Koşmak

Konuk yazar: Ali Tümay

Koşmak bir tutkudur, azmin bizi bedensel limitlerin ötesine taşımasıdır…..

Diye afili, derin ve alafortanfonik bir başlangıç yapmak mümkün. Ama ben her maraton finişinden sonra kendimi yere sırt üstü atıp hıçkıra hıçkıra ağlarken kendime “manyak mıyım ben, niye böyle bir halt yiyorum, niye koşuyorum?” diye sorduğumda aklıma hiç de öyle derin yanıtlar gelmiyor. Tam aksine, bir daha maraton koşarsam eşekler beni kovalasın ve yakalarlarsa benim için çok fena sonuçları olsun diye kendime sözler veriyorum. Bir sonraki maraton kayıtlarına kadar da bu sözü tutuyor(d)um.

koşu 1

Genelde koşu sporuyla ilgilenen herkese sorulan soru “niye koşuyorsun?” oluyor. Duyan kişide oldukça değişik bir ruh haline yol açan ve en hafifi “sana ne?” olarak özetlenebilecek yanıtlar yaratan bir soru bu. Tabii bazen gerçek bir merak ve samimiyetle sorulduğunda ben en kısa şekliyle “koşmayı seviyorum” diye yanıt veriyorum. Aslında bu soruyu ben de kendime çok sordum.

Düzenli olarak koşularımın kaydını tutmaya ve bu işi ciddi yapmaya koyulalı beri yedi yıl geçmiş, 11.000 kilometreden fazla koşmuşum. Resmi olarak 7 maraton, 4 yarı maraton, 4 patika koşusu, 2 adet 10 km, 1 adet 7, 2 adet de 5 km yarışı geride kalmış. Yarış bitirildiğinde herkese verilenlerin dışında iki kez de yaş kategorisi birinciliği madalyası almışım.

Düzenli koşmaya ilk başladığımda site içerisinde bir tur atmak hedefiyle yola çıkmıştım. 2 kilometrelik bu mesafeyi önce 100 metre koşup 2 dakika şişen dalağıma masaj yapıp, sonra 100 metre daha, biraz yürüme, hadi 200 metre koşayım dinlenirim derken bitirince gerisi geldi. Bir tur 2 oldu, 3, 4, 5 derken site dar gelmeye başlayınca Caddebostan sahilini mesken tuttum. Bir gün başlangıç noktasından 10 km uzaklaştığımı fark edince, 20’yi çıkarabilecek miyim sorusunun yanıtını aradım ve baktım ki oluyor, ilk yarı maraton için Antalya’ya kayıt yaptırdım.

Sonrası geliyor tabii. İnsan doğası herhalde, bir mesafeyi koştukça derecesini ilerletmek, aynı mesafeyi daha hızlı koşmak, daha uzun mesafe koşmak hedefleri ortaya çıkmaya başlıyor. (Ben -şaka yollu da olsa- 10 km altı bir mesafe için yataktan kalkmıyorum).

İlk yarı maratonumu sorunsuz bitirince hemen İstanbul maratonuna kayıt yaptırdım. Arada hazırlık olması açısından hemen bir yeni yarı maratona daha kaydoldum; 1. (ve sonuncu) Nevşehir Yarı Maratonu. Bir kere koştum ya, özgüven tavan bende. Bir Ağustos sabahı saat 09:00’da 30 derece sıcakta start aldım ve şerbet içmiş Asterix misali fırladım, koşu saatime bakıyorum, pace 5:00 (yani bu hızda gidersem bir kilometreyi 5 dakikada koşacağım, ki süper). Tabii cahil cesareti bir yere kadar, negatif split diye bir şeyden haberim yok (yarışın ilk yarısını, ikincisine göre daha yavaş koşmak gerekir.) 5’inci kilometrede yokuş başladı, hava zaten kavuruyor ve ben Nevşehir otoyolunda patladım. Ayaklar gitmiyor, gözler kararıyor ve daha koşulacak 16 kilometre yol var. Uzun sözün kısası, 2 saat 15 dakikada yarışı bitirdim, o kadar tükenmiştim ki hayatımda ilk kez dudağımda uçuk çıktı. Finişte 34 derece sıcağı görünce bir daha bu yarışta koşmamaya yemin ettim, zaten bir daha tekrar edilmedi.

