Tam Benim Tipim!

Evde kalarak, evden çalışarak, internet üzerinden sosyalleşerek geçirdiğimiz üç haftadır hepimiz kendimizi bir şeylere vererek tutunuyoruz. Binlerce evde milyonlarca ekmek yapılıyor mesela; kolektif bir fırıncılık tutkusu başgösterdi. Müziğe meraklı olanlardan her gün onlarca farklı paylaşım düşüyor önümüze. Daha önce ayda yılda bir görüşen insanlar saatlerce videolu konuşmalarla birbirinin yüzüne bakıyor (bir dostumun dediği gibi, gerçekten buluşsak birbirimizin yüzüne bu kadar uzun bakmazdık muhtemelen). Onlarca saat playstation oynanıyor, Red Dead Redemption’da çevrimiçi arkadaşlarla buluşulup at çalıyor birileri. Evine heykel kiti alıp onu yapan da var, defter yapan da. Daha önce ne spora, ne meditasyona merakı olmayan bir sürü insan evde yoga ve pilates yapmaya başladı.  Komşunun kızı kampta, sporda, stepte.

Ve bunların hepsi çok normal. Akıl sağlığımızı korumak için hepimiz kendimize en uygun yolu buluyoruz. Bir şeylere merak salmak da, Youtube’da fular bağlama şekilleri ya da yıllanmış, paslanmış aletleri temizleyip yenileme videolarına düşmek de buna dahil.

Benimse bu aralar en çok (normal zamandakinden de çok) yaptığım şey ise kitap okumak. Tam Benim Tipim, yıllardır kitaplığımda duran bir kitaptı. Dürüst olmam gerekirse, bu yılki #bizimbuyukchallengeimiz maddelerinden biri  “kapağı mavi olan bir kitap” olmasaydı belki birkaç yıl daha elimin gitmeyeceği bir kitaptı hatta. Ama elim gitti. İyi ki de gitmiş. Helvetica nasıl bulundu, sans serif ne demek, Apple ya da Microsoft hangi fontları alıp nereye taşıdı, Comic Sans’a kim savaş açtı, Gutenberg’in matbaayı bulması kimleri işsiz bıraktı gibi konuları bir tarih kitabı edasıyla değil; gayet akıcı ve arkadaşça bir üslupla anlatan bu kitabı da, yazarı Simon Garfield’ı da, çevirmeni Sabri Gürses’i de pek sevdim. Daha kitabı okurken, uzun bir aradan sonra Mahmut’a yazdığım ilk yazının konusunu biliyordum artık.

kapak

“Eğer öğle yemeğindeki kaşığın şeklini hatırlıyorsanız, şekli yanlış demektir (…) Kaşık ve harf birer alettir, biri tabaktan yemeği almak içindir, diğeri sayfadan bilgiyi.”

Adrian Frutiger

Ünlü yazı karakteri tasarımcısı Adrian Frutiger’in (soyad tanıdık geldi mi?) ve onunla aynı fikirleri paylaşan pek çok pragmatist tasarımcının savı, bir yazının okunaklı ve okunabilir olmasının çok önemli olduğu. Onların zamanında mevcut olmayan, daha doğrusu henüz tanımlanmadığını tahmin ettiğim kullanıcı deneyimi olgusu gibi. Bir arkadaşım açıklamıştı bunu zamanında; biz kullanıcıların bir web sitesinden, sistemden, uygulamadan vb aldığı haz ve kullanım kolaylığı addettiğimiz şey aslında sorunsuz çalışması, yani kullanımın “akması”. Bu bakımdan, yazı karakteri tasarımı da kullanıcı deneyimine benziyor: İyi olduğunda kimse dönüp ikinci kez, dikkatle bakmıyor çünkü her şey gayet düzgün, olması gerektiği gibi geliyor göze. 

Bunun aksi örnekleri de var tabii; sırf tasarlanmış olmak için tasarlandığını düşündürtenler…

uygunsuz yazilar

Nedir bu Helvetica’nın olayı?

