Çocuklarımızı Fan Fiction’dan Nasıl Koruyalım?

Hiç inkar etmeyin, sizin de benim gibi arada sırada diktatör olsanız ne tür tiranlıklar yapacağınıza dair hayaller kurduğunuzu biliyorum. Şurada hepimiz Mahmut okuyucusu ya da yazarı olduğumuza göre o hayallerin altın varaklı mobilyalara sahip olmak olmadığı konusunda içim rahat. Woody Allen’ın en sevdiğim filmi Bananas’ta asilerin lideri hükümeti devirdikten sonra başa geçip de güçten delirince “Herkes saat başı iç çamaşırını değiştirecek. İç çamaşırınızı kıyafetlerinizin içine değil de üstüne giyeceksiniz ki değiştirip değiştirmediğinizi kontrol edebilelim” buyuruyordu. Öyle delilikler de azdır diye umuyorum. İlginç fikirleriniz varsa lütfen paylaşın. O sırada ben de listemdeki ilk maddeden bahsedeyim: fan fiction’ı tamamen, kesin olarak, açık bırakmaksızın yasaklamak.

Çocukken masalların sonundaki “burada da masal bitmiş” cümlesinden nefret ederdim. Asıl ilgi çekici olayların sondan sonra geldiğini düşünüyordum. Hansel ve Gretel cadının evini yakıp da ailenin yanına döndükten sonra anne ve babalarından intikam aldılar mı? Külkedisi prensle evlenip saraya yerleştikten sonra üvey annesi ve kız kardeşlerinin evine gidip Oğuzla evlendikten sonra Necla’ya nispet yapmak için aldığı kıyafetleri gösteren Leyla gibi terbiyesizlikler yaptı mı? Peki türlü Acme teknolojileri kullansa da Road Runner’ı yakalayamayan Wile E. Coyote akşam eve gittiğinde ne yiyordu? Duyduğum merakta yalnız olmadığımı büyüyüp de internetin deep olmayan ama yine de eşit derecede korkutucu kısmında, fan fiction sitelerinde gördüm. Tabii sorulan sorular daha farklıydı: Peki seviştiler mi? Seviştilerse nasıl seviştiler? O değil de şu karakterle bu karakter sevişseydi nasıl olurdu? Okumadıysanız söyleyeyim, korkunç olurmuş.

Fan fiction ilk bakışta zararsız bir eğlence gibi gözüküyor. Hem de yazar olmak isteyenler için iyi bir alıştırma, karakter ve setting yaratmak zorunda olmadan yazabilirsiniz. İzlediğiniz dizinin, okuduğunuz kitap serisinin diğer hayranlarıyla biraz hastalıklı bir dostluk oluşturabilirsiniz. Ama beni tanıyan herkes zararsız eğlencelerden nefret ettiğimi çok iyi bilir, o yüzden izninizle canınızı sıkacağım.

1. Elveda yaratıcılık

Azıcık da olsun yazma yeteneği olan, buna zaman ve emek harcamaya hazır olan insanların hiçbir şey üretmemesi için en harika fırsat fan fiction yazmak. Kimileri bazı kurguların edebi değer taşıdığını iddia edecektir. Ama bence orijinal olmayan güzel yapıtlar birer zanaat eseri olmaktan öteye gidemiyorlar. Üstelik bu zararsızlık sınırı zorlamaya başladı. Birincil dertleri son derece haklı olarak para kazanmak olan yayın evleri ve film stüdyoları artık hazırda hayran kitlesi olan hikayelere yöneliyorlar. Bu hikayeler de çoğu zaman fan fiction ürünleri. E.L. James’in çuvalla para kazandığı 50 Shades of Grey serisi Twilight fan fiction’ıydı. Şimdilerde vizyona giren After filmi adını anmak istemediğim başka bir şahsın şaka yapmıyorum, One Direction hakkındaki fan fiction’ından uyarlama. Harry Potter’daki Ginny ve Malfoy karakterlerinin aşkı üzerine yazılmış bir fan fiction’dan Cassandra Clare yeni bir seri yarattı, üzerine filmi çekildi, sonra da dizisi. Alan razı, satan razı, herkes mutlu. Orijinal ve kalbe dokunacak hikayeler anlatmayı ve dinlemeyi seven insanlar hariç. Ayrıca apaçık hırsızlıktan kimsenin rahatsız olmasını anlamıyorum. İsimlerini değiştirmiş de olsan iyi düşünülmüş, üzerinde emek harcanmış karakterleri (Twilight’tan bahsetmediğim ortada) ve onların hazırdaki hayran kitlesini kullanarak izleyicini oluşturup ciddi paralar kazanıyorsan patent ve marka tescil kanunlarında bir sorun var demektir. John Grisham’ın yeni kitabının konusu Cassandra Clare’e dava açan Rowling olsun lütfen. Yoksa fan fiction’ını yazarım haberi olsun.