Bu dersten sonra konuya daha ciddi eğilme gereğini hissettim, kitaplar, uygulamalar, nabzı takip etme, programlı çalışmalar derken daha bilinçli olarak koşmaya başladım. Eğer işin içinde bir yarış varsa kendimce en iyi şekilde koşmak için bir nevi hazırlık programı uyguluyorum. Hazırlanmak için sadece koşmak yetmiyor, dinlenme ve beslenme de bir o kadar önemli. Mesela ben aç karnına daha rahat koşuyorum. Uzun koşudan bir gün önce makarna yemek gibi gereksinimleri var koşmanın. (Maraton fuarlarında yarış öncesi makarna partisi organize edilir.) 42 kilometrelik maratona planlı hazırlanmak için yaklaşık 900 kilometre koşmak gerekiyor.

Arada maraton koşunca hedefler yükseldi ve 63 kilometrelik Kaçkar Ultra Maratonu’na kaydoldum. (Evet, olay maratonla bitmiyor, daha ötesi mesafeler ve parkurlarda koşulan yarışlar da var. 119 kilometre, 100 mil ve hatta 246 kilometrelik Spartatlon!). Kaçkar’a hazırlanırken benimle aynı yaşlarda ve birçok ultra parkuru koşmuş, sapasağlam bir koşucunun bir başka yarışta kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmesi benim için bir uyarı oldu, hemen kaydımı 13 kilometrelik parkura aldırdım.

Şimşekler çakmaya başlamıştı;

Bu kadar deneyimli bir koşucunun başına gelen, ilk kez ultra koşacak olan beni de bulursa ne olacaktı?

Eşim, kızım?

Belki de ilk kez ciddi olarak soruları kendime sorma zamanı gelmişti:

Ne yapıyordum? Ben niye koşuyordum, amacım neydi?

Artık bilerek, bu sorulara en doğru yanıtı verebildiğimi düşünüyorum. Benim için koşmak özgürlük demek, sadece düşüncelerimle olmak, her şeyi ve hiçbir şeyi düşünme(me)k. Meditatif demek abartılı olabilir, ama öyle zamanlar oluyor ki mesafenin ve parkurun farkına varmadan kaptırıp gidiyorum. Ben takım oyuncusu değilim, bireysel yönüm daha yüksek olduğu için koşmak bana en uygun spor.  Hem çok fazla ekipman gerektirmiyor, her yerde koşabilirsiniz. (Yıllar önce Münih havalimanında aktarma süresini geçirmek için terminal içinde koşan birini görmüşlüğüm var mesela).

Koşmak benim için öğrenmek demek bir de. Koşarken müzik dinlemek, parkur uzunluğuna göre şarkı listeleri hazırlamak derken Podcast evrenine bir daldım… Tarih konusuna meraklı olduğum için bugüne kadar Spotify’dan Revolutions Podcast, Dan Carlin’s Hardcore History, History of Rome, History of Byzantium serilerini bitirdim, The Guardian Long Reads ve Today in Focus podcastlarının, Samos Sürgünü’nün abonesiyim. (Yarış söz konusuysa adrenalin için eski dostlarım Heavy Metal listem ve Dream Theater beni bekliyor).

İşin sağlık boyutu da var tabii. Koşmak sağlığa iyi geliyor. Her yıl checkup yaptırdığımda kan değerlerimin ve kalp sağlığımın yaşıtlarıma göre oldukça iyi çıkması beni mutlu ediyor, doğru yolda olduğumu söylüyor. Koşmaya başlarken net bir amacım yoktu sanırım. Sadece koşmak gelmişti içimden. Daha sonra işin derinine girip bilinçlendikçe keyif almaya başladım. Zaman geçtikçe kondisyon düzeyinin artması, koşarken salgılanan mutluluk hormonunun tatlı bir bağımlılık yapması durumu da işin cabası. Bu bağımlılık duygusu oldukça kuvvetli. Herhangi bir nedenle koşamadığımda kendimi kötü hissetmiyor değilim. Bugünlerde bronşit geçirdiğim için bir haftadır koşamıyorum mesela, zihnimde ise iyileşir iyileşmez yapacağım koşuları canlandırıyorum.

Haftada ortalama 3 kez, toplam 45-75 kilometre koşuyorum, yarışa hazırlanacaksam koşu sayısı ve mesafeler artıyor. Mesela mart ayında arka arkaya iki hafta sonu yarı maraton koşacağım.