Grafik tasarımcı arkadaşlarımın “ay hiçbir şeyden anlamıyor” dercesine kaşlarını kaldırıp göz devirmelerine neden olan bir Helvetica meraksızlığım vardır benim. Bu kitap da bunu pek değiştirmedi. Hala hak veremiyorum Helvetica’nın bence zerafetten yoksun tipinin bu kadar tutulmasına ama artık nedenini -biraz- anlıyorum. 1957 yılında İsviçre’de ortaya çıkan Helvetica’nın çıktığı ülkeye bakarak neden bu kadar sade ve düzenli göründüğü anlaşılıyor. En büyük etkisi ise büyük şehirlerin ulaşım sistemlerine yaptığı katkı olmuş: Örneğin New York’un, öncesinde her istasyonu ayrı telden çalıp kafa karıştıran metro sistemini düzene sokmuş bir font bu.

helvetica on NY subway
kaynak: Behance

Helvetica sadece New York metrosunu değil, tüm dünyayı çepeçevre sarmış bir font… Kitapta Helvetica ile ilgili anlatılan en acayip anekdot Cyrus Highsmith adlı bir New Yorklunun bir gününü Helvetica olmadan geçirmeye çalışması. Highsmith, etiketi Helvetica ile yazılı olduğu için bazı kıyafetlerini giyemiyor, adı Helvetica ile yazılmış yoğurdunu yiyemiyor, metroya binemiyor, hatta hep gittiği Çin lokantasının menüsünde Helvetica olduğundan oraya da uğrayamıyor, yeni Amerikan banknotlarında Helvetica kullanıldığı için nakit para harcama konusunda dikkatli olması gerekiyor, vesaire. İlginç bir deney, okuması keyifliydi ama yaşaması o kadar keyifli olmamıştır eminim. Font dünyayı sardı demişsin ama yine New York örneği veriyorsun diyenlere, kendi buzdolaplarına ve kıyafetlerine bir göz atmalarını öneririm.

“Hepiniz zina yapacaksınız” emri

Bir kitap basmamı gerektiren bir işim olsa, her ne kadar getirisi yüksek olacak olsa da kutsal kitapları tercih etmezdim. Neden mi?

incil hatasi
Tarihin en iyi #facepalm anıları arasına girebilir.

Başka bir açıklamaya gerek olduğunu düşünmüyorum.

Gotham – GQ – Obama üçlüsü

“Obama’yı zafere taşıyan font” olarak bilinen Gotham, aslında GQ dergisi için tasarlanan ve esinini New York Otobüs Terminali’nin girişindeki harflerden alan bir font. Obama’nın seçim kampanyasının başından en sonuna dek ısrarcı ve kararlı bir şekilde kullanılan bu fontun en bariz özelliği güven verici oluşu. Buna karşı çıkamıyorum; zira sans serif olmasına rağmen son derece karakterli bir font olduğunu düşünüyorum ben de (sans serif, yani benim deyimimle “kılçıksız harfler” üzerine oturduğu bir kaideye ya da bir kuyruğa sahip olmayan harfler oluyor. Gotham, Helvetica ya da Arial bunlardan üçü. Serif fontlar için ise en bariz ve yaygın olarak bilinen örnek Times New Roman olmalı. Kuyruklu, kılçıklı, ağır buğur harflerin genelde daha karakterli olduğu hissi ise tamamen bana ait bir kuruntu muhtemelen.)

Kendi internet sitelerinde “Gotham olmadığı bir şeymiş gibi yapmıyor” diye pazarlanan fontu Saturday Night Live’dan Discovery Channel’a pek çok mecra kullanmış.

gq obama font

Tam Benim Tipim’in en sevdiğim yanından bahsetmezsem olmaz. Fontları, okuyan herkeste bir şeyler çağrıştıracak, benzer duyguları yaratacak şekilde betimlemesi yazarın, bana minik minik bir sürü keyifli an yaşattı. Örneklerinden biri aşağıda:

font_foto

Bütün kitabı özetleme işine girmeden noktayı koymayı başarsam iyi olacak. O halde, söylemek gerekeni söyleyeyim: Bu metnin başlığı Montserrat, kendisi ise Noto Sans ile yazıldı. Bunlar kitapta yer verilen fontlar değil, dünya üzerinde dev etkiler bıraktıkları düşünülmüyor belli ki, ama WordPress bize bunları uygun görmüş. Bana sorsalar, her şeyi hafif kuyruklu ve yeterince karakterli Georgia ile yazmalarını söyleyebilirdim.

Helvetica’yı ise hala sevmiyorum ama artık kendisine saygım var.

Arz ederim.

Yazar: bellatrixbegins

twitter, instagram: @bellatrixbegins kişisel blog: www.bellatrixbegins.blogspot.com Daha ne diyem, Mahmut mu diyem? (DEDİ)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s