafa doğru yürüdü ve kadraja girdi diyelim, bağırış çağırışlar ve hatta kadrajın dışına kaba hareketlerle ittirmeler hiç şaşırtıcı değil, sonra hop yeniden baş aşağı yoga pozu ama çoğunlukla ağaç pozu, vücudu daha zarif gösteriyor ve yapması kolay. 

Pembe şehir Jaipur da benzer şekilde geçiyor. Gün batımına doğru yıkık dökük evlerin damlarından havalanmaya başlayan uçurtmalar ekseriyetle elektrik tellerine takılıyor, ama yine de güzeller. Bir kere pembe olan bir şehir çirkin olabilir mi? Hayır. Ama yine de trafik, korna sesleri derken yogaya, meditasyona zaman ve enerji kalmıyor. Bundan sonrası Goa, orada yaparım yogamı. Spiritüellik kaçmıyor ya… 

Rajasthan havaalanında yine minik gerilimler yaşıyorum, el bagajımı, ceketimi, çantamı güvenlik bandına koyup geçmeye çalışırken birileri benim eşyamın önüne kendi eşyalarını koyuyor. Birkaç saniye bekleyebilirler aslında ama sabır Hindistan’da pek rastlamadığım bir erdem. En azından havaalanlarında. Ben ayakkabımı çıkarırken o bant çorbaya dönmüş durumda bile. Haremlik selamlık güvenlikte yine gerilim tavanda. Yine çokça itekleniyorum, önüme birileri geçiyor. İçimden derin nefesler alıyorum, tek ayakkabım gelmiş diğeri nedense çok geride kalmışken ve onun gelmesini beklerken duvarda gülümseyen ulu Gandhi ile göz göze geliyoruz. 

Neyse, yolun sonu Goa. Hem orada birkaç gün geçirmeyi planladığım bir ashram da var. Melek gibi olurum. Yoga öğretmeni olurum, salon açarım. Hep namasteler, omlar… Haydarabad aktarmalı Goa uçağı doğru yere gittiğimi hissettiriyor çünkü istisnasız herkeste yoga matı var. Bundan sonra bir hafta sabah akşam sebze yer, yoga yaparım. Zaten o havaya da girmişim biraz, Ozan’ı twitter’da spiritüellik yoluna döndürmeye çalışıyorum, Deepak Chopra’dan alıntılar yapıyorum, şalvarım var.  

Güney Goa’daki teepee otele geldiğimde gece 1 olmuş, çıt çıkmıyor, herkes uykuda. Benim de uyumam lazım ki sabah güneşle uyanayım, erkenden yogamı yapayım. Sonrası da işte bildiğiniz gibi, ağızda hindistancevizi çalkalamak, limonlu ılık su, vegan kahvaltı filan. 

Ama olmuyor, 3’e kadar dışarıda gökyüzünü seyrediyorum. Bu kadar yıldızı bir arada en son ne zaman gördüm hatırlamıyorum çünkü. Gördüğüm en berrak gökyüzü. Tabii ki güneşin doğuşunu kaçıyorum, ağzımı çalkalamayı unutuyorum ve omletli en büyük kahvaltıyı söylüyorum. Yan teepeedeki anne kız yogalarını yapmışlar, ananas ve mangodan oluşan ara öğünlerini yiyorlar. Ana öğünleri de meyve. Öğrendiğim kadarıyla 15 gün Kuzey Goa’da spiritüel liderleriyle buluşmuş, yoğun yoga yapmışlar, 1 hafta da burada dinlenip ve sadece meyveyle beslenip evlerine döneceklermiş. Benim bir spiritüel liderim olup olmadığını soruyorlar. Hayır, yok. Ben, daha çok, kendim… 

Goa çok güzel, özellikle güneyi daha sakin ve huzurlu. Ama ben kaldığım süre boyunca tek bir kez bile yoga ya da meditasyon yapmadım orada, önceden gitmeyi planladığım ashramın sokağından geçmedim ve inanır mısınız hep anda kaldım. Etiketinde bıyıklı bir güneş olan Sula şarabından bol bol içtim, pina colada içtim, çok sağlıklı da beslenmedim, nutellalı krep yedim, yine vegan olamadım çünkü deniz ürünleri çok lezzetliydi. Yumuşacık kumsalda güneşi doğudan batıya takip ettim, palmiye gölgesinde uzanmışken denizin çekilmesini izledim, buruşuncaya kadar suda kaldım, gün batımında değişen renklerden en sevdiğimi seçtim, seslerinden kuşları tanımaya çalıştım. Sonuçta yoga bundan daha yüksek bir farkındalık veya fayda amaçlıyor olamaz değil mi? 

3 thoughts

  1. Fotograflar muh-te-sem ve evet herkesin amacladigi o bence de. Ama Hindistan’in hayal kirikligi olmasina uzuldum. Ben hep o sehirler kaos olsa da bir yandan da buyuleyici olur diye dusunmustum :(

    Liked by 1 kişi

    1. büyüleyici tarafları var tabii ki, sonuçta hindistan ama totalde turistten çok şımarmış, turist kazıklamayı hakkı gören insanlar çok. bu da yorucu olabiliyor. delhi, mumbai, jaipur, bangalore vs çoğu yerin 30 kat kalabalık ve pis bir mahmutpaşa düşün, mesela sürekli kavga halindeler, hep bağırış çağırış. bu fakirlikle de çok alakalı bir şey değil, nepal çok daha fakir bir yer ama insanları daha sakin ve huzurlu.

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s