Yaklaşık üç yıldır Londra’da yaşıyorum ve buranın koşucular için bir cennet olduğunu söylersem abartılı olmaz sanırım. Evimin yakınındaki parkta 5 kilometrelik bir turu ağaçlar arasında, göl kenarında tamamlayabilir, 10 dakikada Thames Nehri patikasına inip dilediğim kadar nehir kenarında koşabilirim. Genelde pazar gününe denk gelen uzun koşularda bazen 15 kilometre gidip 15 de döndüğüm oluyor. Aslında bir gün doğrudan 30 kilometre kadar koşup eve trenle dönme planım da var.

koşu 2Zaman içinde koşuyla ilişkimin evrildiğini düşünüyorum. Artık hız ve süreden çok keyif benim için önemli. Kendimle yarışmıyorum. Aklımda hep Kaçkar öncesi yaşadığım hissiyat var. Koşuyu kendim için yapıyorum, sağlığım ve esenliğim için. 52 yaşındayım, hedefim olabildiğince uzun süre aynı keyifle koşabilmek. Nokta. Bir gözüm nabız saatimde, ona göre hızımı düşürüp yavaşlayabilir, gerek duyarsam yürüyebilirim. Ha gerçekten 10 kilometreden az koşmuyorum (yağmurdan bir kere pes edip 8 kilometrede eve dönmem sayılmaz), uzun koşu yapmayı seviyorum. Ama artık maraton konusunda verdiğim sözü tutuyorum, 2018 İstanbul maratonundan sonra sözümden dönmedim. Yarı maraton olur, 30 kilometre patika olur, amenna. Maraton başka bir ruh hali, çok yıpratıyor, ne kadar hazırlanmış olursam olayım, sonrasında toparlanmak zaman alıyor. Bu yüzden ultra koşabilenlere ayrı bir saygı duyuyorum.

Başkalarının da koşuya ilgi gösterdiğini görünce çok seviniyorum, sağlık için hareket etmenin yaşı, süresi, temposu olmamalı diye düşünüyorum. Bunda da organizasyonlar bence farkındalık yaratıyor, sosyal yardım amaçlı olarak hayatında koşmamış insanların numara alması, parkurları yürüyerek de olsa bitiriyor olmaları iyi bir şey, belki de hocanın göle yoğurt mayalaması gibi. Ben de birkaç yıl önce ICF (Uluslararası Koçluk Federasyonu) takımının bir üyesi olarak İstanbul maratonunda koştum, bağış topladım. Bu yıl da Londra’da Kolon Kanseri konusunda farkındalık yaratan ve destek toplayan bir kurum için koşacağım. Bir şey var yalnız cinlerimi tepeme çıkartan, 15 kilometre ya da 8 kilometreye kaydolup “maraton selfisiii” diye paylaşım yapıldığında kızıyorum.

Hazır burada konu açılmışken, herkesin futbol ve siyaset kadar koşu hakkında da yalan yanlış bilgisi var. “Koşu dizlere zararlıymış” diye o kadar çok duydum ki. Sporla ilgileri maç izlemek veya bütün hafta sigara içip hafta sonu halı sahada maç yapmak olan kişilerden çok duyuyorum bunu. Esas hareket etmemek dizlere daha zararlı, her sporda kendinizi sakatlamanız mümkün, bu yüzden bilinçli olmak, ayakkabı, parkur seçimini, koşarken vücudu nasıl dengelemek gerektiğini bilmek gerek. Bu da minimum bir ilgi ve merakla sağlanabilir. Ben mesela düztabana çeyrek var durumunda olduğumdan yastıklamalı ayakkabı ve ortopedik taban kullanıyor, 1.000 kilometre olunca da bunları yeniliyorum.

Ancak koşunun zararlı olduğu bir durum da var, gerçekten. Gerekli önlemi almayı unutup koşu sonunda kanlanmış tişörtüme bakıp “ya niye erkeklerin göğüs ucu var ki?” dediğim de çoktur.

Şakası bir yana kendi kendime “iyi ki koşuyorum” diyorum sık sık. Tek pişmanlığım buna daha önceden başlamamış olmak. Koşmak iyi bir şey! Ama tabii Murakami-şaşılmayacak bir şekilde- benden çok daha güzel anlatıyor…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s