2. Anlık tatmin bağımlılığı ve kontrol manyaklığı

Hayatta her şey istediğim gibi gitmiyor, her şeyi kontrol edemiyorum. Bunların başında da başkalarının yazdıkları hikayeler geliyor. Mutlu son seviyorum ama mutsuz sonları olgunlukla kabul edip yazarın bir bildiği varmış diyorum. Ve bu şekilde yavaş yavaş azınlığın içinde kalmaya başlıyorum. Çünkü o da nesi, gün geçtikçe büyüyen fan fiction topluluğu buna da karşı. Çünkü mesela Dumbledore ölmemiş diyelim. Hatta Harry’nin anne ve babası da yaşıyormuş. Bu arada bu kitapta seks yok, biraz ondan ekleyelim. Bir de ben çok güzel kadın karakterle çok yakışıklı erkek karakteri birbirine daha yakıştırdım her nedense, onları başgöz edelim. İşte böyle daha güzel oldu, orijinal yazarın nasıl aklına gelmemiş böylesi?

Annie Proulx’un bir röportajını okumuştum, Brokeback Mountain yayınlandıktan sonra kendisine yüzlerce mektup gelmiş. Çoğunluğu sonunda karakterlerden birinin ölmediği, mutlu mesut beraber yaşadıkları, berbat yazılmış erotik hikayelermiş. Kısacası fan fiction. Proulx bütün anafikirin kaçırıldığından yakınıyordu ki çok haklı. Brokeback Mountain elalem ne der, aman beni öldürürler diye aşkı için risk almaktan kaçınan bir adamın kararsızlığı yüzünden hayatının aşkını kaybetmesi ve pişamanlıkla dolu sefil bir hayat yaşaması hakkındaydı. Mutlu bir sonla bu hikaye sadece ne yaparsanız yapın, yine de mutlu olursunuz anlamına geliyor.

Hikayelerin bin yıllardır hayatımızda olmasının bir anlamı var. Birbirimizi anlamak, tanımak, çıkardığımız dersleri bir sonraki nesile geçirmek için hikayelerimizi paylaşıyoruz. Kimileri kötü bitiyor, kimileri bütün soruları açıklamıyor ya da yeterince tatmin etmiyor. Bunların sonunda üzgün ya da meraklı hissediyoruz çünkü olması gereken bu. Brokeback Mountain’ı okuduktan sonra günlerce üzülmemiz gerekiyor ki bilinçaltımıza aşık olduğumuz zaman korkmamamız, risk almamız gerektiği işlesin. Ki biz de yalnız ve mutsuz bir hayata mahkum olmayalım. Bilgisayar başına geçip “Aslında adam ölmemiş, gidip demiş seni seviyorum, sonra o da demiş ben de, sonra öpüşmüşler ve herkes alkışlamış ve aslında günümüzde geçiyormuş ve Obama eşcinsel evliliklerini serbest bırakmış ve yılın düğünü olmuş.” yazdığımız zaman kendimizi kısa süreli bir üzüntüden kurtarıyoruz. Aynı zamanda da bizi insan yapan şeylerden uzaklaşıyoruz, empati yeteneğimizi köreltiyoruz. Kendimize çocuğuna “ay üzülür” diye Kibritçi Kız’ı okumayan sonra çocuğu sınıfındaki fakir arkadaşıyla dalga geçince “bu çocuk niye böyle oldu” diye merak eden ebeveynler gibi davranmış oluyoruz. Kötü niyetli olmadığınızı biliyorum, yıllarca Scully ve Mulder’ın bir araya gelmesini beklediniz ve şimdi seviştikleri bir hikaye okumak ya da yazmak hakkınız. Ama işler biraz yanlış yöne gidiyormuş gibi geliyor. Yakında bütün medya Entourage gibi diziler, Sex and the City 2 gibi filmler, her şeyin tam da istediğimiz gibi mükemmel ve kusursuz olduğu, yaptıklarımızın bedelini ödemediğimiz hikayelerle dolu olursa duygusal olgunluğumuzu yavaş yavaş kaybedeceğiz bence. Yoksa siz yine Hermione ve Malfoy Hogwarts kulesinde öpüşürse ne olur onu okuyun tabii.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s