#neizlesek – 2019 mahsulleri

Bilenler bilir, Berlin ile kıpırdanmaya başlayan, Cannes ile hızını alan film yılı zirvesini Eylül ayının ilk günlerine yayılan 4 önemli festival ile taçlandırır, Film Yılı aslında Eylül ayında başlar. Festivaller hızını aldıkça önümüzdeki 6 ay içinde izleme fırsatı bulacağımız filmlerin afişlerinin ve fragmanlarının görücüye çıkması heyecanımızı tatlı tatlı arttıracak, ona şüphe yok. Kuzey Amerika kıtasında Toronto, Telluride ve New York Film Festivalleri birbiri ardına görücüye çıkarken Avrupa’da Venedik Film Festivali seyircinin ve film piyasasının nabzını tutuyor. Festivaller hızını almadan beni en çok heyecanlandıran işlerden hızlıca bahsedeyim, gözünüzden kaçan bir şeyler varsa radarınıza koyayım isterim, naçizane.

Marriage Story – Noah Baumbach: Scarlett Johansson’un ciddi bir oyuncu olarak sahalara dönüşünün müjdesi Marriage Story’nin iki fragmanı da yüksek kimya vaat ediyor, Johanson ve Driver perdeyi tutuşturmaya geliyor. Noah Baumbach’ın kendi yakın tarihli boşanmasının azıcık biyografik ve çok fotojenik beyazperde uyarlamasının akrabaları arasında sanki Kramer vs. Kramer’ı, Netflix’in geçen sene kadri kıymeti bilinmemiş mütevazi başyapıtı Private Life’ı hatta belki biraz Linklater imzalı Before Serisinin son filmini sayabiliriz. Sezonun en merakla beklediğim işi olduğunu söylemeye bilmem gerek var mı ? Bugün Venedik Film Festivali’nde ilk gösterimini yapan film ile alakalı ilk tepkiler umut verici. Sonbaharda sinema salonlarına da gelecek olan Marriage Story, Netflix’in Oscar sezonu için en iddialı filmi, bir aksilik olmazsa Aralık ayında dijital platformda da seyircisiyle buluşacak.

Little Women – Greta Gerwig: İlk yönettiği film olan Ladybird ile nefis bir çıkış yapan, sinema sektöründe bir de yönetmen olarak kendine yer açan Greta Gerwig’in ikinci filminin daha önce deffatle uyarlanmış Little Women olması biraz şaşırtıcı olsa da fragman yeni bir sinema dili ve güçlü bir feminist metin vaat ediyor. Ladybird’de de birlikte izlediğimiz Saoirse Ronan ve Timothy Chalamet’i dönem kostümlerinde laf yarıştırırken görmek için bile sinemaya koşmakta beis görmeyeceğim Little Women’in bizdeki vizyon tarihi 14 Şubat 2020.

The Report – Scott Z. Burns: Çok acayip bir durum olmazsa ikinci Oscar adaylığı ile kariyerini taçlandıracak olan Adam Driver’ın bu seneki ikinci iddialı filmi, bir politik gerilim. CIA ve sorgu metotlarıyla alakalı birtakım devlet sırlarına odaklanan filmin poster çocuğu olan Driver’a, Annette Bening’in de içinde olduğu, ki kendisi kutsalımız, yıldızlardan mürekkep bir kadro eşlik ediyor. Amerikan sinemasının çok iyi kotardığı bir alt tür politik gerilim, doğru yapıldığında seyir keyfi çok yüksek olabiliyor.

Motherless Brooklyn – Edward Norton: İki binlerin başında Edward Norton hakkında sağlıklı sayılmayacak bir takıntı geliştirmiştim. Hakkında çıkan her yazıyı okuyup, HTML’de yazılmış hayran sitelerini hatim ediyordum. Daha o zamanlardan kalma bir proje Motherless Brooklyn. Edward Norton’ın hem Tourette Sendromundan muzdarip baş kahramanını oynadığı, hem de yönettiğini söyleyip benim gibi hayranlarını bilgilendirelim. Oscar’larda esamesi okunur mu bilinmez ama New York Film Festivali’nin kapanış filmi olarak seçilmiş olması film ile alakalı umutlarımızı arttıran faktörlerden. Bir de Thom Yorke’un film için bestelediği şarkı var tabii. Şuradan dinleyebilirsiniz.

La Vérité – Hirekazu Koreeda: Venedik Film Festivali’nin açılış filmi olarak dünya prömiyerini yapmış olan, Koreeda reisin Japonca olmayan bu ilk filmi, adeta sipariş usulü benim için çekilmiş gibi, La Binoche ve Deneuve’ün karşılıklı yükselmesi, arzu nesnesi olarak Ethan Hawke, çeşitli Fransız burjuvazisi dertleri ve Koreeda imzalı bir melankoli. Aşağıdaki Japonca dublajlı fragman beni epey tatmin etti. Lütfen sesimizi duy, sayın FilmEkimi.

The Lighthouse – Robert Eggars: The VVitch ile korku sinemasında dalgalar yaratan Robert Eggars’ın yeni filmi, Bergman ile Metin Erksan sineması arasında gidip gelen estetik tercihleri ile altmışlardan günümüze ışınlanmış gibi. Cannes’da yarışma dışı gösterilip yarışma filmlerinin büyük bir kısmından daha çok övgü toplayarak imza attığı başarıyı güz festivallerinde tekrarlamaması, hatta değişen Hollywood’da kendine ödüllere uzanan bir yol açmaması için bir sebep yok. Baş roldeki Willem Dafoe ve bugüne kadarki en iyi performansını izleyeceğimiz (biz eleştirmenlerin yalancısıyız), Robert Pattinson ile bir garip kabus gibi görünüyor The Lighthouse. Sinemada görmek nasip olsun diye umutlanıyoruz.

Bu da bonus olsun: The Morning Show: Apple’ın TV+ isimli dijital kanalının ilk orijinal işi The Morning Show. Her ne kadar kendisi festivallerde boy göstermeyecek olsa da Reese Witherspoon ile Jennifer Aniston’ı bir araya getiren kadrosu ile radarımıza takılıyor. Yönetmen koltuğunu 10 bölümden beşini yöneten Mimi Leder’ın yanında Lynn Shelton ve Roxann Dawson gibi kadın yönetmenlere emanet etmesiyle ayrıca takdirimizi kazanıyor. Hem de Rachel’ımızın TV ekranlarına dönüşünü kaçıracak değiliz ya.

Bundan sonraki buluşmamızda JLo’nun Oscar şansından, Netflix’in bu sezonu şenlendirecek diğer işlerinden ve de yaklaşan FilmEkimi’nden bahsedelim istiyorum. Beklerim.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s